Saturday, August 21, 2010

Artık Yazmalıyım


Artık yazmalıyım, hani kızlara anılarımı bırakacaktım, hani yazarken rahatlıyordum, hani benim için en önemlisi yazmaktı, annemde olsam da, herkes uyumuş olsa da, başıma giren ağrı beni mahfetse de, yorgunluktan ve uykusuzluktan ölsem de yazacağım, yoksa silinecek dimağımdakiler, yaşananlar, Öykü Ada ve Lorin ne okuyacak sonra... Lorin bana haksızlık olmuş demeyecek mi, annem daha çok ablama anı biriktirmiş demeyecek mi, diyecek, dahası unutmak istemediğim, beynime kazıyacağım tüm birikimimle benimle gidecek, kaybolacak ve ben o nedenle yazacağım...

Mayısta yazıp yayınlamadığım yazıda dayımın iyileşeceğine inanmışım ama hayat inanmadı, ruhu acıların en katmerlisini seçti, şu an tam da bunları yazarken içim acıyor, acıyor evet, minicikti gözümde o benim. O benim çocukluğumdu, çocukluğuma en yakın tanıklardan anneannemden sonra ikincisiydi. Beraber Sarıkamış ormanlarında kozalak denizinde koşturduk çıtırtıları en çok kim çıkaracak diye, asmaların altında herkese oruçluyuz deyip, çocuk aklımızla üzümleri yerken sadece ikimizin sırrını ben taşıyorum şimdi sadece, anneannemlerin bahçesinde en çok kim solucan çıkaracak yarışını yapan, büyükbabamın bostanında çocuk olan, ona kızılan, torun olan ayrıcalıklı "bana" hiçbir şey denilmeyen, daha bebekken ikinci sınıf vatandaşlık muamelesi gören sevgili aynı yaşta olduğum biricik, bir tanecik dayım. Bazen kavga etsek de, son yıllarda sık görüşemesek de, kalbimin en çocuk tarafında sen vardın. Ama gittin işte, en büyük tesellim acılar çekmiyorsun artık, neden diye sorgulamıyorum, mantıklı (!) bile geliyor bana bazen gidişin, biliyorum ki kalsaydın hiç sevmediğin hareketsizliğe saplanıp, yataktan çıkamayacak ve dahası acılar çekecektin, seni çok özleyeceğim dayıcığım, seni çok...

Lorin yürüyor gibi, uzun zamandır emekliyordu ve tutunarak yürüyordu. Ama artık 2 haftadır 1-2 adımı 4-5 adıma çıkardı. Eli kulağında, yürümek üzere yani. Ciddi bir hastalık geçirdi tatil dönüşü dolayısıyla bir 15 gün kadar yemek yemedi, konuşmadı, gülmedi, halsiz bitkin yattı durdu. Hep koala gibi kucağımdan inmedi. İğneler oldu, neyse ki atlattı, kendine geldi. Miniklerin hastalığı nasıl da zor oluyor, insan nasıl kendini çaresiz hissediyor...

O tam bir ABLA

Lorin'i emzirmeye devam ediyorum. İlk günlerdeki kadar yoğun değil tabi, o günlerde, eşime
- Aaa bugün az su içtim, sütüm azalmış gibi dediğimden olsa gerek, aklına geldikçe Ada kuzum,
- Anneciğimn sütün azaldı değil mi? (evet dememi bekler gibi)
-Evet deyince koşa koşa mutfağa giderek bir bardak su getirmesi ve içtikten sonra da
-Anneciğin sütün arttı değil mi? diye sormasını asla unutmayacağım.


Yine ilk aylarda Lorin oyuncağını düşürdüğünde ya da oturttuğumuz yerden devrildiğinde, yine ablamız şöyle der:
-Kuzum, ağlamazsan anlamayız, ağla, haber ver,ben görmedim...


-Bazen yemek yemediğinde
Aaaa Lorin kızıyorum ama dememle, hışımla yanıma gelip,
-Anneeeeee o daha bebek, ona kızamazsın" diye bana çemkirem korumacı abla :o)


Tabi unutmamak gerekir ki tıpkı bir oyuncak gibi Lorin'i oradan oraya taşımak istemesi yüreğimi ağzıma getiriyor halihazırda...

Lorin'i severken bir güzel ses tonu var ki Ada'nın görülmeye değer, duygu yoğunluğundan ağlayasım geliyor, şükürler olsun ne kadar doğru bir iş yaptık şu bebeyi dünyaya getirmekle diyorum. Hele Ada, "anneciğim dünyadaki en güzel bebek Lorin değil mi, ona dayanamam ben, kıyamam, onsuz yaşayamam" dedikçe içimin yağları eriyor.


En zorlu 1 yıl geçti, kuzucuk artık tam 1 yaşında. Her dediğimizi tekrar eden bir minik papağan o, babasını görür görmez, ya da babanın çalışma odasının yanından bile geçerken "böö" diye onu korkutmaya çalışan bir muzır kedi o, kucakta, başını omuzumuza gömerek, baş parmağını sonuna kadar ağzına sokup emerek uyumaya bayılan bir koala o, evde oradan oraya emekleyerek hızla giden bir fındık faresi o, ablasının pamuğu, annesinin boncuğu, babasının minik prensesi o. Evimizin neşe kaynağı, sevimli pıtırı o. İyi ki doğdun be miniğim, seninle zenginleşen renklenen hayatımız anlamını perçinledi, ablanla beraber mutluluğumuza mutluluk kattın. Bizi tam bir aile yaptın sevimli böcek :)

Doğum gününde tatlideydik, sabah önce uyanan ben ve Lorin hanım, kahvaltıya inmek üzereyken babayı ve ablayı uyandırmadan, kapı altından atılan doğum günü kutlamasına sevindik, kızımı öpüp kokladım, dışarı çıkınca, kapı üstündeki kutlama yazısını gördük, ben hemen fotoğrafladım tabi ki... Bu tatil kuzumun ilk tatiliydi ve bunu ayrı bir blog konusu olarak anlatacağım.


Tam toparlayamıyorum ama özetle bunlar var, beynimi dökemedim daha, arada yaşanan bir sürü ayrıntı var, sırası geldikçe hatırladıkça yazacağım, ama en azından bundan sonra aksatmamaya disiplinli bir şekilde yazmaya özen göstereceğim.

Bu arada, bu günlerde annenannenin bahçesine takılıyoruz, kızım tıpkı istediğim gibi sabahtan akşama kadar arkadaşlarıyla bahçede oyun oynuyor, çok mutlu oluyor, evde de ya terasta havuza giriyor, ya da park ve bahçeleri dolaşıyoruz, bisikletine biniyor, çok sevdiği toprakla oynuyor vs. işte bizden haberle şimdilik böyle...



No comments: