Tuesday, February 21, 2006

Anneyim Ben

Annelik uzun ve zahmetli bir uğraş. Keyfine diyecek yok tabi ki :)
Gün bizim için, Öykü Ada'nın küçük beşiğimsi yatağını üst kattan
yani yatak odamızdan aşağıya salona indirerek başlamakta. Bahsettiğim
gün, güneşin "ışıklarıyla camımızın aydınlanması durumu" yani benim için gün
hiç bitmemiş oluyor, zira gecede en az üç kez emzirmek üzere kalkmaktayım. Gece
yalnız emzirmekle kalmıyor, göğüste kalan süt sağılıyor, ardından alt temizliği ve son
olarakta o cin gözlerle bakan çitlembiğin uyuma seramonisi. Dolayısıyla gün benim için hiç bitmeyen bir
döngüden ibaret oluyor.

Sonra ver elini işyeri, öğleye kadar koşturmaca, yemek arası tabi ki önce süt sağmak üzere arşiv odasına gidiş, yine sarıkız iş başında :)

Ardından tekrar iş dünyası ile boğuşmaca, günde en az 4 kere evi arayış, ardından tekrar sarıkız durumları ve saatler 5 'i gösterirken, Sindrella misali eve ışınlanmak üzere trafiğe çıkış...

Yorgun ve yoğun günün ardından gülücükleriyle çitlembiğim, pıtırcığım karşımda, kollarımda, göğsümde, sütünü ilk elden emmekte, sıcak ve keyifle.

Çoktan unuttuklarım var;  film izlemek, sinemaya gitmek, deliksiz ve kesintisiz uyumak, tek kişilik düşünmek, bir iki kadeh atmak, çayımı son damlasına kadar içmek, yürüyüş yapmak, oradan markete uğramak,
akşama arkadaşlarla takılmak,iş çıkışı alışveriş merkezine takılmak vs. vs.

Çok mu dramatize ettim bilmiyorum ama 0-3 yaşında kişiliğinin oluştuğunu düşündükçe başım dönüyor, başlıyorum her hareketime dikkat etmeye. Televizyonu kapıyor, müziği açıyorum, sesimi yükseltmiyorum.
Habip'e karşı, hareketlerime şimdiden dikkat ediyorum, onunla sürekli konuşuyorum.

Tel sarar kızım tel sarar diyecek daha ve emekleyecek daha, ek gıdalara başlayacak daha ve bu dahalar hiç bitmiyor. Süt veriyorum besinlerime dikkat etmeliyim, kilo almak umurunda olmamalı- et-süt yumurta meyve ye babam ye,sinirlenme, üzülme, strese girme, süt kanalların tıkanır...

Fotoğrafını az çekmeliyim, gözleri zedelenir, güneşe çıkalım ki d vitamini alsın. Ben anneliğin bunca önemli olduğunu bilmezdim hiç. Bilmezdim bir İNSAN yetiştirmek bunca zor olsun. Bu meşakkatli yolda
çığlık atmadan, onun her sıkıntısı bana gelsin demeden bir günümün dahi geçmeyeceğini bilmezdim.

Bilemezdim o gülünce tüm yorgunluğum kuş tüyünden daha da hafifleyecek, uçacak bütün kaygılar. Gece birden telaşla uyanıp "nefes alıyor mu?"lara dalmazdım, tek kişilik hayallerim uzaktan el eder oldular kahkahalar atarak...

Hayat bir tangoydu önceden, iki kişilikti ve ben istediğim figürü yapmakta serbesttim, kah havalara sıçrıyor, uçuyordum, kah yerlerde kayarak ilerliyordum, sonra canım isteyince duruyor, boş boş tavana bakıyordum mesela, müziği taaa iliklerimde hissediyor, kafama eseni yapıyordum. .. Ama ya şimdi?

Şimdi şunu anladım; hayatta mesela hiçbir şey yoksa bile her yer rengarenk görünebiliyor gözüme, yalnız Öykü Ada nın varlığı yetiyor buna ve damarlarımdaki kanın akışını hızlandırıyor, motivasyon, güç ve enerji katıyor ve bütün bunları küçücük bir prenses yapıyor...

Pıtırcığım, dünyayı algılamaya ve keşfetmeye çalışıyor bu aralar, gülücükler atıyor etrafa. Konuşmalara tepki veriyor. Onu seviyorum demek çok kof ve boş geliyor. Yaşadıklarım tam bir AŞK çünkü.
Sen hep ama hep gül kızım. GÜL ki dünyalar benim olsun...

11 nisan 2005

No comments: