Saturday, July 04, 2009

Çocuk(su)luğum - Kanepe Hikayeleri 1


Bir sürü belli belirsiz görüntüyü hızla geçen bir film kareleri toplamı. Kamera gerilere, geçmiş bir tarihe gidiyor imajı vermek için hızlıca döneniyor. Görüntüde bir oda ve odada bir kanepe, koltuk da diyebiliriz, diğer eşyalar belirsiz, flu, alacalı renkler var sadece. Koltuk ya da kanepe görüntüde, yani fizik kurallarına göre üç hadi bilemediniz dört kişi alır oysa bu onu küçümsemekten öteye gitmez. Çünkü eşyaya anlam yüklemeyi sevmeyen benim için bile bu eşya diğerlerinden sonsuz kere farklı, anlamlı ve şahitlik yaptığı olaylar nedeniyle ortak olduğu hayata yaşanmışlık ve ruh katan, renkleri-desenleri yaşanan olayın coşkusuna ve önemine göre farklılık gösteren, evi bir şiir olarak düşünürsek en önemli mısrasıydı şüphesiz. Yirmi küsur sene öncesi...


Bir baba...

Çocuklarını her daim kendi kararlarını vermek üzere yüreklendirmiş, gündüz işini yapıp gece üniversite öğrenciliğini sürdüren, çalışkan, haksızlığa ne pahasına olursa olsun dayanamayan, klasik bir baba tipi, haberleri izlemekte...

Bir anne...

Her daim pür neşeli, şen şakrak, hayat dolu, bol kahkahalı bir hayata bakış açısı, okulu kırabilecek kadar muzip bir öğretmen (her zaman değil ama), öğrencileri hep çok başarılı ve her yıl okullar açılınca ve öğretmenler gününde asla unutulmayan, evinde de tatlı sert ama çoğu zaman dominant bir anne, masayı hazırlamakta...

Bir küçük şımarık kız çocuğu...

Beş buçuk yaşında, birinci sınıfa gidiyor, zafer kazanmış edasıyla mutlu, yazının "esas" eşyası olan kanepeye uzanmış yüzü koyun ayaklar havada, önündeki kitabı okumakta...

Şımarık, çünkü hem çekirdek ailenin ilk çocuğu ve hem de bir aşiret kadar kalabalık anne tarafının ilk torunu. Bir dolu teyze- dayı, çocuklara adeta tapan bir anneanne ve büyükbaba. Sevgi dolu ama ne yazık ki sınırsızlar. -Oysa çocuk dediğin sınırsız bir hayatta kaybeder kendini - Ona kötülük ettiklerinden bihaber büyükleri tarafından sınırlarını bilmeden büyümektedir çocuk.. Güzel olan koşulsuz sevgi ve ilgileri, sonradan herşeyle başaçıkabilme yetisini ve kendine güveni geliştirecek altyapıyı da vermişler ne mutlu ki. Yine de kız çocuğu gerçek bir "şımarık" olmaktan kendini alamamakta ve yıllar sonra üstüne yapışan hoşlanmadıklarını atmak ve varolmanın sorumluluğunu layığıyla taşımak çok vaktini aldı. Hep söylerim belli bir yaştan sonra kişi mesuldür kendinden, başka tarafı sorumlu tutmaya gerek yok. Neyse hikayemize dönelim...

Küçük kız çocuğu o gün hayatın ilk kuralını öğrendi: "Güçlü, güçsüzü devirir, fiziksel güç gerçekten güç müdür?? İrikıyım arkadaşı okuldan çok nişana gelir gibi giyinen Elif, günlerdir her ders ve ders aralarında bu kısa ve çiroz kızı çimdiklemekte ve bundan da haz duymaktadır. O gün olan olur, tüm gücünü toplayan kız, korkmamayı ve ona meydan okumayı kafasına koyduğundan, önce ona bağırır ve "yapma" diyerek güzel bir şaplağı eline indirir. O gün aslında o ana kadar herkesin onu kayıtsız şartsız sevmeyeceğini de anlamış, buruklaşmıştır. Doğal seleksiyon ile bir hayvan olsa yok olacağını düşünür ama baskın ruhu buna izin vermez. İlkokulu bitiren nişan kızı, çarçabuk evlenip, arkasından koşan varmış gibi bir de çocuk doğurur, çocuk yaşta. "Önümüze gelene bir tekme" mantığıyla büyüyen bir buçuk yaşında üç dişli canavarı vardır artık, yaman bir "Savaş" isminde...

Aynı kanepe ya da koltukta yaşanan bir çok resim var hafızamda. Sırası geldikçe anlatacağım bir bir. Yalnız ayrılma hikayemiz sandığımdan keyifli oldu. Onunla ayrıldıktan sonra, hüzünlü kareleri eğlenceye çevirmeyi başardığımdan, yine çok şey borçluyum ona. Belki de bizim evimizdeki görevini tamamlamıştı ve yeni kahramanlara kucak açacaktı, bir iki yenilenme hamlesinden sonra. Kendisi evimizden ayrılırken üstündeki bir çok anıyı resmedip, dondurup saklamış, bundan da gizli bir haz duymuştum. Gelip üç adam onu kaldırdığında üstünde yaşananlarla sanki onu kaldırmak imkansız gibi gelmiş ve içimden kıs kıs gülerek izlemiştim olanları. Bana göre kaldıramayacaklardı, sandıklarından daha da ağırdı, onlar göremese de taşıdığı ne çok şey vardı. Birkaç dakikada bir gün önceden başladığım anıları stoklama işimi tamamladığımdan kaldırmaları kolaylaşacaktı, üstündeki anılarımı almasaydım zor kaldırırlardı...

Kasım 2006

No comments: