Sunday, December 30, 2012

Yeni Yıl ve Düşündürdükleri


Yeni yıl gelirken çocukken oldukça fazla heyecan duyardım, çoğunlukla amcamlara gitmek için yola çıkardık. O vakitler karşı tarafta otururduk ve şimdilerde oturduğumuz yakaya gelmeye çalışırdık. Annem ve babam okuldan (öğretmenlerdi ikisi de, artık emekliler) erken çıkabilirse ne ala, yine de korkunç bir trafiğin ortasında ulaşmaya çalışırdık, iki erkek kardeşimle birlikte ailece. Amcamın, şimdilerde yol yapıldığı için artık olmayan  kocaman bahçeli bir evi vardı ve o ev en önemli çocukluk anılarımın mekanıydı.

Orada kuzenlerimle geçirdiğim günleri hala büyük bir mutlulukla anarım. Benden bir yaş büyük kuzenim Aydan ile türlü hayallerle dolu oyunlara kulaç atardık, Ona ve oyunlarımıza kavuşmak benim için herşeye bedeldi. Eve dönmeyi hiç istemezdim ya da döneceksem o da benimle gelmeliydi.

Orada yatılı kalmak, mutlu sabahlara, heyecanlı oyunlara gebeydi. Geniş bahçenin büyükce bir garajı vardı ve boş olduğu zamanlar, genelde tiyatro oyunları düzenleyip, bilet satmışlığımız bile olmuştu. Bazen orayı eski eşyalarla minik bir eve çevirir, bitmek bilmeyen evcilikler oynardık. Komşu bahçelerdeki çocuklardan daha şanslıydık, çünkü bahçe gerçekten çok büyüktü. Çocukların hepsi bizim bahçemize gelir, neşeyle oyunlarımıza ortak olurlardı. Bu cıvıltıya bir de amcamın en büyük merakı olan süslü güvercinlerinin uğultusu eklenirdi ki, tam bir cümbüşe dönerdi ortam.

Devasa bahçenin, asmaların altındaki çardağın, semaverde demlenen çayın, sohbetin, baş köşedeki güvercin kulübesinin, envai çeşitteki çiçeklerin, incir, dut, ceviz, elma ve daha pek çok ağacın olduğu cennet gibi bir yerdi. Mevsim kış olsa da biz yine soluğu bahçede alırdık. Renkli çiçekleri gülsuyuna çevirmeye çalışırken, kolonya, su, soda katıp günlerce sabırla beklerdik. Bahçenin ışıkları altında müziği açıp dört kuzenim ve üç kardeş de biz, toplam yedi çocuktan oluşan mini gurubumuz ile birbirimize dans ve bale gösterileri yapar, popstar yarışmalarının  ilk versiyonunu canlandırrırdık, patenti bize aittir yani :). Kimi zaman saklambaç oynar, bahçenin bir köşesinde uyuyakalan bir kardeşi aramaktan bitap düşer, "kimi zaman bakkala kim gidecek?" diye bağıran bir büyüğe doğru hızla koşup parayı önce kapmaya çalışırken yüzüstü yere kapaklanır, dizlerimiz yara bere içinde kalırdık. Ama acısı o kadar kısa sürerdi ki, çocuk olmanın dayanılmaz hafifliği ile olsa gerek, hani şimdilerde hep konuşulduğu gibi, "dizleri yara olan, şanslı çocuklar"dandık, sokakta özgürce oynayabildiğimiz için...

Yeni yılı düşününce çocukluğumdan bu kareler canlandı gözlerimde nedense. Ve ışınlanmak istedim, birkaç dakikalığına da olsa o günlere...
Aslında bugüne dair bir yazı yazacaktım öyle de başladım ama yazının ilk cümlesi beni çocukluğuma götürdü, diğeri de artık başka bir yazıya kaldı.

Herkese mutlu, huzurlu, sağlıklı, ışıltılı, rengarenk, eğlenceli ve çocuk cıvıltısıyla dolu bir yeni yıl dilerim... Öykü Ada ve sınıf arkadaşı Öykü size Jingle Bells eşliğinde "mutlu yıllar" diyorlar...




   

2 comments:

HaNdE said...

Yeni yıl beni hep hüzünlendirir...O bilinmezlik beni ürkütür.Acaba yeni yılda ne olacak? Kötü bir şey olmasın,iyi bir şey olmasa da olur...Ama kızların şarkısı beni heyecanlandırdı sanırım onların heyecanı beni rahatlatıyor :) Hande Akıncı

Girno said...

Aslında aynı duyguları paylaşıyoruz, hatta bu duygularla başladım yazmaya, bu yazı çıktı. Bir sonraki yazım öyle oldu hatta :) Yorumlarınızı bekliyorum :)
Bu arada kızlar iyi ki varlar, onların neşesi de heyecanı da bulaşıcı çünkü :)