Friday, September 18, 2009

Bugünlerde Hayat





* İkinci bebeğimizle birlikte evimize inanılmaz bir renk, ahenk ve pek tabi ki hareket geldi. İki çocuklu bir anne olduğumdan beri kendimi hem daha güçlü hem de daha yorgun hissediyorum. Yorgunluk ise umurumda değil çünkü yaşadığım duygular, hisler ve gerçek hayata düşen izdüşümler bana enerji katıyor, bir nevi şarj oluyorum yani :)

* Gün inanılmaz hızlı başlıyor, uyan, Lorin'i emzir, Ada'ya kahvaltı, kendime kahvaltı, iki güzel kızı hazırla, çanta hazırla, ne çantası bavul (bitti artık, bir cüzdan, bir telefon evden çıkma günleri) arabaya at, anneanneye götür, miniği emzir, bırak, Adayı okula götür, okulda bekle (malum oryantasyon), geri dön, Lorin'i al, eve dön, yemek yap, yedir, içir, ye, iç, emzir, uyut, Ada ile oyun oyna, evi toparla, ütü yap, ertesi güne kıyafet hazırla vs. vs. Bu tempo hep böyle sürmez ne ben dayanırım ne de Ada alışır, düzenimiz oturunca her şey daha kolay olacak şüphesiz...


*Azalan uykularım, kendime ayırabildiğim kısıtlı vakitler, koşturmaca içerisinde bu yeni hayatımı seviyorum. Normal şartlar altında evde oturmak bana göre gerçekten zor ve keyifsiz, insanı indirgiyor bir kere, dünyan küçülüyor ve onca eğitimi alıp dört duvar arasına kapanmak kendine yaptığın saygısızlık en başta.

*İlk kızımla yüksek lisansımı tamamlamıştım, ikicisinde de doktoramı tamamlarsam benden mutlusu olamaz. Tüm bunları "yüksek anne" olmak için yapmıyorum şüphesiz. Çocuklarıma karşı görevlerimi yerine getirirken mesleğimden kopmamak ve kendime yeni açılımlar sunmak beni doyuruyor. Tanrı beni "öğrenci"likten kurtarmasın umarım hiç...

*Gecelerin sessizliği (sadece iki ya da üç saat sürse de, ıngaa sesiyle bölünse de) benim için huzur ve çalışma anları oluyor, makaleler okumak, yeni gelişmeleri takip etmek, kafamı dinlerken bana sonsuz bir haz da veriyor. Dinlenmenin bu yolunu da buldum artık, ölsem de gam yemem, boş oturmak yok :) Yeşil çayımı alıp, televizyon sesine mahkum olmadan, salonda, bebek kokusu eşliğinde dinlenmek ve çalışmak süper oluyor.

*Bebeğimiz artık 2 aylık oldu, kafasını tutabiliyor ve gülücükler eşliğinde agular, gugular diyor, bu anlar benim yine dondurmak istediğim anlar ve biliyorum ki ışık hızıyla geçecekler...



* Ada kızımıza olan ilgimizi kaybetmeden devam ettirmeye çalışmak ve sevgi dolu bir çocuk olması sayesinde kıskançlık durumlarını minimum düzeyde atlatmaya devam edeceğimizi görmek beni mutlu ediyor. En büyük kaygılarımdan biriydi bu, saltanatı sona erdi diye hissetmemesi ve onu ihmal etme korkusu, küçük dünyasında birdenbire abla olmanın yüküyle ve onu anlayamama korkusunu atlattık çok şükür. Ada ile tam bir mesai şeklinde gündüz saatlerinde oyunlarımız ve faaliyetlerimiz tam gaz sürüyor, yorucu ama güzel bir süreç. Emeklerimin karşılığını alıyorum, o büyürken, nasıl da güzel, anlayışlı, sevgi dolu bir çocuk olduğunu görüyorum...




* Ada'nın bebekliğinden beri çok sevdiği Dernacım (Berna) geldi bize sevgili annesiyle birlikte, taaa uzaklardan İngiltere'den hem de. Düşünceli arkadaşımız (aslında eşimin üniversiteden arkadaşı ama beni daha çok seviyor hehe, yoksa Ada'yı mı? Lorin hanımı unutmamak gerek zira ismini o koydu :) ) Ada hanımı unutmamış ve hediyeler getirmiş, çok mutlu oldu tabi, ambalajını açmaya dahi kıyamadan her gün onlarla yatıp kalkıyor Ada hanım. Berna ile çok güzel oynadılar, Berna sabırla ilgilendi onunla ve bu da çok mutlu etti bizimkini. Her gün "Derna bize gelsin anne, ya da biz onlara gidelim" diyor.



* Ada anneannesinde Ceyda diye bir arkadaş buldu, kendisinden 3 yaş büyük, çok da iyi anlaşıyorlar, anneannenin evine çağırıyoruz, bütün gün oynuyorlar.
Bizim evdeki oyun arkadaşımız da Ada'dan 1 yaş büyük olan Tuana. Tuana ile de çok iyi anlaşıyorlar, anneler yüzbinkere kesilen sohbetlerine rağmen sıkça görüşüyorlar, bir o ev bir bu ev, kızlar için çok iyi oluyor.
Üst fotoğraftaki çukur açma arkadaşımız da Can, Ada ile aynı yaşta ve çok iyi anlaşıyorlar.




* Ada hanım yeni okuluna başladı artık ama sevmedi ilk gün. Elbetteki eski okulunu aradı ama bir iki gün sonra benimsemeye başladı, çocuklar sandığımızdan daha çabuk adapte oluyorlar ve sandığımızdan daha güçlüler, özellikle karşılarında tutarlı ve net ebeveynler görünce... Bunu zaman zaman başaramasam da çok çabalıyorum.

*Lorin bebek gerçekten o kadar hızlı büyüyor ki, bazen gün be gün değiştiğini hissediyorum. Bu kocaman dünyanın tıpkı bana bebeğimin getirdiği gibi ona uğur getirmesini diliyorum, umarım 12. peri dileğimi değiştirmez :) (hani masalda güzel şeyler dileyen perilerden sonra kötü dilekler dileyen peri meselesi, nereden aklıma geldi bilmiyorum ki)

* Ada dün benzin alırken bana artık ressam değil benzinci olmak istediğini söyledi. Hiç şaşırmadım, her defasında inip benzinciyi ve dört lastiğin de havasını basan görevli abiyi dikkatle izlemesinden belliydi, bu enteresan çocuk beni çok eğlendiriyor. Tıpkı bebekliğindeki gibi marketlerden vanilya ve kabartma tozu almaya devam ediyor, evde şimdiden küçük bir stoğumuz oluştu bile :) haaa bir de fesleğenli salata sosu.


* Ada hanım yine ilginç sorularla ve tespitlerle dünyamı aydınlatmaya devam ediyor: "Annecim, dünyanın kapısı var mı, canımız istediğinde çıkabilir miyiz? Aslında ben biliyorum yok di mi? "
"Annecim kardeşin Emre seni görmeden, ablasız nasıl bu kadar uzun yaşayabiliyor?" (bu arada kardeşim yurtdışında). Hem ben Emre'yi çok özledim, neden gelmiyor, hiç anlamadım!
"Annecim Loriş'i o kadar çok seviyorum ki, ona doyamıyorum, sevmeden duramıyorum, O na hiç kıyamıyorum ve öpmeden dayanamıyorum, bana kardeş getirdiğiniz için size çok teşekkür ederim."
"Anne Lorin'in en çok sesini merak ediyorum."
"Anne Lorin desin ki ben de Ada ablam gibi okula gitmek istiyorum, sen de ona de ki hayır sen daha büyümedin."
"Bu dünyada en çok babamı, anneannemi, İlayda'yı bir de Burak'ı (dayısı) seviyorum anne."



3 comments:

yasemin said...

girne e-mail adresini göremedim, bir şey soracağım bana yazabilir misin? yasemin_zeynep@yahoo.com
kızları bir arada gördüm, çok hoşuma gitti. ablasına benziyor sanki lorin :) sevgilerimle.

OiP said...

Nasıl hızla büyüyorlar....
Uzun bir aradan sonra ilk kez bugün gözatma fırsatı buldum bloga, fotoğraflar ne güzel:)

Bu ses merak etme meselesi bizde de var. Bora'da en çok kardeşinin sesini merak ediyordu. Bizimkisi maşallah gümbür gümbür bağırıyor, artık merak edilecek tarafı kalmadı pek, darısı Adacığın başına...
Sevgiler

Girno said...

Yasemin, bazen hiç kimseye benzetemiyorum, bazen ablasına, dolayısıyla kendime. Ama karakteri ablasına benzesin isterim açıkcası :)

selam OİP, yorumunu her gördüğümde seviiyorum, evet gerçekten çok hızlı büyüyorlar. Ada ilk günden beri en çok sesini merak ediyor, belki de iletişim kurabilmenin biran önce hazzına varmak istiyor. Ama o kadar çok seviyor ki, bu manzara herşeye değer.

Ben o koca sesli ÇAğan kuzusunu yerim :)