Friday, January 25, 2013

KARNE

Ben...

Çocukken mahallenin bakkalı beni her daim kızdırırdı.

"Ne de olsa öğretmen çocuğusun, annenle aynı okuldasınız, sana torpil yapıyorlar. İnanmıyorum ben senin karnene" diyordu. Çocukları sevme şekli olan "kızdırma" yöntemini hiç sevemedim ama ben de çoktan oltaya takılmıştım bir kere. Ne desem ikna olmuyordu, ne desem "torpillisin" diyordu. Bazen gözlerim dolana kadar sürdürüyordu işi. Ben daha çok hırslandıkça, o zevkten dörtköşe oluyordu. Ortaokula geçtim, karne günü gelip çattı, karnemi bir kolumun altına aldım, diğer koluma da sığdırabildiğim kadar ders kitabı, dikildim bakkalın karşısına, dedim ki:

"Artık ortaokula geçtim, okulda ne annem var ne de babam, bu karnem, bu takdir belgem, bu da ders kitapları, istediğin soruyu sorabilirsin, görelim bakalım, torpil varmıymış, yokmuymuş?"

Yıllardır içime oturan lafları, beni inciten sözleri, farkında olmadan beni nasıl da etkilediğini o an gözlerimdeki başkaldıran, hesap soran tavrı da görünce, üzüldü, şaşırdı adamcağız. Ağız dolusu güldü, o zamanlar açık satılan gofretlerden ikram etti, barıştık. Bir daha asla bana " torpilli " demedi, diyemedi ve bana karşı hep saygılı davrandı.

Karne günleri hep büyük heyecan ve mutluluk duyardım, tatil olacaktı, öğretmen olan annem ve babamla evde zaman geçirebilecektim ve amcam, büyükbabam harçlık verecekti :). Giderek, büyüdükçe, karne değil, sınavlar önemli olmaya başladı hayatımda.

Sonra kızım almaya başlayınca, takrar gündeme geldi karne. Anneme sorsan ilkokul karneleri, 3. sınıfa kadar hafif  'fasulye'den karne oluyordu ya neyse.

Derken bir gün, Ada 1. sınıfta iken, çocuklardan anne ve babalarına karne vermelerini istemesin mi öğretmenleri. Ve onlara bir takım soruların olduğu "veli karneleri" dağıtarak, ( annen seninle yeterince ilgilenir, annen sana ve kardeşine eşit davranır, annen fikirlerini önemser, vs. ve aynı sorular baba için de var) bu sorulara 5 üzerinden puan vermelerini istiyor.

Ben hayatımda hiç bir karneye bu kadar endişe içinde baktığımı hatırlamıyorum. Ne yazılı notum belli, ne sözlü, tamamen kızımın iki dudağı ve yüreği arasından çıkacak sonuçlara göre puanlandırılacaktım. Anneliğim masaya yatırılmıştı. İçimi titremeler aldı, sınıfta bakamadım, eve kendimi zor attım. Korktuğum kadar olmadı ama o arada yaşadıklarım bana yetti doğrusu...

O günden sonra, karşımdakilerin karne verecek olsalar ne yapacaklarını düşünerek davranmaya çalışsam da, zaman zaman sınıfta kaldığım da oluyor şüphesiz. Kendimi temize çekmeye başlayarak, yaşamın yeni dönemine zayıfsız, kırıksız geçmeye çalışıyorum. Ani sözlülere, habersiz quizlere hazırlıksız yakalandığım da oluyor. Herkese öncelikle kendilerine karne vererek işe başlamalarını tavsiye ederim.

Ve bugün...
Ada, öğretmeni ve karnesi.

Sabah karne heyecanı ile uyandık. Okula kendimizi zor attık. Ada öğretmeninden karnesini alırken, Lorin akıllı tahtada sanatsal çalışmalara imza atıyordu. Karne aldıktan sonra, bir karne sonrası klasiği olarak çocukları alıp, Ada'nın sınıf arkadaşı Öykü ve kardeşi Defne ile beraber, çocuk oyun alanı olan bir cafeye gittik. 



Minikler sakin sakin oynarken, ablalar da topları top havuzunun üzerine koyarak, alttan vurup, yağmur gibi yağmasını sağladıkları bir garip oyun oynuyordu. Herkes mutluydu. Mekan sahipleri hariç. Ortalık fazlasıyla dağılmıştı çünkü. 


Sonra çocukların oyunu bitti. Bir de baktık ki, hummalı bir şekilde etrafı topluyorlar, çok sevindik. Mekan da çalışan abi ve ablalar, o kadar çok mutlu oldular ki, yöneticilerine söylediler. Yönetici olan amca gelip, etrafın pırıl pırıl olduğunu görünce, çocukların herbirine birer torba çikolata verdi. Böylece çocuklar için hem oyun ve hem de çikolata harika bir karne hediyesi oldu. Neşe içinde evin yolunu tuttuk...



Ada'nın anaokulunda ilk karnesi için tık tık...

No comments: