Thursday, January 03, 2013

Işığın Diğer Adı

2010 yılında anneler biraraya gelip bir blog kurduk, yine bir anne öncülüğünde. Ve bu blogda çevremdeki bir anne ile röportaj yapmam istendi. İlk aklıma Beyhan abla geldi, O'nu neden seçtiğimi ve röportajı aşağıda bulacaksınız, keyifli okumalar...


Ev insanın ruhunu yansıtır derler, ben böyle kalabalık bir ev görmedim. Her duvarda başka bir tablo, her köşede başka bir renk ve her renkten fışkıran başka bir enerji, bir yanda mistik bir hava, bir yanda antika, bir yanda klasik. Her biri aynı mekanda bu kadar mı uyumla dans eder, bu kadar mı insanı yormadan renk cümbüşü yaratır. Hani eşyalar dile gelip birazdan konuşacak, herbiri kendi hikayesini anlatacak gibiler...

İşte bu mekanın sahibi olan "anne" de tıpkı evi gibi rengarenk...

O'nu seçtim çünkü, ruhu o kadar zengin ki,

O'nu seçtim çünkü, girdiği ortamı ışıltısıyla aydınlattığı için,

O'nu seçtim çünkü, hayatını kaç kere sıfırdan kurduğuna tanık olduğum için,

O'nu seçtim çünkü, kendi yolunu, kendi tercihlerini kimseye boyun eğmeden seçtiği için,

O'nu seçtim çünkü, iki oğlu ile bizden öncesine, minik kızı ile şimdiki jenerasyona hitap ettiği için,

O'nu seçtim çünkü, eğitim aldığı mühendislik yerine bambaşka bir alanı alaylı olarak öğrenip, üstüne bir de kendi işini kurabilmeyi başardığı için,

O'nu seçtim çünkü, kalbinden iyiliğin, merhametin hiç bir zaman eksildiğini görmediğim için,

O'nu seçtim çünkü, o okulu kırabileceğiniz kadar "kafadengi" bir anne olduğu için,

O'nu seçtim çünkü, önce annemin arkadaşı olarak girdi hayatıma, sonra "benim" oldu,

O'nu seçtim çünkü, anneliğe böylesine aşık olduğu için ve içinde taşıdığı renkleri dışarıya yansıtabildiği için, enerjisinden etkilendiğim için, samimi olduğu ve maskelere ihtiyaç duymadığı için...

İşte ışık saçan :) Beyhan Kurtuluş ile yaptığım röportaj:

1. Kaç yaşında anne oldunuz?

24-26-41

2. Kaç çocuğunuz var?

3 tane; Aybars 23, Uluç 21 ve Sanem 6 yaşında.

3. Bebeğinizi kollarınıza aldığınız ilk an neler hissettiniz?

Derin bir mutluluk, hayatımda hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Gözleri açık doğdular ve onların gözlerinin içine baktığımda yoğun bir enerji ve alışveriş, içimi coşturan bir enerji, her defasında bunları hissettim.

4. Lohusalık döneminiz nasıl geçmişti?

Çok iyi, sadece annem yanımda olmadığı için biraz eksik ve yetişememe hali, herhangi bir depresyon vs. yaşamadım, çok keyifliydi.

5. Lohusalık dönemi için önerileriniz nelerdir?

Kadınlar bu dönemi "başıma gelen en güzel şey" duygusuyla hayata karıştırdıklarında son derece problemsiz ve keyifli bir süreç geçirebilirler. Anneliğin tadına vara vara anneliğin coşkusunu hissederlerse çok keyifli bir süreç. İnsanı zenginleştiren ve bide "ben artık daha bir varım" hissi, doğurganlıkla kendini güçlü hissetme, ve bir varlığı yaratma büyütme hayata katma, duygusu çok derin ve yoğun, insana güç, enerji ve müthiş özgüven veren bir duygu.

6.Anneliğiniz konusunda hiç pişmanlık yaşadınız mı?

Hiçbir zaman, asla.

7. Çocuk yetiştirmenin en zor ve en keyifli yanları nelerdir?

Aybars ve Uluç için onları giydirirken, Sanem için yedirirken zorlandım,
Onun dışındaki herşey çok keyifliydi.

8. Sizce çocuk hangi yaş döneminde anneyi daha çok zorlar?

Ergenlik dönemi, o günlerde çaresiz kaldığım çok anlar oldu. Çıkış noktası, kesinlikle çocuklarımla zıt-karşı duruş olmadım, çaresizlik anlarında gördüğüm ya da duyduğum şeyleri yaşarken sadece sakin oldum ve onunla omuz omuza aynı pencereden bakmaya çalıştım, bir süre sonra sakinleştikten sonra karşı duruş sergiledim ve Ona ulaştım ama o an asla yapmadım bunu.
Birde sevgi ve şafkatten mahrum bırakmadım hiç, temel yapı, herşeye rağmen onun yanında olduğumu ve annesi olduğumu hissettirdim.

9. Sizin döneminizde anne olmakla şimdi anne olmanın farklılıkları nelerdir?

İki dönemi yaşaya bir anne olarak; şimdiki bebeklerin algıları çok yüksek, dolayısıyla kandırılamaz, sözünden döndürelemez, doğar doğmaz hayatın içinde bir duruşu olan, kişiliğinden ödün vermeyen çocuklar oluyorlar, gözlemlediğim en önemli fark buydu.

10. Günümüz annelerine tavsiyelerinizi alabilir miyiz?

* En özünüzden, en derin sevginizi olabildiğince çocuğunuza akıtın.

* Her zaman dinleyin. Dinliyormuş gibi yapmayın.

* Kendi merkezinizden kaymayın. İstikrarlı duruşunuz olsun.

* Bol bol dokunun, öpün, koklayın ve şefkatinizi esirgemeyin.

* Her zaman olaylara ve insanlara ve hayata onlarla aynı pencereden bakmaya çalışın.

* Okul başarısına endeksli olmayın.

* " Eğer" lerle sevmeyin "rağmen"lerle sevin, çoşkunuzu, sevincinizi, üzüntünüzü olduğu gibi paylaşın.

* Ölümün de doğum gibi hayatın akışındaki doğal bir şey olduğunu mutlaka öğretin. Yokluğun da varlık gibi doğal olduğunu hissettirin.

* Her doğumun bir ölüm, her ölümün bir doğum olduğunu onlara benimsetin.

* Her zaman takdir ederek onun yolunu açın. Tenkitlerle çocuğunuzu eksiltmeyin.

* Evrensel bilgilerden bildiğiniz ne varsa paylaşın. Anlamaz demeyin. Emin olun ruhu daima anlayacaktır.

* Ona güvendiğinizi bıkmadan söyleyin ve hissettirin.

* Ne kadar akıllı olduğunu, ne kadar güzel olduğunu, ne kadar paylaşımcı olduğunu sürekli söyleyin.

* Çocuğunuzu fanusun içinde konservatif ortamlarda yetiştirmeyin. Hayata katın, tüm insanların hikayelerini anlatın-gösterin. Sosyal anlamda sorumlu insanlar olmaları için yol açın.

* İnsan ilişkilerinde şeffaflık ve güvenin ne kadar önemli erdemler olduğunu milyon kere söyleyin.

* Öncelikle var olduğu için şükretmeyi öğrettiğinizde, o "dünyanın en özel ve en güzel ailesine sahip olduğum için ne kadar teşekkür etsem azdır" cümlesiyle size aktaracaktır.

* O'nu evde bırakıp alışveriş,banka vs. işlerinize tek başınıza gitmeyin. Dışarıdaki akşam yemeklerine dahi (çoook zor olsa da :)) masanıza onu da katın. Dışarıda ya da içeride bırakmayın. Biri size ne kadar "LEZZETLİ" olduğunuzu söyleyerek karşılığını verecektir emin olun...

No comments: