Friday, December 18, 2009

Kişilik Değil Ama Kimlik Değiştiren Yiyecekler :o)


Bir çocuk için anne ne demek diye bir yazı vardı, oradaki şu cümleye hem güldüm hem de düşündüm, geçen gün arkadaşlarla, yani anne arkadaşlarla mail gurubunda yazışırken ortaya çıktı, ben de yazmak istedim.

Anne nedir sorusuna verilen cevaplardan biri:
"Yarasın diye muhallebinin içine ciğer katarak çocuğuna yediren manyaklık derecesinde yaratıcıdır"

Ben neler yapıyorum:

Köftelerin içine pırasaları doğruyorum minik, minik soğan niyetine hiiiç anlamıyor.

Ispanak favori yemeği, bunu şöyle başardık: İşe temel reisi izleyerek başladık, ben ona ne kadar güçlü olacağını anlattım çizgi film eşliğinde, şimdi koca bir tabak ıspanağı yiyor, tek şart temel reis izlemek. Ispanak varsa hemen temel reis cd'si konuyor :) hatta hiç ıspanak yapmıyorsun, bu yüzden temel reisi lzleyemiyorum diye sitem ediyor...

Bulgur pilavı sevmiyor, ben de bulguru ya kısır ya da mercimek köftesi olarak yediriyorum ama beraber yaparak yemeğe alıştırdım, ikimiz de önlükleri takıyoruz, ona da bir kase ve ıslatılmış bulgur veriyorum, katılacakları istediği kadar katıyor, karıştırıyor ve afiyetle yiyor :)

Cacık, asla tadına bakmazdı, onu da tamamen kendisine yaptırma yoluyla yediriyorum..

Tarhanaya ben brokoliden, karnıbahara, kabaktan bilimum zerzevatı katarak yediriyorum, ciğeri biber rendeleyerek gizliyorum ve tarhana giysisi içinde sebzeler hooop mideye :)

Yediklerinin hikayelerini uyduruyorum, elma cilde, portakal gribe, nezleye, ıhlamur hastalıklara koruyucu, uyduruyorum bazen, bazen ciddi ciddi internetten bakıp söylüyorum neye iyi geliyorsa...

Bu arada portakal-elma tadına bakmıyordu, (kızımın tadına bakmama huyu var) portakallı şeker ile alıştırdım, ıhlamuru da tıpkı çay gibi, önce bulamaç yaptığım kahvaltıya kullandım, ardından çay gibi kahvaltıda bal ile verdim, hala bayılarak içer hem de her gün, bebeğime de alıştırmayı düşünüyorum, taze annelere tavsiye ederim. Taze anne de ilginç oldu, nereden aklıma geldiyse, ben şimdi bayat mı oldum taze mi bilemedim :P

Ada'nın favori çorbası tarhana ve hiç mercimek çorbası yemezdi, mercimek köftesini yerdi arada kısır köftesi olarak bilirdi, neyse bir gün düştü, dizi parçalandı, ben de yaralar için en iyi çorbanın mercimek olduğunu uydurup, üstüne bir de masal anlattım, bayılarak yedi, daha çabuk iyileştiğine inandı, böylece alıştı.

Thursday, December 17, 2009

Adovski ve Loriş




*Annecim ben Lorin"i o kadar çok seviyorum ki, O"na hiiiç kıyamıyorum...



*Annecim büyüynce Lorin"i ayakta kucağıma alabilirim değil mi?

*Annecim Lorin çok tatlı değil mi, benden bile tatlı :o)

Tuesday, December 15, 2009

Kısa Kısa





















Friday, December 11, 2009

Hayattan


* Lorin tiz çığlıklar atıyor sıklıkla, bazen mutluluktan, bazen sıkıntıdan bazen sıkıştıran uykudan, bazen de kucak için. Bu ses tonunu seviyorum ve bitmesin hiç istiyorum :o)

* Kafasını yattığı yerden kaldırması yok mu daha komik bir görüntü olamaz.




* Artık oturabiliyor Lorin kısa süreli de olsa ve eline verdiğimiz bir şeyi tutup oyalanabiliyor, özellikle ses çıkaran bir obje ise bu çok işe yarıyor.

* İlk bebeğimde kendimi sudan çıkmış balık gibi hissederdim hayata karışınca, şimdi daha bir hızlıyım sanki dünyaya daha çabuk adapte oldum...

* Geçen hafta perşembe günü okula gittim, tez için hocamla görüşmeye. Her gittiğimde kendimi iyi hissediyorum okulda, sanki ait olduğum yerdeyim, hiç dönmek istemedim, ikinci kez anne olduktan sonra kendimi daha güçlü hissediyorum bir de, daha iyi, zengin...



ADAca

Ada: Kendi kendine oyalamayı öğrenmek zorundasın Lorinciğim...(tiz çığlıklar atan Lorin"e hitaben, yalnız Ada hanım henüz öğrenemedi bunu :)

Ada: Anneciğim sen iyi anne olduğun için bu stickeri kazandın :o) (alnımın ortasına yapıştırdı :)

Tuesday, December 01, 2009

Çocukluk Hayatın Cennetidir





Monday, November 23, 2009

Günlere Dair Küçük Notlar


* Bazen gücümü yitirdiğim oluyor ama miniklerimden güç topluyorum, duvara her tosladığımda Lorin"in kokusunu içime çekiyorum, yeniden enerji doluyorum, güçleniyorum, bu minicik bedenin yaydığı ışıltı gözlerimi kamaştırıyor.

* Lorin hanım insanı şaşırtan bir hızla büyüyor. Ona bakarken, onu severken duygulanıyorum, bazen hiç büyümesin, kollarımdan ayrılmasın istiyorum, annece bir duygusallık işte, zannederim hormonlarım hamilelik, logusalık derken atlatamadılar garipler, her şeyi kendilerine dert eder, ağlama moduna geçer oldular, bu ne ya. Sanırım ben artık sulu gözlülükten kurtulamayacağım, zira içime işledi.

* Lorin baş parmağını sonuna kadar ağzına sokmak suretiyle keyifle emmeye başladı bir süredir. Hiç hazetmediğim emziğe başlamasını bu nedenle istedim ama çok da başarılı olamadım, zira parmağını memeye tercih ediyor minik kuzu... Benim de kafam karışık, o plastik şeyi mi alsın yoksa parmağına devam mı etsin

* Ada okula gitmek istemiyor bazen, ne zaman sevecek okulu merak ediyorum... Okulu sevmemesi beni üzüyor, çünkü gitmek zorunda olduğu bir yerden hoşlanmaması benim onu her sabah götürürmem içimi acıtıyor...

* Çikolata ve maydanoz çok iyi gidiyormuş, geçen gün kurabiye ve poğaça yaparken Ada denedi ve zorla bana da tattırdı, valla fena değil :)

*Eskiden, evime gelip yorganı başıma kadar çekince, kendimi en korunaklı yerde hissederdim, tüm dertler tasalar dışarıda kalırdı, bu çok önceydi, depremden bile önce. Sonra deprem oldu, sonraki her yıl her an olabilir dediler, İstanbul yerle bir olur dediler, her kafadan bir ses çıktı, fay vardı - yoktu, tetikledi, vs.di derken, domuz gribi var artık, üstüne bir de GDO geldi, kaçacak köşe kalmadı. Ne cep telefonu ne de baz istasyonu vardı eskiden, ne de genetiğiyle oynanmış bir yiyecek, çocuklarım adına ve çevre adına çok kaygılanıyorum....

* Bir de her kafadan bir ses, her kafadan başka bir açıklama çıkmıyor mu deliricem, bilim kurulu olmalı bir ülkenin, açıklama yapmalı, aşı olmalı mı, olmamalı mı, neden ben aşının içeriğini öğrenmek zorunda kalayım, ya da hasta olmak pahasına beni korkutan aşıyı yaptırmayı göze alayım, ya da almayayım, off sıkıldım ya.

Hemen konuyu dağıtmalıyım:


Hasta Olacağım

Ada: Anne yarın okula gitmeyebilir myim?
Anne: Neden?
Ada: Hasta olacağım da, sırtım ağrıyacak...


Şişko

Ada: Anne, ben cips yemem ve kola içmem, çok yemek de yemem, hem zararlı hem de göbeğim büyür, şişko ve çirkin olurum


Büyükler

Ada: Öğretmenim, bu pano hep üstümüze düşüyor, büyükler bilmiyor mu? neden sağlam
yapmıyorlar? hiç anlamadım (anaokulu öğretmeni anlattı)


Kardeş

Ada: Anne ben kardeşim olmadan hiiiç yaşayamam


Karınca

Ada: Anne karnıma karıncalar geliyor mu
Anne: Hayır
Ada: Ama çok yemek var oradaaaa (yere kırıntı dökme, karıncalar gelir dediğimden :)


Okulda

Ada: Anne okulda bana Ezgi cırtlak dedi, bir de bir arkadaşım kanka dedi..


Dahil

Ada: Anne oyun oynayalım mı
Anne: Olur Ada
Ada: Anneee sen bir dahilsin


Thursday, October 22, 2009

Dünyanın Kapısı




Enteresan Çözüm :)

Ada banyoda canhıraş bir şekilde bağırıyor, çığlıklar atıyor:

Ada: Anneeeeeee, sakın kapıyı açma, içeri gelme ve burnuma bir şey sorma!
Anne: Kızım neden?
Ada: Anne lütfen bana bant getir ama lütfen neden diye sorma
Anne: Ama Adaaaa!?
Ada: Anneee yaaa, dediğimi yap, bant getir lütfen, nooluuuuurrr

İçeri girdiğimde manzara şuydu:
Ada elini yüzünü yıkarken her yerini özellikle de eteklerini ıslatmış, ıslanan eteğe ben kızarım diye tuvalet kağıtlarından toplar yapıp sarmış ve sardığı yerleri de bantlar takarak kurutmak istemiş :)


Yaşlanma Meselesi

Bugünlerde çizgi filmlerden duyduğu (belki de arkadaşlarından) benim hiç bahsetmediğim ölüm ile ilgili soruları soruyor Ada hanım. "Annecim, hiç yaşlanmak istemiyorum, ölmek de" diyor sıklıkla. Hatta hızla büyümek isteyen Ada artık yaşlanmamak için büyümek dahi istemiyor, "hep böyle kalalım annecim, sen böyle, babam aynı, ben aynı ve Lorin de bebek kalsın"...


Dünyanın kapısı

-Annecim dünyanın kapısı var mı, isteyince çıkabilir miyiz dışarı!


Mail

Ada kızım gmailden bir mail aldı ve artık mail atıp, gelen maillere bakabiliyor, beğenmediklerini de çöp kutusuna yolluyor. Eklediği mail adresleri ise, İlayda, Burak, Emre, Elif, babası ve ben.

Thursday, October 15, 2009

Ada ve Arkadaşları


Ada'nın yeni okul arkadaşları Yağız ile birlikte Selin'in misafiriydik...
(Dikkatinizi (üçüncü fotoğraf) kedi delisi kızımın elindeki kitaba çekmek isterim:)








Okul bahçesinde Ada ile arkadaşları...



Sabah Sabah






Sabah Ada'yı okuluna bırakırken, okul dışında sokağı temizleyen görevliye çok özenen Ada hanım, amcaya melül melül bakarak şöyle dedi:
-Anne ben büyüyünce "sokak süpürücüsü" olacağım :)

(Ev hanımı, ressam, tamirci, anneanne ve benzinciden sonra kızımın seçtiği meslek)

Monday, October 12, 2009

Hafta Sonundan Kareler





Ada ile yaşıt bir oğlu olan arkadaşımla sohbet ederken evde çok sıkıldığını söyledi oğlu için. Ben de "neler yaparsınız evde" diye sordum. Birşeyler söyledi ama genelde benim işim oluyor, çocuk da tv ya da pc başında dedi. Park? dedim, "ben sıkılıyorum öyle orda salak salak dikilmekten" dedi. Birden kafama bir balyoz indi, daha önce hiç böyle düşünmediğimi dahası hissetmediğimi anlamamla birlikte! Amiyane tabirle ben hayatımın neredeyse 4-5 yılını salak salak dikilmekle geçirdim, bu kafayla Lorin hanımı da hesaba katarsak bir 5-10 yılım daha parklarda geçecek, salak salak dikilerek. Arkadaşım ekledi, "şöyle kafe mafe gibi bir yer olsa, bir şeyler içecek ya da sohbet edecek birileri o zaman olabilir" diyecek oldu, yanıtlamadım, baktım öyle suratına. Oysa parklar çocukların bence en keyif aldıkları, özgüvenlerinin oluştuğu, koşup oynadığı enerjisini boşalttığı yerlerdir. Ada için park deyince tüm planları değişir, hemen gidelim diye diller dökülür, ben ise salak salak dikilmekle kalmaz onunla kum vs. ile oynarım. Bu kum iyi bir şey insanın tüm enerjisini alıyor valla :o)

Tuana ile haftasonu parktaydı Ada, bir de arkadaş olunca yanında tadından yenmez bu park :o)

Thursday, October 08, 2009

Okul Fobisi




Öğretmen bir anne babanın çocuğu olarak ben hiç okul "korkusu, fobisi vs."si yaşamadım. Kardeşlerim de aynı şekilde. Annemin okuluna gide gele okumayı 5,5 yaşında öğrendim. Sonra okumayı bildiğimden, sınav ile direk ikinci sınıfa geçtim. Annem ile aynı okulda olduğumdan, öğretmenlerle yakın ilişkiler kurabilmiş, öğretmenler odası denen, öğrencilerin rahatlıkla giremediği odaya, elimi kolumu sallayarak girebiliyordum. Rahattım yani.

Açıkcası okul sevdiğim bir yerdi benim, ölesiye sevdiğim arkadaşlarım vardı, tuvalete giderken dahi asla ayrılmadığım :) okulun çevresini defalarca tavaf ederdik, istediğim her an annem yanımdaydı, aşıdan korktuğumda anneme sarılarak aşı olurdum, gözyaşlarımı o silerdi, mutluydum, okul bitmesin isterdim. Hala da öyleyim itiraf edeyim :) En sevdiğim ders matematikti, hala da öyle.

Ama gel gör ki, kızım okulu sevmiyor, "ne zaman karşı komşumuz gibi evde oturacağım?" (ev hanımı komşu teyzemize özeniyor), ya da "anneannem gibi emekli olacağım zamanı iple çekiyorum" ya da "okul işleri ne zaman bitecek?" "beni neden anneannem okutmuyor?" diye türlü sorular soruyor, "okulda seni özlüyorum" diyor... Diyor da diyor, beni üzüyor da, üzüyor...


Monday, October 05, 2009

Cadde





Cadde

Sabah uyanan Ada heyecanla bağırır;

Ada: Annnnnnnnneeeeeeeeeeeeeeeee!!!
Anne: Efendim kızım ne oldu?
Ada: Keşke elimi tutmasaydın,
Anne: Nasıl yani Ada?
Ada: Keşke elimi caddede tutmasaydın, bıraksaydın,
Anne: Olur mu hiç?
Ada: Rüyamdaydı cadde anne, keşke elimi tutmasaydın, caddede kendim yürürdüm, nasılsa rüyamdaydık :)


Soyadı

Ada: Anne, Kayu (Caillou)'nun soyadını öğrendim, "Harinç" miş
Ane: Aaa gerçekten mi?
Ada: Evet, okulda öğretmen herkes yemeğini bitirdi, Rosi Harinç dedi (Rosi, Kayu'nun kardeşi)
Anne: - :)


En sevdiğim sayı

Ada: Anne benim en sevdiğim sayı iyi ki on bin altmış değil,
Anne: Neden Adacım?
Ada: O zaman her şeyi 4 yerine onbinaltmış kere yapmak zorunda kalırdım, köfteleri de o kadar yemek zorunda kalırdım hem!
Anne: - :)


Ben Seni Neden İstedim

Ada: Lorinciğim, ben seni neden istedim biliyor musun?
Ada: Annem ile babam benle oynuyordu ama işleri olabilir.
Ada: Senin işin olmaz, hep benle oynarsın o yüzden seni istedim ben...

Friday, September 18, 2009

Bugünlerde Hayat





* İkinci bebeğimizle birlikte evimize inanılmaz bir renk, ahenk ve pek tabi ki hareket geldi. İki çocuklu bir anne olduğumdan beri kendimi hem daha güçlü hem de daha yorgun hissediyorum. Yorgunluk ise umurumda değil çünkü yaşadığım duygular, hisler ve gerçek hayata düşen izdüşümler bana enerji katıyor, bir nevi şarj oluyorum yani :)

* Gün inanılmaz hızlı başlıyor, uyan, Lorin'i emzir, Ada'ya kahvaltı, kendime kahvaltı, iki güzel kızı hazırla, çanta hazırla, ne çantası bavul (bitti artık, bir cüzdan, bir telefon evden çıkma günleri) arabaya at, anneanneye götür, miniği emzir, bırak, Adayı okula götür, okulda bekle (malum oryantasyon), geri dön, Lorin'i al, eve dön, yemek yap, yedir, içir, ye, iç, emzir, uyut, Ada ile oyun oyna, evi toparla, ütü yap, ertesi güne kıyafet hazırla vs. vs. Bu tempo hep böyle sürmez ne ben dayanırım ne de Ada alışır, düzenimiz oturunca her şey daha kolay olacak şüphesiz...


*Azalan uykularım, kendime ayırabildiğim kısıtlı vakitler, koşturmaca içerisinde bu yeni hayatımı seviyorum. Normal şartlar altında evde oturmak bana göre gerçekten zor ve keyifsiz, insanı indirgiyor bir kere, dünyan küçülüyor ve onca eğitimi alıp dört duvar arasına kapanmak kendine yaptığın saygısızlık en başta.

*İlk kızımla yüksek lisansımı tamamlamıştım, ikicisinde de doktoramı tamamlarsam benden mutlusu olamaz. Tüm bunları "yüksek anne" olmak için yapmıyorum şüphesiz. Çocuklarıma karşı görevlerimi yerine getirirken mesleğimden kopmamak ve kendime yeni açılımlar sunmak beni doyuruyor. Tanrı beni "öğrenci"likten kurtarmasın umarım hiç...

*Gecelerin sessizliği (sadece iki ya da üç saat sürse de, ıngaa sesiyle bölünse de) benim için huzur ve çalışma anları oluyor, makaleler okumak, yeni gelişmeleri takip etmek, kafamı dinlerken bana sonsuz bir haz da veriyor. Dinlenmenin bu yolunu da buldum artık, ölsem de gam yemem, boş oturmak yok :) Yeşil çayımı alıp, televizyon sesine mahkum olmadan, salonda, bebek kokusu eşliğinde dinlenmek ve çalışmak süper oluyor.

*Bebeğimiz artık 2 aylık oldu, kafasını tutabiliyor ve gülücükler eşliğinde agular, gugular diyor, bu anlar benim yine dondurmak istediğim anlar ve biliyorum ki ışık hızıyla geçecekler...



* Ada kızımıza olan ilgimizi kaybetmeden devam ettirmeye çalışmak ve sevgi dolu bir çocuk olması sayesinde kıskançlık durumlarını minimum düzeyde atlatmaya devam edeceğimizi görmek beni mutlu ediyor. En büyük kaygılarımdan biriydi bu, saltanatı sona erdi diye hissetmemesi ve onu ihmal etme korkusu, küçük dünyasında birdenbire abla olmanın yüküyle ve onu anlayamama korkusunu atlattık çok şükür. Ada ile tam bir mesai şeklinde gündüz saatlerinde oyunlarımız ve faaliyetlerimiz tam gaz sürüyor, yorucu ama güzel bir süreç. Emeklerimin karşılığını alıyorum, o büyürken, nasıl da güzel, anlayışlı, sevgi dolu bir çocuk olduğunu görüyorum...




* Ada'nın bebekliğinden beri çok sevdiği Dernacım (Berna) geldi bize sevgili annesiyle birlikte, taaa uzaklardan İngiltere'den hem de. Düşünceli arkadaşımız (aslında eşimin üniversiteden arkadaşı ama beni daha çok seviyor hehe, yoksa Ada'yı mı? Lorin hanımı unutmamak gerek zira ismini o koydu :) ) Ada hanımı unutmamış ve hediyeler getirmiş, çok mutlu oldu tabi, ambalajını açmaya dahi kıyamadan her gün onlarla yatıp kalkıyor Ada hanım. Berna ile çok güzel oynadılar, Berna sabırla ilgilendi onunla ve bu da çok mutlu etti bizimkini. Her gün "Derna bize gelsin anne, ya da biz onlara gidelim" diyor.



* Ada anneannesinde Ceyda diye bir arkadaş buldu, kendisinden 3 yaş büyük, çok da iyi anlaşıyorlar, anneannenin evine çağırıyoruz, bütün gün oynuyorlar.
Bizim evdeki oyun arkadaşımız da Ada'dan 1 yaş büyük olan Tuana. Tuana ile de çok iyi anlaşıyorlar, anneler yüzbinkere kesilen sohbetlerine rağmen sıkça görüşüyorlar, bir o ev bir bu ev, kızlar için çok iyi oluyor.
Üst fotoğraftaki çukur açma arkadaşımız da Can, Ada ile aynı yaşta ve çok iyi anlaşıyorlar.




* Ada hanım yeni okuluna başladı artık ama sevmedi ilk gün. Elbetteki eski okulunu aradı ama bir iki gün sonra benimsemeye başladı, çocuklar sandığımızdan daha çabuk adapte oluyorlar ve sandığımızdan daha güçlüler, özellikle karşılarında tutarlı ve net ebeveynler görünce... Bunu zaman zaman başaramasam da çok çabalıyorum.

*Lorin bebek gerçekten o kadar hızlı büyüyor ki, bazen gün be gün değiştiğini hissediyorum. Bu kocaman dünyanın tıpkı bana bebeğimin getirdiği gibi ona uğur getirmesini diliyorum, umarım 12. peri dileğimi değiştirmez :) (hani masalda güzel şeyler dileyen perilerden sonra kötü dilekler dileyen peri meselesi, nereden aklıma geldi bilmiyorum ki)

* Ada dün benzin alırken bana artık ressam değil benzinci olmak istediğini söyledi. Hiç şaşırmadım, her defasında inip benzinciyi ve dört lastiğin de havasını basan görevli abiyi dikkatle izlemesinden belliydi, bu enteresan çocuk beni çok eğlendiriyor. Tıpkı bebekliğindeki gibi marketlerden vanilya ve kabartma tozu almaya devam ediyor, evde şimdiden küçük bir stoğumuz oluştu bile :) haaa bir de fesleğenli salata sosu.


* Ada hanım yine ilginç sorularla ve tespitlerle dünyamı aydınlatmaya devam ediyor: "Annecim, dünyanın kapısı var mı, canımız istediğinde çıkabilir miyiz? Aslında ben biliyorum yok di mi? "
"Annecim kardeşin Emre seni görmeden, ablasız nasıl bu kadar uzun yaşayabiliyor?" (bu arada kardeşim yurtdışında). Hem ben Emre'yi çok özledim, neden gelmiyor, hiç anlamadım!
"Annecim Loriş'i o kadar çok seviyorum ki, ona doyamıyorum, sevmeden duramıyorum, O na hiç kıyamıyorum ve öpmeden dayanamıyorum, bana kardeş getirdiğiniz için size çok teşekkür ederim."
"Anne Lorin'in en çok sesini merak ediyorum."
"Anne Lorin desin ki ben de Ada ablam gibi okula gitmek istiyorum, sen de ona de ki hayır sen daha büyümedin."
"Bu dünyada en çok babamı, anneannemi, İlayda'yı bir de Burak'ı (dayısı) seviyorum anne."



Tuesday, August 25, 2009

Meslek Seçimi





Meslek Seçimi

Ada: Biliyor musun anne, ben hangi mesleği seçeceğim?
Anne: Bilmiyorum, hangisi?
Ada: Ressam olmak istiyorum.
Anne: Hımmm neden?
Ada: Çünkü ben şimdi küçüğüm ve evden tek başıma çıkıp bir yere gidemem ya, evde yapabileceğim bir meslek olduğu için...
Anne: !!!
Ada: Ama büyüyünce tıpkı babam gibi üniversitede çalışacağım, hem de onun okulunda, büyümek için sabırsızlanıyorum...


Gerilme

Anne: Ada bir daha gereksiz yere ağlarsan seninle oynamayacağım
Ada: Tehdit yapıyorsun anne ve ben çok geriliyorum!


Mor
Lorin doğduğunda Ada'ya mor bir bisiklet getirir;

Ada: Annecim, Lorin benim bisiklet istediğğimi nerden biliyordu da doğarken getirdi?
Anne: Karnımdayken duymuştur seni, bizi duyduğunu söylemiştim ya sana.
Ada: Peki ya mor istediğimi?
Anne: Eee onu da biliyordu, sen hep mor sevdiğini söylüyordun ya...
Ada: Peki morun bu renk olduğunu nereden biliyordu????
Anne: !!??!!


Mesaj

Ada: İlayda ablama mesaj atıcam anne
Anne: Tamam söyle sen ben yazarım
Ada: Seni çok özledim, seni çok seviyorum, sana hoşçakal diyemiyorum, çünkü sana doyamıyorum...



Bandana

Ada: Baba en çok kimi seviyorsun bu dünyada?
Baba: Seni, Lorin'i ve anneni
Ada: Baba bir de İlayda ablamı sev, bandana takınca çok güzel oluyor...


Monday, August 10, 2009

Israr




Israr

Anneanne ile büyükbaba amcamlara ziyarete giderken Ada'yı da götürmek istediler. Fakat Ada istemedi. Anneanne ise gitmesini çok istediği için, başladı ısrar etmeye, ben sessizce izliyorum, içimden kızarak. Çünkü Ada istemiyor, annemse götürmekte kararlı. Ada'ya türlü vaatler sunuyor rüşvet olarak, Ada ha-yır diyor, kısa ve net;

Anneanne: Dondurma alıcam ama
Ada: Ha-yır
Annneanne: Dönüşte parka gideriz
Ada: Ha-yır
Anneanne: Kakaolu süt alırız
                 Markete gideriz
                 Toyikiye ne dersin?

.... Liste uzuyor, Ada bana mısın demiyor, annem vazgeçmiyor, benim içime afakanlar basıyor...

En sonunda Ada,
-Anneanne gel-me-ye-ce-ğim SEÇİM BENİM dedi.
Annem ve babam birbirlerine baktılar, kalakaldılar,

Ama annem bu pes eder mi, olay biraz da savaşa döndü sanki!

Anneanne,seninle bir daha oyun oynamam demesin mi, gözlerim açıldı kocaman, üzüldüm de...
Ada'dan yanıt gecikmedi:
-Olmaz anneanne ama sen TEHDİT YAPIYORSUN....

Olayın noktalandığı, herkesin şaşırdığı ve cevabını aldığı an budur...

Sunday, August 02, 2009

Anneanne ile Mini Bir Gezinti











Doğum Günü Hediyelerim



Bebekli Hayata Ada'ca Yaklaşımlar


Duygulanma

Ada: Annecim ben kollarının içinde uyumak istiyorum,
Anne: Tamam gel kızım (sonra başladı ağlamaya)
Anne: Ne oldu Ada?
Ada: Duygulandım


Mutsuz

Ada: Ben mutlu değilim anne, bebek benle oynamıyor,
Anne: Adacım biraz beklemek gerek, büyümesi için...


Üç Çocuk

Anne: Adacım kardeşini seviyor musun?
Ada: Annecim sevmesem hiç senden kardeş yapmanı istermiydim, sadece büyüyene kadar biraz mutsuz olucam
Anne: Bir tane daha ister misin?
Ada: Hayır anne bu yeterli...
Anne: Zaten bakmak zor olur dimi Adacım,
Ada: Eee o zaman annen nasıl bakmış 3 taneye anne? (biz üç kardeşiz de)


Abla

Ada: Anne, Lorin desin ki, ben de kardeş istiyorum desin,sen de de ki;
"olmaz kızım başka kardeş istemiyorum"

Ada: Lorin, ağlasın, bana kim abla diyecek desin sen de de ki;
"Lorincim, o zaman senden küçükler olur, onlar abla derler merak etme..."



Beklemek

Anneme temizliğe gelen Dilek;
"Bebeği özlemişim, ben de mi alsam hastaneden bir tane?"
Ada'dan yanıt gecikmiyor,
-Dokuz ay beklemen gerekecek ama!!!


Alışveriş

Markette anneanne ile alışveriş ederken;

Ada: Anneanne bu diş fırçasını almak istiyorum,
Anneanne: Ama kızım daha yeni iki tane aldık ya,
Ada: Olsun ben bir tane daha istiyorum, biri diş fırçalamak için, biri oynamak için, biri de bebek için
(anneanne almak istemez, gereksiz bulur)

Annenne: Param yok Adacım,
Ada: O zaman sepetteki tavuğu koy, yerine fırça alalım!!!

Yorultmak

Sabah uyanınca,
Anne: Ada sütünü içtin mi?
Ada: İçtim anne ama soğumuştu!
Anne: E neden söylemedin, ısıtırdım,
Ada: Seni yorultmak istemedim annecim
Anne: Hüngürt...






Friday, July 24, 2009

Yeni Bir Hayat

Doğuma günler kala...

Heyecan, merak, kaygı, endişe o kadar çok duyguyu bir arada yaşıyorum ki, günler geçmek bilmiyor. Sürekli Ada'yı düşünüyorum, büyük kızımı ihmal etmemenin, onu kırmamanın yolunu bulabilecek miyim, acaba her şey sağlıkla, mutlulukla sonlanacak mı, karnımdaki miniği düşünüyorum, acaba yetebilecek miyim, her şey yolunda gidecek mi? Ne çok düşünüyorum, neden bu kadar çok düşünüyorum, neden gece kabuslar görüyorum, neden kötü şeyler geliyor aklıma?

Ada doğmadan önce, içimi derin bir sevinç dalgası kaplamıştı, onu hatırlıyorum, dün gibi, tam 4,5 yıl oldu. Heyecanlıydım ama zerre korkmuyordum. Ama şimdi korkuyorum, en çok bu ve kaygı var içimde.

Doğuma 2 kala
...

Olan oldu işte, soğuk yedim içtim ve artık hastayım. Öksürüyorum, boğazım acıyor. 17 temmuz cuma doğum yapacağım ve ben hastayım. Bu durumda nasıl narkoz alacağım? Korkuyorum, Allah'ım yardım et...

Üstüne Ada hanım fenalaştı, tam da 2 gün var doğuma, günlerden çarşamba. Ve acile gidiyoruz, doktoru yoktur Ada'nın keşke o olsa diyorum, bir de bakıyoruz Ada'nın doktoru nöbetçi, eşim espri yapıyor: "Hamilesin diye oluyor içinden geçenler, bak doktorumuz burada rahatla ve iyi şeyler düşün, iyi olsun" Başlıyorum olumlu düşünmeye ama beynim bazen izin verse de içimden karamsar bir dalga bazen yalayıp geçiyor düşüncelerimi, hızla kovuyorum hepsini içimden dışarı...

Doğum sabahı...

İşte büyük gün, ertelemek istiyorum, bugün hiç gelmesin, bebeğimi bir an önce görmek isterken şimdi hep böyle kocaman karnımla yaşamak istiyorum, hem alıştım hem de korkuyorum...

Epidural mi olsam, genel anestezi ile sezeryan mı olsam, günlerdir kafa patlattığım bu soruya, internette okuduğum tüm yorum ve bilgilere, arkadaşlarımın yaşadıklarını anlattıklarına inat kararsızım. Zaten ben hep kararsızım, neden zor karar veriyorum, neyse şimdi iç hesaplaşmanın ve kendimle kavga etmenin sırası değil...


Doğuma girerken

Karar veriyorum, epidural olacağım. Birden tüm cesaret melekleri toplanıp el ele tutuşuyorlar, ben ortalarındayım, güçlerinin hepsini bana veriyorlar. Kendimi hiç bu kadar güçlü hissettiğimi hatırlamıyorum. Anneyim ben çünkü, doğurmak insanı güçlü yapıyor sanki. O ödlek kız şimdi yok görünürlerde. Ohhh diyorum, aslıma döndüm, korkmuyorum ben.


Doğum

Önce iğneler vuruluyor, belden aşağısı uyuşuyor, yavaş yavaş sıcaklık hissediyorum bacaklarımda, ağırlaşıyorlar giderek. Bu iğne acısı hiç de abartılacak bir acı değil, normal iğne acısı işte, bir anlık ve geçici. Ardından operasyon başlıyor, başlamadan tüm dileklerimi, arkadaşlarımın tembihledikleri dilekleri tekrar ediyorum, dualar ediyorum, kabul olsun istiyorum. Çok heyecanlıyım, ameliyathanedeyiz, yapayalnızım. Soğuktan üşüyecek miyim, diye düşünüyordum, hiç üşümüyorum, karnımdaki kızım ısıtıyor içimi, Onu görecek olmanın heyecanı kaplamış benliğimi. Doktorum 10 dakika sonra karnına bastırıcam güçlü bir şekilde, korkma hazırlıklı ol diyor, ve dediğini yapıyor. İçimden bebeğimi çıkarıyor ve aynı anda dünyadaki belki de en güzel seslerden birini duyuyorum, minik kızımın ağlama sesini. Heyecandan, sevinçten ölecek gibiyim, ama o anı sonuna kadar yaşamak istiyorum. Nabzım hızla atıyor ve ben bu sesi duyuyorum ameliyathanedeyiz çünkü. Sonra yanağıma getiriyorlar, kokumu alan miniğim susuyor, inanamıyorum, mucize bu, aşık oluyorum yeniden. O kadar güzel ki, elini öptürüyorlar, nasıl güzel kokuyor, bu an hiç bitmesin istiyorum, hayat bu, nefes almak bu, aşk bu...

Ardından dikiş işlemleri başlıyor, bebeğimi götürüyorlar. Artık hemen bitsin ve kızıma, eşime, anneme, babama, sevdiklerime kavuşmak ve bunları onlarla paylaşmak istiyorum. Acı hissetmiyorum, her şey film gibi, o kadar güzel ki...


Hastane günleri

Narkozun etkisiyle bayılmadan herkese el sallayarak, gülerek çıkıyorum ameliyathaneden, herkes çok mutlu, beni görünce böyle iyi olduğumu görünce şaşkın ve mutlu ifadelerle karşılıyorlar beni. Sonra bebeğim geliyor, bebeğime süt veriyorum, o kadar güzel ki, aşık oluyorum, yeniden hepsini (doğumu) yaşamak istiyorum. O son hamilelik günlerinin ardından, şimdi tekrar en başa dönmek istiyorum.

Hastanede iki gece kaldık ve iki gece de sürekli emmek istiyor bebeğim ve ben hiç uyuyamıyorum neredeyse. İstediği hernan onu emzirmeliyim ki sütüm artsın. Bu arada ameliyatla ilgili her ağrım olduğunda ağrı kesici iğne yapılıyor, çok konforlu bir yöntem bu. Sadece öksürüğüm olduğu için dikiş yerlerim acıyor, boğazım beni çok rahatsız ediyor...

İkinci gün doktorum duş alabileceğimi söyledi, duş alınca çok rahatladım. Gelenler, arkadaşlar, arayanlar, sevincimizi paylaşanlarla hayat daha da güzeldi. Mutluluk bu olsa gerekti, bu güzel anları paylaşabilecek dostların olması, defalarca arayan arkadaşlar, kuzumuzun gelişiyle mutluluğumuza ortak olanlar...

İkinci gece de uykusuz geçti ama şikayetim yoktu doğrusu. Kollarımda minik kuzumla o kadar mutluydum ve sarhoştum ki, şikayet etmek aklıma gelmiyordu.





Sunday, July 12, 2009

"ADA" ca Yaklaşımlar


* Gün geçtikçe daha da büyüdüğünü hissediyorum Ada hanımın. Olaylara yaklaşımı, cümleleri, her şeyiyle bambaşka ve bilinçli artık. Bazen bana küçük yalanlar söylüyor, gözlerini kaçırmasından hemen anlıyorum doğru olmadığını. Bazen burnuna kulağımı dayayıp, bir de burnuna sorayım deyince burnunu elleriyle kapatınca anlıyorum ki bir numara çeviriyor. Böyle zamanlarda doğruyu söylemesini, ona asla kızmayacağımı ve yalan söylemenin hiç bir zaman işe yaramayacağını falan söylüyorum, bazen işe yarıyor bazen devam ediyor. Benim nasıl yalan söylediğini anladığıma şaşırıyor. Çünkü burnuna sormadan sadece gözlerinden anladığım da oluyor. Sabah bana, ben de bebeğimiz yalan söylerse anlayabilecek miyim, ablayım ya? diye sordu. Evet dediğimde de çok sevindi :)

* Üst kata çıktığı zamanlar telaşlanıyorum, ya terasa çıkarsa, tabureyi çekip üstüne çıkarsa diye ve hemen uyarma ihtiyacı duyuyorum,
- Ada sakın terasa izinsiz çıkma! diyorum. Yanıt gecikmiyor:
- Anne ben büyümedim mi, abla olmadım mı? Okulumu bitirmedim mi, neden hala beni uyarıyorsun hiç anlamadım!




* Tatile gidemiyoruz malum bebeğimiz gelecek, Ada hanım bazen terasta havuza giriyor, bazen de tatil kitabı resim, boyama, ev etkinlikleri yapıyoruz ya benimle ya da babasıyla. Genel olarak mutlu görünüyor, zaman zaman arkadaş istediği oluyor, parka vs götürmeye çalışıyoruz. Benim doğumdan önceki son günlerim olduğu için fazla çıkamıyorum. Babasıyla gidiyor.




* Ada'nın diş yapısı ve kalitesi maalesef bana benzemiş. Maalesef diyorum, çünkü, hem dişleri küçük hem de çabucak diş taşı oluşuyor. Bazen çürük sanıyorlar ama değil. 2 yaş civarı diş hekimini ziyaret ettik, o zaman da büyük cesaretle oturdu koltuğa ama tamamen temizlenmesine izin vermedi, geçen hafta tekrar gittik, bu kez yine cesurca oturdu ve sabırla temizlenmesini bekledi. Ona mantıklı bir şekilde anlatınca gerçekten işe yarıyor ve bunu görmek beni çok mutlu ediyor. Kızımın dişleri artık bembeyaz :)



* Ada parmak arası terliklere merak sardı, önceden hiç rahat değil, nasıl giyiyorsun derdi, mor bir tane görene kadar sürdü bu. Mor olanı aldıktan sonra, "bir giyiyorsun, parmağın acıyor, iki giyiyorsun parmağın acıyor, üç giyiyorsun parmağın acıyor, ama sonra geçiyor" diyerek artık hiç çıkarmıyor :)



Mor ve kedi merakı tam gaz devam ediyor :)



Bir de küçük hanım kahve içmeyi pek seviyor, anneanneyle bir kahve keyfi...