Wednesday, February 13, 2008

Özgün Bir Kız Çocuğu


Mahalle komşumuza misafir gelen Ayten’in konuşma tarzı peltek peltek, şöyle dili dişlerini yalayıp, dudaklarının arasından hınzırca çıkar şekilde beğenimi ve belki de ilgimi çekince O’nu dikkatle gözlemleyip tam iki hafta boyunca taklit etmiştim hem de hiçbir şey olmamış gibi, ben hep böyleymişim gibi... Suratıma bir garip bakan anneme, neyin var diye soran kardeşime aldırmadan üstelik...

Eee haliyle -bana ait olmayan tarzıdan- onbeş günün sonunda sıkıntıdan olacak yorulmuş, vazgeçmiştim. Kişiliğimi bulma, kendimi tanıma çabalarımdı bunlar. Belki kendime sonradan sinir olduğum için ve bu dönem uzun sürdüğü için hep özgün bir çocuğum olsun istemiştim.

Ama sanırım biraz fazla dilemişim. Bu kadarı beni bile şaşırttı! Şimdi poşet çay ile dolaşan bir çocuğum var, ya da tornavida, kabartma tozu veya pudra şekeri ile! Tabii öncesi de var. Bunları yanında taşıma huyu enteresan. Bir ayıcık ya da tavşancık olsa şaşırmayacağım ama biz, sürekli değişen garip ve aralarında benzerlik kurulamayan objelerle dere tepe gezip duruyoruz.

2 yaşına kadar neler taşıdı yanında neler? Sabun (kutusuyla olmalı, kutusu asla yırtılmamalı), şampuan (ama belli markalar), kolonyalı mendil belki de içlerinde en normal olanlarıydı. Kapaklı bir çay süzgecini bir ay boyunca yanından ayırmadı. Bunu eski moda bir mermer çakmak izledi. Üstelik ikea ziyaretimizden tutun da, parkta kayarken kaydıraktan ya da market alışverişinde-bakalım elinde bugün ne var? diye soran kasiyer ablaya aldırmadan- bize eşlik eden komik beyaz mermer çakmak.

Annemin evinden aldığı bu zavallı bozuk mermer çakmak hayatının belki de ona en değer verilen günlerini yaşadı bizimle. Hiç çantanın en kuytularına atmamıza izin vermeden, yorulmak nedir bilmeden her yere koşturdu durdu kızımın minik parmakları arasında. Hala kriz anlarında kendisini hatırlarız, saltanatı son bulsa da...

Çok değişik bir ambalajı olan bir yeşil krem kutusunu da günlerce yanından ayırmadı yine. Anneanne “izin” verdi alabilirsin deyince ismi “izim” olarak kalan bir kremcik.

Bir karakter analizi yapmak istesem sabun kolonya, şampuan ya da kolonyalı mendili baz alarak “kızım pek temiz-pak olacak” iç geçirişi ile gurur duyabilirdim ancak kapaklı çay süzgecinin içine bulduğu hoşuna giden küçük oyuncak, kukla ya da taşları ve oyun hamurunu tıkıştırınca bu fikrimden hemen vazgeçiyorum.

Eve yemek siparişi verdiğimiz bir günden kalan minik kağıt paket içindeki tuzu ise yine uzunca bir süre kendine ekuri olarak ilan edip, uzun bir süre kendisine eşlik etti özgünlük kraliçesi kızımın. Kağıt iyice yıpranıp eskiyince “yenisini alırız” deme gafletim yüzünden ağlamaya başlayınca Habip'i arayıp gelirken alıp gelmesini rica ettim. Normalde çocuklar çikolata, şeker vs. isterken biz telefon açıp küçük bir paket eşantiyon tuz istiyoruz!

Kızım market ziyaretlerimizde de, onca bisküvi, çikolata, abur cuburu es geçip zavallı bir actiregularis mayası içeren sindirime faydalı bir yoğurdu kapıp günlerce onunla yaşamaya başlıyor. Çürüyecek, etrafa dökülüp saçılacak ya da koku yapacak diye geceleri dolaba koyduğum, gündüzleri her oyun ve aktivitemize eşlik eden yenmeyi bekleyen zavallı bir actiregularis içeren yoğurtcuk!

Manav alışverişimizde satıcı amca tarafından verilen çilek ya da erik yerine yavaşça bir yeşil fasulyeye uzanıp kıtır kıtır yer şaşkın bakışlar arasında!

23 Nisan etkinliklerine katıldığımızda kulak pamuklarının olduğu şeffaf kutu bir elinde bayrak bir elinde pek komik bir manzaraydı. Şaşırıp bir onu bir diğerini sallayıp durdu benim pek enteresan kızım.

Hatırlayamadığım başka ziyaretçilerimiz de oldu, kimini ölümsüzleştirdim fotoğraflayarak, kimini es geçtim. Yine de pek memnunum evet dileğim oldu, biraz fazlasıyla oldu. Siz siz olun dileklerinizin şiddetini belirlemeyi unutmayın!

No comments: