Friday, September 17, 2004

Topaç

Çocukken hatırlarım ipini çevirip beceremezdim, ipini çekip, yere attığımda dönmezdi hiç... Önce popo üstü düşer, ardından yuvarlanır benden uzak bir köşeye doğru yol alırken, sanki bir şey düşünmüş de birden hatırlamış gibi kararlıca dururdu. Bu yüzden "topaç" deyince çocukluğun güzelliğini (dertsiz, tasasızlığını) ve başarısızlığın verdiği hüznü birlikte anımsadığımdan, damağımda ekşimsi bir tatlılık duyumsarım. Vişne reçeli gibi...

Oysa topacı hep çok sevmişimdir. Diğer çocuklar -genellikle erkekler- çevirdikleri zaman heyecan ve istekle onları izlerdim. Sonunda ben de bir topaca kavuşmuştum. Önce ipini sarmayı öğrendim. Çünkü bu iş bile o kadar kolay değildi. Düzenli, sıralı ve birbirinin üstüne çıkmadan kalından inceye vücuduna sarmalısınız topacın ipini. İp bir sevgili gibi vücudu sarmaladığında ilk iş tamamdır. Sıra onu hızla yere fırlatmaya gelmiştir. Ama her denememde başarısızlığa uğrayınca, korkarak atmaya başladım. Bilirsiniz korkunun olduğu yerden, başarı alır başını gider başka diyarlara. Korkuyordum çünkü her yere düşüşünde ona bir şey olacak diye ödüm kopuyordu. Ona acı çektirdiğimi düşünürdüm. Diğer çocukların topacı zevkle kıvrıla kıvrıla dönerken, benimki yere hızla çarpıp yuvarlanıyor, sanki benden kaçıyordu! Haksızlıktı bu. Ona dönme zevkini tattıramadıktan sonra neye yarardı ki topaç olmak? Onu yerden alıp bir öpücük kondurup, odamın en güzel yerine koyduğumu hatırlıyorum son yere çakılışında...

Hala odamın en güzel yerinde çevrilmeyi bekler durur. Çocuklara daha çok yakıştığından mıdır, büyük dediğimiz insanların çocukluklarını çoktan kaybettiğinden midir, elime almadım hiç. Orada  küçük bir elin dokunuşlarını bekler durur...

Girne gül ÇELEBİ ULUÇAY
1 Eylül 1996

1 comment:

markandres9614 said...
This comment has been removed by a blog administrator.