Tuesday, January 22, 2013

Doğumgünü, Hastalık ve ANNE...

İşte çocuk cıvıltısı :)
Tatlı Eylül'ün doğumgünüydü Cuma günü. Lorin ve Ada'nın çocukluk arkadaşları. Yani Eylül'ün ablası Nehir de Ada'nın arkadaşı. Çok renkli bir doğum günü oldu. Çocuk cıvıltısına, miyavlamalar eklendi. Herkes birbirinin boynuna tasma misali ip bağlayıp evin içinde dolaşmalar, koluna beyaz peçeteyi dolayıp garsonluk yapan ve hayali çay, kek servisi yapanlar, saçları şekilden şekile sokarak kuaförcülük oynayanlar ve orada burada, arada derede kitap okuyanlar bile vardı. Söz konusu çocuk olunca renk yelpazesi genişledikçe genişliyor, neşe bulaşıcı oldukça içiniz coşup taşıyor pek tabi.

Eylül, Lorin ve Ada.

Evden çıkarken Lorin kendini iyi hissetmiyordu, gitmesek mi acaba diye sordum, "o tadar (kadar) da tötü (kötü) değilim anne" dedi. Ada hanımı okuldan alıp doğruca arkadaşımızın evinin yolunu tuttuk. Orada da evin sıcak atmosferinden mi, Eylül ve Nehir'in oyun oynamaya dünden hazır olmalarından mı, ortamın sihirinden mi, çocukların birbirlerini tanımasalar bile hesapsızca hemen oyuna girişmelerinden mi, hamarat arkadaşım Serpil'in yaptığı leziz tatlardan mı, her neden ise, Lorin ve Ada için çok keyifli bir gün olduğuna şüphe yok :).

İdil, Nehir ve Ada.
Eve dönünce acısı çıktı, gece uyumayan, ateşlenen, sayıklayan Lorin ile soluğu hastanede aldık. Ardından ver elini antibiyotikler, şuruplar, ıhlamurlar, C vitaminleri... Ardından Ada hastalandı. Tamam buraya kadar herşey normal, çocuk bu hastalanacak, ama bundan sonrası daha da kötüydü. Zira evin annesi hasta olunca herşey donuyor sanki, büyü bozuluyor, tadı kaçıyor ortamın. herşey bir anlamsız geliyor insana ve kaç yaşında olursan ol, istersen kazık kadar ol, istersen anne ol, kimseyi değil, anneni istiyorsun yanında, başucunda. Sana çorba yapsın, ateşine baksın, "canım neren ağrıyor?" desin. Ve annen kaç yaşında olursan ol, koşup geliyor işte. Koştu geldi bana, bize. Hasta oldukça küçülür, çocuklaşırsın. Annem, ben ya da kardeşlerim çocukken ne zaman hasta olsak, "hastalığınız bana gelsin" derdi, ben de içimden hasta olduğumda ki ilgiden pek memnun ve annemin hasta olduğu anlarda evdeki o ölgün ışıltıdan, donuk ve cansız ortamdan hiç hoşlanmadığımdan "asla!" der, anneme sokuldukça sokulur, nazlandıkça nazlanırdım. Annem sıcacık kollarıyla beni sarsın, hep yanımda kalsın, elleri alnıma değsin, "canımın içi" desin. Anne olunca, anneliğin değeri artıyor demeyeyim de, içi daha bir doluyor sanki. Herkesin annesi güzel yıllarına tanıklık edebilsin ve çok anılar biriktirebilsin dilerim...

Son söz, BİR TEK ANNEM OLSUN BANA BİŞEY OLMAZ!



No comments: