Saturday, January 05, 2013

İLHAM


Kalabalık ilham verir tıpkı dağınıklık gibi...

Düzen sıkıcıdır, herşey yerli yerindeyse yaşanmışlık izlerini boşuna arar durursunuz. Oysa dağınıklık öylemi ya, her yerden bir renk fışkırır, her renk başka diyarlara götürür sonra sizi. Gözlemleme fırsatınız çoktur. Kışkırtıcıdır, kuralları delmenin, sınırları zorlamanın tınılarını yakalarsınız.

Yalnızsanız zenginliklerden uzaktasınızdır. Şahsi fikrim eğer imkanlar yetiyorsa bir çocuğu kardeşsiz bırakmamaktan yanadır. "Tek çocuk" olarak büyüyen bütün arkadaşlarım şiddetle bunu öğütlediler ve ben de katılıyorum, her türlü zorluğuna rağmen...


Yalnızlıktan kastım, sadece, birbaşına kalmak, ya da  tek çocuk olmak değil tabiki. Tek çocuğu olup da bu kalabalığı, sosyalliği yakalayan çok aile vardır eminim. Tabi elinin altında bir çok kardeş bulunanlar daha şanslıdır kanımca. Ayrıca anneanneler, babaanneler, büyükbabalarla kurulan ilişkiler her zaman zenginliktir bence ve masallarla, hiç bitmeyen sihirli öykülerle dolu bir çocukluk demektir...

Çocukluğum anneannem ile çok içiçe geçti. Hatta annemin dedesini ve anneannesini hatırlıyorum, onlarla da paylaştığım çok bahçe anılarım vardır. Ama anneannem ile özellikle uzun otobüs yolculukları yapmış, arkadaşlarıyla gittiği günlere katılmış (bir sürü insanı gözlemeleme imkanı bulmuş), şahane yemeklerine yardım ederken ya da hamur işlerini yaparken oklava ile hamura türlü şekiller verirdim. Şimdilerin oyun hamurları ile tanışıklığım o zamana dayanır :). Hele anlattığı masallar yok mu? O saçlarımı okşarken, ben çoktan gökyüzünde açılan büyük beyaz tünelden başka bir aleme akıp, 'Cebelibayram' (anneannemin anlattığı masal kahramanı) ile birlikte, kartalın kanatlarında kafdağına gidebilir, rengarenk, montajı zor, çekimi imkansız şahane bir fantastik filmin tam ortasında olabilirdim.  


"Yüzyıllık yalnızlık" beni çok etkileyen kitaplardan biridir ve Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez şöyle der:

"Yüzyıllık Yalnızlık'ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları birörnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık'ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım. Ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım.Yüzyıllık Yalnızlık'ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. Bu romanı büyük bir dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım. Kitaplarımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız."

Kalabalık ailelerden ya da kalabalık hayatlardan yaratıcılık fışkırır. Büyükanne ve büyükbabaların anlattığı masalları kimsecikler bilmez ama dinleyenler yazar olabilir :)


1 comment:

Anonymous said...

senin de kitap yazma zamanın gelmiş bence , ne dersin?