Tuesday, February 19, 2013

Acil

Nerede kalmıştık? En son cumartesi gecesi Ada hastalanmıştı. Kusma ve ardından ishal. Vücudu yorgun düştü, gözlerinin feri soldu. Pazartesi iyileşti diye okula gittik, ama gün bitmeden karın ağrısı ile Ada'nın öğretmeni tarafından arandım. Koşa koşa okula gittim. Ada'yı alıp eve geldim.


Biraz ayran içirdim falan derken akşamüstü Lorin'in "annnneeeeeeaağğğ, kusucam" çığlığı ile irkildim. Banyoya kadar zor tuttu kendini, o kadar dikkatliydiki, yere kusmamak için anormal çaba sarfediyordu. Ardından, bir saat içinde 4-5 kez kusunca, soluğu acilde aldık. Saat 8:30 civarı hastanedeydik. Muayene olduktan sonra bitkin kuzumdan kan alınması ve serum takılmasına karar verildi. Ben belli etmememeye çalıştım ama Lorin hastaneyi ayağa kaldıracak diye düşündüm. Sonra çok ilgili ve sevimli bir hemşire geldi. Tatlı tatlı Lorin ile sohbete başladı. Lorin'i tavlamıştı bile. Ben de biraz canının acıyacağını ama kusmak istemiyorsa bunu yapmak zorunda olduğumuzu söyledim. Tıpkı yetişkin bir insan gibi "tamam" dedi, sadece beni, "anne"sini istedi ve gık bile demeden, kanını aldırdı, serumunu taktırdı. 

O arada asıl Ada'yı görmeniz gerekirdi. Ada bayılmak üzereydi, ağladı ağlayacak, "kardeşimin canı acımasın" diyen ve odada kalmayı göze alamayan bir minik abla :). Lorin'in bu önemli galibiyetinin ardından Ada odaya girdi, kardeşine sarıldı ve dediki, "sana üç tane sürpriz alacağım Lorin, aferin sana", benim gözlerim dolu, bir yandan aklımda hasta ve hep bu tarz şeylere maruz kalan başka çocuklar, bir yandan Ada'nın duygusallığı, öte yandan 3,5 yaşındaki Lorin'in güçlü tavrı.


Habip de "söz çocuklar, iyileşin benim de size sürprizim olacak" dedi. O sırada hastaneye kardeşlerim  Emre ve Burak geldi, merak etmişler. Lorin çok mutlu oldu. Ada ve babası eve döndüler, çünkü hem Ada'nın uykusu geldi ve hem de geceyi hastanede geçirebilirdik. Başbaşa kaldık Lorin ile, biraz masal anlattım, yapacaklarımızı konuştuk, arkadaşı Defne'ye götürmeye söz verdim ve ardından uyuyakaldı. 


Doktor, artık kusmazsa eve gidebileceğimizi, kusarsa sabaha kadar kalabileceğimizi söyledi. O uyuyunca ben kendimi kötü hissetmeye başladım. Ben de biraz çıkardıktan sonra rahatladım. 12 civarı işler yolunda gittiği için Lorin ile hastaneden ayrıldık. Eve geldik. 

Bitmedi, gece Ada fenalaştı ve yine kustu. Evet kabus gibi bir geceydi, yorgunluktan, gerginlikten ben de iyi değildim. Bu hastalıklı geceyi atlattıktan sonra, açlıktan kıvranan Lorin ve Ada'ya sabah tost yaptım, ikisi de ısırdıktan sonra "hımmmm çokkk nefis, hep böyle yap" dediler. Kendilerine gelmişlerdi şükür ki :). 

Tüm bunlar olurken, aklımda şunlar vardı: 
Hastanede 4-5 saat dahi kalınca, evdeki sıradan olan herşeyi çok ama çok özlüyorsunuz, hastalık hali ve evden uzak olmak hiç güzel değil. Ki biz çok kısa yaşamış olmamıza rağmen. Size çok sıradan gelen rutin işler bile mesela, evin dağınıklığı, bir bardak demli çay içerkenki huzur, ya da günlük koşturmacalar işte, hepsi aslında bazı insanlar için büyük lüks, hayatın değerini bilmek lazım gerçekten.

İkinci olarak, çocuk her yer de ve her zaman çocuk işte. Lorin kusmak için banyoya koşmaya çalışırken, Ada O'na kova yetiştirmeye çalışıyordu, Lorin ise her defasında banyoya koşuyordu ısrarla. Sonra aralarında şöyle bir diyalog yaşandı. 
Ada "Bence kovaya kusmak daha rahat oluyor Lorin'cim", 
Lorin ise, "Ben tuvalete kusmayı seviyorum Ada, ama koşmak delirtiyor beni :)". 
Daha sonra Lorin, "Ada ile ikimiz de kustuk, hastalandık ne komik değil mi?" dedi. 

Günün finalinde ise sözünü tutan babalarının aldığı  hastalık oyuncakları ile oyuna daldılar. 



4 comments:

gonca keskin said...

çok çok geçmiş olsun ..
ne tatlılar o çadırın içinde işte hayat ! dedirtecek cinsten ;)

Girno said...

Teşekkürler Goncişim, çocuklar iyi ki varlar, beni hayata sıkı sıkıya bağlayan en önemli unsurlar, insana aynen söylediğin gibi "yaşama enerjisi" şırıngalar gibiler ;)

Çiler said...

Geçmiş olsun Girne,güzellerin artık iyi olmalarına çok sevindim .

Girno said...

Sağol canım arkadaşım :) şimdi daha iyiyiz :)