Sunday, December 02, 2012

Başka Bir Boyut "Annelik"


Bilinen bedenin dışında, sanki düşselliğin gölgesinde ama gerçekliğin tam ortasında, tüm yaratım  süreçlerini içinde barındıran, etkileyici ve bir o kadar da mucizevi bir başka boyuta yolculuktur annelik. Elini tutmayı bile beceremediğini sandığın, son derece "muhtaç"mış gibi görünen "yüce bir efendi"dir çocuk.

Bu 'başka boyut' a  kimseyi almak istemezsin önceleri. Bencil ama içini adeta delip geçecek kadar sarsıcı bir titreme gelir önce, dünya üzerinde sadece "ikimiz" kalsak dersin çoğu kez.

Sadece ben ve o. Ben O'nun gözlerine baksam, o benim yüreğime aksa, bu eşsiz an'ı beynime kazısam dersin. Dersin ki, kimse dokunmasın, kimse sevmesin, herhangi bir küçücük zararın olabilme ihtimali bile beynini kemirebilir. Geceleri uyurken "nefes alıyor mu acaba?" diye kendini O'nun yanında bulduğun zaman çoğu kez "deliriyor muyum?" diye düşünebilirsin. Zamanla azalan şiddette de olsa, "atak"lar yaşamaya devam etsen de, bu sonsuz haz içinde şikayet etmemeyi de, yakınmamayı da düstur edinir, büyük bir içtenlikle hizmette kusur etmezsin.

Geçtiğin bu diğer boyutta ayrı bir dil konuşulduğunu ve kendiliğinden bu dile aşina olduğunu görürsün hayretle. Kaç yaşında olduğunu söylemek yerine "22,5 aylık" ya da "nasıl besleniyor?" yerine "emiyor mu?" gibi içselleşmiş sorulara coşkuyla yanıt verir, aynı dili konuşan bu diğer "kadın'a "anne'ye eski bir dostu bulmuş ama nereden tanıdığını hatırlamıyormuş gibi neşeyle cıvıldarsın. O an için ikiniz başka boyutta, diğer bütün insanlar eski boyutta kalmış sanırsın.

Her yeni sabaha O'nun eşsiz kokusunu içine çekerek, sanki hiç görmemiş ya da uzak bir diyardan yeni gelmiş gibi sarılırsın.

"Ah" dersin bazen, hemen büyüsün, her aşamaya tanıklık edeyim, gururlanayım, ama yavaşlasa yaşam, zaman ağır ağır tik tak etse ve her yeni gün uzadıkça uzasa, bu minik insan hep elimden tutsa, hep yarım yarım konuşsa, hep sorular sorsa, hep yanımda kalsa, bilmezsin ki deli duygular ziyarettedir o anda...

Hayatın  her ayrıntısına yetişirken, bu duygular mıdır afrodizyak, yoksa tohum içine düştüğü anda SEVGİ ve AŞK'ın içini dolduran yoğunluğu mu, bu minik bedenle tanıştığın andaki enerji mi seni ayakta tutar bilmezsin. Bilmediğin ama kocaman kulaçlar attığın bu sihirli okyanusun derinlerine dalarsın, oksijen tüpüne dahi gerek duymazsın...

Bu duyguyu anlatırken, tanımlarken beceriksiz kalır, gökyüzünden tüm yıldızlar sırayla yere inmiş, bir ışık cümbüşü içinde adeta, ayaklarının altı sarsılıyor sanırsın, minik surat ilk dünyaya geldiği an. Tarifsiz duyguların adlandıramadığın çarpıntıların, bedeninden adeta fışkıran sevginin yoğunluğu karşısında şaşkına dönersin.

Bilmezsin ki, doğurdukça yeniden doğarsın. O'nu beslerken, beslenirsin beyninin içinde dönen sorulara yanıt bulursun O'nun meraklı sorularına mantıklı açıklamalar getirirken.

Önce "ben" dememeyi, tereyağından kıl çeker gibi becerirsin ama kendini unutmamayı da becerebilmelisin...



2 comments:

Emel Sevren Pınar said...

bayılıyorum anlatımına...sadeliğine, içtenliğine ve "Anneliği" bu kadar derin hissedilmene...Tebrikler Girnecim..iyi ki varsın, iyi kianneyim dedirtiyorsun insana...çok şükür.

Girno said...

Emelciğim, ne kadar güzel şeyler yazmışsın, ne diyeceğimi bilemedim. Ama şu çok harika bir duygu, karşındakine hislerin tam olarak geçebilmiş :)Asıl sen iyi ki varsın :) teşekkürler...