Thursday, December 13, 2012

Bir Günde Kaç Kimlik?





Bazen hani şu filmlerdeki zaman makinesinde gibiyim. Farklı zamanlarda değil de, aynı zamanda farklı kimlikler... Benimki "kişilik makinesi".

Önce anneyim, kendimi en tiz sesimle yerde miyavlarken buluyorum. Lorin sevecen gözleriyle "miyavcım acıktın mı?" diyor? Yere plastik bir tabakta hayali bir süt koyuyor, eğilip kedi gibi içmemi buyuruyor. Emrine amade yapıyorum. Ada içerden bağırıyor, "anneeeeee, şu sorunun cevabı doğru mu?", sonra hızlı bir geçişle doktora yaptığım danışman hocamın karşısındayım, en öğrenci ve belki de kendimi en iyi hissettiğim rollerden birindeyim. Çocuk ağlaması, koltuğa oturunca batan lego parçaları, evi gezerken yerden bulup ceplerime doluşan minik oyuncaklar yok, canım sıkıldı oyun oynayalım yok, faaliyet yapalım yok, en bilimsel konuları, olanca ciddiyetle tartışıyor, notlar alıyorum, hiç bitmesin istiyorum. İstanbul, çarpık ya da plansız kentleşme, ekolojik planlama derken zaman hızla geçiyor. Annemin yanındayım, anne olduğumdan beri unuttuğum en çocuk yanım, annem yine "üstüne yelek giymemişsin" :) klasik anne repliğini tekrarlıyor. Çocuklarımla zaman zaman yaşadığım, halıları kaldırıp salonun ortasında oyuncak parçaları ile paten yaparken, belki de onlardan çok eğlenip, katıla katıla gülerken, birden daha da geriye anneannemin evinde, Sarıkamış'da Birkan dayımla topaç çevirdiğimiz anlara gidiyorum. Geri gelmek istemiyorum ama  Ada'yı okuldan alma saati gelip çatıyor. Çocuğuyla ilgili en ufak ayrıntıyı bilmek isteyen amansız bir veliyim artık. Kızımı alıp eve dönüyorum, anne yanım yine devrede. Yemekler yeniyor, kuzular uyuyor. Birer kahve eşliğinde, karşılıklı oturuyor, dünyadan, çocuktan, hayattan, tezden bahsederken eş oluyorum. Ertesi sabah arkadaş olarak uyanıyorum, kahvaltıda kahkahalar eşliğinde sohbet ederken ya da iç sesimle didişirken buluyorum kendimi...