Monday, March 06, 2006

Parmağımla Burnuna Biiip Yapınca


Parmağımla burnuna biiip yapmak isteyince, parmağımı beklemek yerine sabırsızca-muzurca burnunu parmağıma değdirmene bayılıyorum...

Şuanda tam da şu saatte uyuyorsun, melekler gibi, arada dudakların emme hareketini yapıyor, gözlerin kırpışıyor, içerde göz bebeklerin dönüyor da dönüyor, rüya görüyor olmalısın. Kokluyorum seni, misss gibi kokuyorsun. Doyasıya içime çekiyorum, oohhh diyorum, dünyada bundan daha güzeli olamaz diyorum... bu anı da bir çok an gibi dondurmak istiyorum, sonsuza kadar yanımda taşımak, canım istedikçe çıkarıp bakmak, koklamak, doymak sana...Nasıl bencilce bir duygu bu, nasıl sinir oluyorum kendime.

Odadan çıkmak istiyorum ama sen bu hışırtıyla uyanırsın diye kalakalıyorum orada. Zaten girerken kıpırdamıştın, korkmuştum uykun yarım kalacak diye. Seni bebeğim, seni kendime ait sandığım bu güzelliği, içimden söz veriyorum her daim özgür bırakacağım. Kendimden korkuyorum çünkü, kendimin sanıyorum ya seni, bana ait değilsin sen, bu yanılsamadan kurtulmalı, kurtulmalı ve seni sana bırakmalıyım zamanı gelince... Elimi hiç üstünden çekemem, bunu bekleme benden bebek ama sana şu kirli dünyada güzel bir gelecek bırakabilmek için elimden geleni yapacağım, sana söz bebek...

Cincim


Ada'nın kucak istemesinin hep bir sebebi var, istediği şeye ulaşmanın haklı gururunu yaşar durur o zaman, gitmek istediği yöne çekiştirir, gidene kadar da en tiz çığlıklarını atarak... ya bir priz ya yükseklerde duran bir eşya, bir dolap üstü vs...

Merdivenleri tırmanmasın diye (şimdilik) merdivenin önüne iki sandalye koyduk koyalı küçük hanım tiz çığlıklar üretti. Evde, herhangi bir çekmeceden çocuk çorabı çıkabilir, ya da bir şampuanın kapağı koltukta sizi rahatsız edebilir...

Aslında miniğimin üç dişinin birden çıktığını farkettim bu sabah böylece huzursuzluklarının da kaynağı belli oldu.

Dün nasıl olduysa bir ara TV'nin arkasına geçerek cd'leri dağıtmış, bununla kalmayıp hepsini incelemiş ve kasetlerden birinin bandını çıkarmış içinden. Önce kasedi kurtarabilirim umuduyla elinden aldım, sonra mutsuz olduğunu görünce de beraberce kasedi sökmeye başladık, eğlendik epeyce. Napalım olan Senem Diyici'nin akustik gitarı bol kasedine oldu.

Akşam biz sofrada otururken Ada'yı da aldık yanımıza, ayrıca ben yedirdim sonra ama bizimle yemeğe otursun istedik. Soslu makarna vardı, biz ona sossuz verdik tabiki de... Afiyetle oynadı durdu, çatalı batırıp yemeğe çalıştı, keyifliydi oldukça, bir kısmı da halının üstüne atıldı itinayla ne ben ne de Habip takmadık hiç, saçsın döksün özgürce, o salak cümle yankılandı şimdi kafamda, "kirlenmeden büyüyemem"...

Banyoda işim vardı biraz, tabi küçük hanımı da götürdüm, kapı kapanmadığından arkasına sepet dolusu çamaşırı da koydum. fakat zorlayıp açınca ben de banyo dolabını açtım oyalansın diye, amacı kapıdan kaçıp, merdivenleri geçip, karşıdaki kendi odasında duvardaki boyaları sökmek ve yemek...Eh tabi engellemeye çalışıyorum mümkün olduğunca.

3 mart 2006

Wednesday, February 22, 2006

Ada, Seda, Tunga :) /Minik Bir Gezinti/5 Şubat 2006



Pazar günü öğleden sonra Seda Tunga'yı aldı ben de Ada'yı ve küçük bir buluşma gerçekleştirdik. Yürüyüş yaptık, Bolulu Hasan Ustaya gittik önce. Ada ortamın ekosundan faydalanarak tiz çığlıklarını attı önce, Tungacım dikkatle Ada'yı süzdü bu arada. Sonra Ada Tunga'nın elini tuttu. Ardından bir su şişesini paylaşamadılar ve bir su daha alarak olayı çözümledik. Tunga bey, yakışıklı küçük bir beyefendi, annesi baban nerde diyor "kase" gibi bir yanıt alıyor. Annesi soruyor o cevaplıyor, çok çok sevimliydi, konuşmalarına bittim. Otomatik kapı ile pek bir ilgilenen Ada, her defasında burnuna çarpan kapı ile yere düşse de bu darbeler onu yıldırmadı. Bu arada Seda'nın sesi çok güzel arkadaşlar, Bolulu Hasan Ustada müzik yayını yaptı canlı canlı oradan biliyorum.
Sonra da pastane sahiplerine müzik yayını yapmazlarsa kendisinin müzik yapabileceğini söyledi...

Sıra Tunga'nın otomatik kapı keşfindeydi, artık biz çok yorulduk ve dedik kalkalım... Ve Toys r us'a doğru yola koyulduk. (öyle çok uzun kilometreler değil arkadaşlar, ama çocuklar olunca, metreler uzuyor da uzuyor) Toy r us kısmısı çok daha eğlenceliydi. yürüyen robotlar, uzaktan kumandalı arabalar, toy box kutusuna dört minik elin balıklama dalışı...  Bu arada Tunga oyuncak bebeklerden birinin emziğine sulandı, içerden çıkarıp emmeye çalıştı, çok ama çok sevimliydi. Zaten yanakları, ciddiyeti, annesine verdiği cevaplar ile o kadar sevimliydi ki anlatamam. Kızımın peşinden bir ara Efii diye koşturdu. Efii (Efe) kuzeniymiş, bu bizi sevdiğini benimsediğini gösteriyordu. Küçük çaplı alışverişimizi de yaptıktan sonra eve dönüş vakti geldi. Ter kan içinde eve döndük. Seda bize yolda yardım etti. Ada hanımı taşıdı. Çok teşekkürler Sedacım...

Sedacım çok güzel bir mini gezinti oldu, ben çok memnunum kendi adıma, ayrılırken Tunga da çok üzüldü zaten, tekrarını diliyorum...

Seda'dan:

Evet mini buluşmamız harika geçti. Kısa ama minikler ve bizim için çok keyifliydi.
Girne çok güzel anlatmış, bunun dışında beraber geçirdiğimiz zaman sanki sık sık görüşüyormuşuz da o gün de buluşmuşuz gibiydi. Birbirmizi sadece bir kere gördüğümüz halde biz de çocuklar da hemen kaynaştık.

Ada çok sevimli bir bebek, gözlerinde tatlı bir bakış var ama yüz yapısında kaşları çatık. Bu da çok sevimli yapıyor onu. Hele astronot tulumu içinde badi badi yürürken görmelisiniz. Bir de çok cesur, meraklı, düşmüş kalkmış hiç umurunda değil, dümdüz gidiyor.
Oğlum Ada'ya bayıldı, Girne yazmamış ama Evi'den vazgeçip Ada demeye başladı hemen.

Akşam Tunga'yı uyuturken Tungacım neler yaptık bugün dedim, başladı anlatmaya A-da A-da,

ilk fırsatta evde buluşup oyun arkadaşlığı yapmalarını istiyorum.

Balık Kıpırtısı

8 Eylül 2004
Birkaç gündür bebegğm kıpırdıyor ve soranlara tanımlayamıyordum. Harika bir duygu diyordum sadece...
Şimdi buldum :
Denize dalınca balıklar deger ya vücudunuza, kaygan ve hoş bir duygu bırakır insanda, işte tam da böyle bir duygu, artık tanımlayabiliyorum ;)

Bayıldıkların...







Her tür kartın kutu,
Anne sütü,
Müzikli oyuncaklar,
Annenin saçından tokasını alıp kaçmak :)
Bulaşık makinesini boşaltırken, kapağın üstüne çıkarak mutfak tezgahına ulaşmak,
Şurup şişeleri,
Kağıt kemirmek,
Meyveli yoğurt kutusunu saatlerce elinde tutmak,
Tek başına yürümek (özgür ruh)
Tek başına oynamak,
Her şeyi oyuna çevirmek,
Tarhana çorbası,
Babanın kucağında en yukarılara uzanabilme lüksü,
Tam olarak 1 koca ekmeği kemirmek, kemirmek,
Herhangi sıvası kalkan bir duvarı soymaya çalışmak ve hatta sıvaları mideye indirme çabası,
1 lt'lik süt kutusu,
Şampuan, krem, kolonya şişeleri (dolu olması daha makbul),
Saklambaç oynamak,
İçiçe takılmış legoları sökmek,
Sehpadaki her şeyi atmak,
Anneyi ısırmak yada ıpıslak öpmek,
.......

Tuesday, February 21, 2006

GADİ GADİ



9 Ocak 06 Pazartesi

Geçtiğimiz Cuma anneannene gittik fıstığım. Evde bayram temizliği vardı çünkü. Bilgisayarda kendi resimlerini gösterdik sana, ilgiyle baktın. Birden babanla senin resmin göründü, sendeki tepki: gadi gadi diyerek resme atlamak oldu :) Tüm gün koşturdun geniş alanda. Akşam ısrarlar üzerine kaldık. Yerini yadırgadın yine sanırım ya da azı dişlerin gelmekte olduğundan uyuyamadın dolayısıyla uyuyamadım. Balım benim, al yanaklı, sırma saçlı tatlım benim.

Cumartesi kahvaltı sonrası, anneannene geldikten sonra kuaföre gittim, rutin işlerimi hallettim. Neyseki artık anneannenle kalabiliyorsun :) Bu arada annem, babam ve Burak'a olan ilgin ve sevgin beni çok mutlu ediyor. Anneme hele resmen kur yapıyorsun, yaramaz yaramaz gülüyorsun, oyunlar yaptın, inanılmaz bir iletişimin var. İnsanları çok yadırgamıyorsun ama sevmediklerine asla gitmiyorsun. Fındığım, baban okuldan geldiğinde seninle ilgilenmezse eğer, sen de onunla ilgilenmeyerek tepki koyuyorsun.

Cumartesi akşamı taksiye atlayıp tertemiz evimize geldik, extra poşetlerimizle :) Babanla kucaklaştın, uyuduk rahatça, deliksiz. Sabah kahvaltımızı yaptık erkenden, sonra oynarken, babanın odasının kapısı açıldı, sesi duyar duymaz, gadi gadi diyerek tepki verdin. Baban “baba” demeni çok istiyor ama o kadar çok gadi dedi ki sana, onun adı artık GADİ :) Hatta gadi gadi. Bana ise bazen anne, bazen de enne diyorsun :)

KOLKOPARANUS :P



25 Ocak 2006 Çarşamba

Kollarım ağrıyor evet hem de çok. Artık iş bile yapamaz duruma geliyorum neredeyse. Bir zamanlar dinazorus vardı, yarışma ya da bilgisayar oyunuydu sanırım. TV'deydi, çok sevimli dinazorlar vardı. Kafakoparanus, ezergeçerus vb. diğerlerini hatırlayamadım şimdi. Senin adını artık “kolkoparanus” koyduk. Zira kollarım tutmuyor artık. Seni kucağıma almakta zorlanıyorum.

Bisküvi gibi kokuyorsun bu aralar, babana söylediğimde sen en iyisi rejim falan yapma dedi bana :P

Gazoz kapağı suratlım benim, geçen gün komşumuzla konuşurken, kucağındaki misafir bebeği uzaktan sevdim, sen de o arada benim kucağımdasın. Ben o bebeği severken, çenemden tutup kendine çevirirken yüzümü, aynı zamanda da eğilip en sevimli gülümsemeni takınarak bana bakıyordun. Çok komikti halin. Kıskandın sanırsam.

Yazmadan geçemeyeceğim, Mine ablalar geldi geçen akşam. Sana harika bir elbise almışlar, doğum günün için. Giydirmemle duygulanmam bir oldu. Büyüyorsun be bebek.

Şu ara sürekli söyleniyorsun ve her şeye cevap veriyorsun. Hiç anlamıyorum, hatta bazen kızıyorsun ben anlamayınca. Favori oyunumuz saklambaç...

İlk kitabın olduğundan mıdır, baban her akşam sıkılmadan sana okuduğundan mıdır, yoksa ilgini dağıtmak istediğimizde “pamuk prenses ve yedi cüceleeeeeeer” deyip seni yanımıza kolayca çağırdığımızdan mıdır, sen bu hikayeyi çok seviyorsun daha şimdiden. Diğer kitaplara onun kadar ilgi göstermeyişini ben bu nedenlere bağlasam da baban “pamuğum” diye sevmesine bağlıyor. Bir de nereden gördün bilmiyorum, sayfalarını tek tek açıp bir de yüzüne yaklaştırıp sesler çıkarmana ya da ben aaa napmış pamuk prenses dediğimde yanıt vermene hasta oluyorum. Gerçi haşatı çıktı kitabın ama şükretsin haline, sayfaları kalın olmasaydı çoktan kemirilen mateyallerin yanını boylardı çünkü...

Geçen gün teyzeme gittik, onun ikizleri var. Ben onları hala bebek sansam da ikinci sınıfa geçtiler, abla oldular yani. Sen doğduğunda beni arayıp, aç da TV'de sihirli annemi izlet, canı sıkılmasın demişlerdi :D  Şimdi de sırayla sana küstüler, önce Busenur'a tesadüfen aba dedin, Sudenaz'a dedirtemedik sana, küstü. Onu barıştırana kadar akla karayı seçtik. Derken bu kez diğerini öptün, Busenur küstü. Bir yandan da kucaklarına almamaları için onları kısıtladım tabii...
Döndü ve bana şöyle dedi:
“Ben de bebek yapacağım ve sana sevdirmeyeceğim....”
Zaten bu bıcırlar bana “evlenme sakın” diye az baskı yapmadılar. Evlenince ablamız olmayacaksın, anne olacaksın, bakımsız olacaksın. Bizi değil bebeği seveceksin. Ben de onlara canım hemen çocuğum olmayacak demiştim, duruma bak. Kehanetleri bir bir çıktı kızların...
Sevgiyi dengelemek ne zormuş meğer...

Arzu Teyzenin Hediyesi :)

1. GELENEKSEL DOĞUM GÜNÜ YAZISI :)



Öykü Ada 1 Yaşında...

Senden Öncesi Var mıydı, Hatırlamıyorum...

 Bir küçük aşk hikayesi bu, avuçlarımda atan minik bir kalbin “ÖYKÜ”sü bu. Dünya üzerinde hep kendimi “ADA”yabileceğim, kaçabileceğim, sevebileceğim, soyunabileceğim, “ÖYKÜ”nebileceğim, sığınabileceğim “ADA”mın “ÖYKÜ”sü bu.

Evet daha dün gibi meleğim, daha dün gibi seni ilk gördüğümde CİN gözlerle bana bakıp, yanağıma yapışıp emmeye başlaman daha DÜN gibi. BUGÜN doğumgünün. YARIN ise ışıldıyor bana tüm haşmetiyle, senin varlığınla parıldıyor hayat.

Daha dün gibi, ilkokulda andımızı okurken “varlığım varlığına armağan olsun” diyoruz hep bir ağızdan, bu cümle ne anlama gelir bilmezken ve varolmak dayanılmaz hafifken. Sonra evcilik oyunu mu yoksa evlilik mi, ağırlaşan sorumluluklar, ebeveyn olabilme durumu. Şikayet etmiyorum hiç söylenmiyorum, oysa söylenmeyi ne çok severdi annen, eskiden...

Büyümek ağır bir tokattı ya hani, babamın küçük kızıydım ya hani, “anneyim” artık. İçimde, bilmediğim bir yerlerde birşeyler kabarıyor, taşmak üzere beni zorluyor. İfade etmekte zorlanıyorum., “anne”yim diye haykırmak istiyorum, “anne”yim.

Hani gecikmiştim ya hayata, küstürmüştüm ya saksıdaki laleyi bile kendime, hani hayallerim vardı, senin verdiğin güç ile hepsine ulaşıyorum şimdi bir bir. Babanla ilk günden beri “uğur böceğimiz” dedik sana, gerçekten de uğur getirdin hayatımıza. BİZİM ÖYKÜMÜZ çok güzel kızım, sen çok güzelsin, seninle daha ne güzellikler yaşayacağız kimbilir...

“Küçük Hayat”, gücü “Büsbüyük Hayat”, kolları sarmaşık, yanakları gül kızım, bedeninin bende uyandırdıklarını bir bilebilsen. Bir bilebilsen nasıl zorlanıyorum yazıya dökerken hislerimi balığım. Senden öncesi var mıydı hatırlamıyorum...

Hani kızım, 1 olmazsa eğer, bir sürü sıfıra dönüşür trilyon, 1 yaşındasın, tam 1...

Büyüyeceksin, göreceksin, her şey hızla küçülecek, sen büyüyeceksin. Sen doğduğunda benim için her şey hızla küçüldü işte fındığım. Mercimek kafalı taptatlı kuşum, önce karnımda attı, sonra avuçlarımda minik yüreğin. Şimdi aldım yüreğimi bıraktım senin minicik avucuna usulca.



Varlığım varlığına....

Anneyim Ben

Annelik uzun ve zahmetli bir uğraş. Keyfine diyecek yok tabi ki :)
Gün bizim için, Öykü Ada'nın küçük beşiğimsi yatağını üst kattan
yani yatak odamızdan aşağıya salona indirerek başlamakta. Bahsettiğim
gün, güneşin "ışıklarıyla camımızın aydınlanması durumu" yani benim için gün
hiç bitmemiş oluyor, zira gecede en az üç kez emzirmek üzere kalkmaktayım. Gece
yalnız emzirmekle kalmıyor, göğüste kalan süt sağılıyor, ardından alt temizliği ve son
olarakta o cin gözlerle bakan çitlembiğin uyuma seramonisi. Dolayısıyla gün benim için hiç bitmeyen bir
döngüden ibaret oluyor.

Sonra ver elini işyeri, öğleye kadar koşturmaca, yemek arası tabi ki önce süt sağmak üzere arşiv odasına gidiş, yine sarıkız iş başında :)

Ardından tekrar iş dünyası ile boğuşmaca, günde en az 4 kere evi arayış, ardından tekrar sarıkız durumları ve saatler 5 'i gösterirken, Sindrella misali eve ışınlanmak üzere trafiğe çıkış...

Yorgun ve yoğun günün ardından gülücükleriyle çitlembiğim, pıtırcığım karşımda, kollarımda, göğsümde, sütünü ilk elden emmekte, sıcak ve keyifle.

Çoktan unuttuklarım var;  film izlemek, sinemaya gitmek, deliksiz ve kesintisiz uyumak, tek kişilik düşünmek, bir iki kadeh atmak, çayımı son damlasına kadar içmek, yürüyüş yapmak, oradan markete uğramak,
akşama arkadaşlarla takılmak,iş çıkışı alışveriş merkezine takılmak vs. vs.

Çok mu dramatize ettim bilmiyorum ama 0-3 yaşında kişiliğinin oluştuğunu düşündükçe başım dönüyor, başlıyorum her hareketime dikkat etmeye. Televizyonu kapıyor, müziği açıyorum, sesimi yükseltmiyorum.
Habip'e karşı, hareketlerime şimdiden dikkat ediyorum, onunla sürekli konuşuyorum.

Tel sarar kızım tel sarar diyecek daha ve emekleyecek daha, ek gıdalara başlayacak daha ve bu dahalar hiç bitmiyor. Süt veriyorum besinlerime dikkat etmeliyim, kilo almak umurunda olmamalı- et-süt yumurta meyve ye babam ye,sinirlenme, üzülme, strese girme, süt kanalların tıkanır...

Fotoğrafını az çekmeliyim, gözleri zedelenir, güneşe çıkalım ki d vitamini alsın. Ben anneliğin bunca önemli olduğunu bilmezdim hiç. Bilmezdim bir İNSAN yetiştirmek bunca zor olsun. Bu meşakkatli yolda
çığlık atmadan, onun her sıkıntısı bana gelsin demeden bir günümün dahi geçmeyeceğini bilmezdim.

Bilemezdim o gülünce tüm yorgunluğum kuş tüyünden daha da hafifleyecek, uçacak bütün kaygılar. Gece birden telaşla uyanıp "nefes alıyor mu?"lara dalmazdım, tek kişilik hayallerim uzaktan el eder oldular kahkahalar atarak...

Hayat bir tangoydu önceden, iki kişilikti ve ben istediğim figürü yapmakta serbesttim, kah havalara sıçrıyor, uçuyordum, kah yerlerde kayarak ilerliyordum, sonra canım isteyince duruyor, boş boş tavana bakıyordum mesela, müziği taaa iliklerimde hissediyor, kafama eseni yapıyordum. .. Ama ya şimdi?

Şimdi şunu anladım; hayatta mesela hiçbir şey yoksa bile her yer rengarenk görünebiliyor gözüme, yalnız Öykü Ada nın varlığı yetiyor buna ve damarlarımdaki kanın akışını hızlandırıyor, motivasyon, güç ve enerji katıyor ve bütün bunları küçücük bir prenses yapıyor...

Pıtırcığım, dünyayı algılamaya ve keşfetmeye çalışıyor bu aralar, gülücükler atıyor etrafa. Konuşmalara tepki veriyor. Onu seviyorum demek çok kof ve boş geliyor. Yaşadıklarım tam bir AŞK çünkü.
Sen hep ama hep gül kızım. GÜL ki dünyalar benim olsun...

11 nisan 2005

Monday, February 20, 2006

Yaramaz

Saturday, February 18, 2006

Bugün

Lego Sevinci :D


12 Kasım 2005

Hastayız :(

Bir süredir önce kızım ardından annesi yani ben hastalandığımız için hayat durdu sanki neyse ki Ada kızım iyileşiyor, ben de daha iyiyim. Gene böyle günlerde çalınan ilk kapı annenin kapısı oluyor, iyi ki varlar...

Ada ile ilgili bir kaç şey yazmak istiyorum yoksa unutacağım:

Bir gün yerde oturup onunla oynarken birden saçımdaki tokayı alıp kaçtığını gördüm,
-Aaa tokamı kim aldı, Ada ver tokamı
diye seslenip arkasından koşunca, kahkahalar attığını görünce, biz de bunu oyun haline getirdik. Neyse her aklımıza gelince, daha doğrusu Ada her alıp kaçtığında bu oyunu yapıyorduk ki, dün gece her zamanki gibi tokamı alıyor getirip bana veriyor, bir baktım, bana vermek yerine avucuma koyup geri çekiyor, ikinci bir oyun yapıyor, neredeyse her dakikayı oyuna çevirmekte üstüne yok... Çok eğlendik yine tabiki... (yaa yazınca aynı tadı vermiyoo , nedenki acaba )

Peynirli çubuk kraker favori atıştırmalığımız (zaten şimdilik başka abur cubur  vermiyoruz). Neyse, çubuk kraker ya da elinde her ne varsa, mutlaka bi kendi ısırıyor ,bi de bana ya da babasına veriyor ya da eve gelen herhangi birine... Hatta bazen kendisi lokmayı ikinci kez alınca hatırlayıp ağzından çıkarıp veriyor... Paylaşmayı seviyor benim kızım...

Bu arada hastalandığı için doktora gittik, gerçekten hasta olan Ada hanım, performansından hiç bir şey kaybetmemişti. Doktorun odasındaki her şeyi tek tek inceledi, elledi, gerekenleri ısırdı hasır kutuların kapaklarını açıp içlerini kontrol etti...

Bugün de diş doktoruna gittik, yalnız korkunç bir trafik vardı. Acıbadem- Caddebostan arasını 1.5 saatte aldık, sanırım herkes trafikteydi bugün. Annem arkada Ada ile oturuyor... Pardon oturmuyor, Ada kıpır kıpır, derken sıkılıp ağlıyor, Girne uygun bir yerde sağa çekiyor, Ada hanım direksiyon mahallinde karınını doyuruyor, derken yola çıkılıyor. Ada hanım arka koltukta çantada ne var ne yoksa çıkarıp oynuyor, tekrar enneeeee diye ağlıyor, Girne tekrar sağa çekiyor, şoför mahallinde aynı fotoğraf... Bu böyle bir kaç defa tekrar ediyor... Güleyim mi ağlayayım mı, bilemedim...

Monday, January 16, 2006

İlk Harçlık :)

Misafirlerimiz Var


Senin tepkilerini görmek istiyorum, çocuklarla aran nasıl?
Tam da iki bebek-çocuk misafirimiz oluveriyor bayramda. Biri 4 diğeri 2 yaşında.
Sen onları öpmeye çalıştıkça ve sarılmaya kalkıştıkça biri kendini çekiyor, diğeriyse sana vurmaya yelteniyor.
Benim tatlı pıtırcığım ise, hala sevgi dolu peşlerinden koşuyor.
Koşmayı yeni öğrendiğinden "badi badi" gidişi evlere şenlik :)

Tuesday, January 03, 2006

Mercimek Kafalı Prensesim

İlkokuldayım, "Varlığın varlığıma armağan olsun" diyoruz, hep bir ağızdan okulcak.
Anlamını tam kavrayamasam da ağır geliyor bu kelimeler...
Şimdilerde içimden hep bu cümle geçiyor seni severken...
Kendimi sana adamak gibi değil de, sanki sevgi yoğunluğumu ifade edişin en güçlüsü