Thursday, February 07, 2013

Büyükbabam


Küçüktüm, büyükbabam kocamandı, hem heybetliydi ve hem de çok büyük gelirdi bana... Cebinden her daim minik çikolatalar çıkardı. Sanki orada bitmeyen bir depo vardı. Bizimle oyunlar oynar, bir şey sorar komik cevaplarımızı tekrar tekrar söyletirdi. Hele zekice bir yanıtsa verdiğimiz, değmeyin keyfine. Çikolatalar daha çok yağardı üçer beşer...


Pala bıyıklarını sağa sola oynattı mı, kahkahalara boğulurduk. Koca bir but etini, elinize verir, iştahla kemirmenizi izler ya da topuklarınız acıyana kadar koşmanıza, zıplamanıza eşlik eder, kızımla yani torununun çocuğu ile boyama yapabilir, kızımın gömleğine yapıştırdığı çıkartmalara bayılır, ben de onları izlerken büyükbabamın içinden çıkıveren çocuklara dalarım da dalarım...


Sarıkamış

Nedense yokuşun aşağısına çarşı denirdi. Herkes bir çarşıya inip gelirdi, özellikle ve çoğunlukla erkekler. Çarşıda yabancıyı farkederdi kara gözlü esnaflar hemencecik. O meşhur soru gelirdi: "Kimlerdensin?" Kasap İsa'nın torunuyum deyince, açılırdı kapılar, konuşurdu yürekler, sevgi ve ışıltıyla bakardı gözler. Hele Kasap İsa'nın kendisiyle çarşıya çıkmanın tadı paha biçilemezdi. Bir keresinde, dün gibi aklımda bana bir saat almıştı, mutluluğumu kelimelere dökmem mümkün değil. Saatin şekli hala aklımda ve ben ona bakınca bir saatten daha fazlasını görüyorum, zihnimde canlandırırken bile...

Yürürken herkese selam verirdi büyükbabam, ben gurur duyardım ne çok tanınıyor diye. Yürürken çocuklara çikolata verirdi büyükbabam ve ben hiç kıskanmazdım, bilirdim farkımı, o da hissettirirdi bana.

Yolculuklar

Sonra bir gün İstanbul'a geldi büyükbabam. Annem şaşırdı, şaşkınlıkla "aaa babam " dedi ve kapıyı yüzüne kapattı. Ben heyecandan ağlamaya başladım, kardeşim Emre zıplamaya başladı, dağılmıştık. Öyle az buz değildi, uzak yoldan gelmişti.

Uzak yol mu dedim? Hem de ne uzak, bu da ayrı bir yazı konusu olabilir şüphesiz! O uzun yollarda yolculuklar bambaşkadır, mutlaka otobüsteki ahali ile ahbap olursunuz, hatta babam gibi hassas bir insansanız, çocuklarıyla ilgilenmiyor diye diğer koltuktaki anneye çemkirebilirsiniz, an gelir bir koltuktan çıkın açılır, yumurta kokuları eşlkik eder yolculuğunuza, an gelir pişmiş tavuk. Ama hep paylaşılır yenen yemekler. An gelir en yanığından Küçük Emrah çalar ya da bangır bangır İbrahim Tatlıses. Beni hala çocukluğumun 1,5 bazen 2 gün süren yolculuklarına götürür, pek de hoşlanmadığım Küçük Emrah dinlemek, yumurta ve tavuk kokuları... An gelir şöyle havalı havalı siyah gözlüğü ve beyaz ya da mavi apoletli gömleğiyle kaptan salına salına iner. Mola verilmiştir. Mesela Sivas'ta inilir, soğuk sular suratlara değer, içinizi üşümeler alır, sıcacık bir çorba içilir, içiniz ısınır. Gece olur otobüsün morlu turunculu ışıkları yanar. Ah şoför, saygındır, otobüsün kralıdır, sizi taşır ya sanki herşeyi yapabilir...

"Başka" bir adam

O gün ilk kez farkettim ki, büyükbabam karizmatik, heybetli, asil ve "başka" bir adamdı. Jilet gibi ütülü mutlaka karbeyazı yakası kolalı gömlekler giyerdi, ah anneannem onları birbir ütüleyip, kapının arkasındaki çivilere asardı sıra sıra... Upuzun körüklü siyah çizmeler giyerdi, ta dizine kadar ve mutlaka yelek, bir örnek-takım ceket ve pantolon. Saçlar zamanın jölesi limonla taranırdı, kıvır kıvır alna dökülürdü. Elinden tutup salına salına mahallemizi gezdiğimizi hatırlarım, benim çarşım da orasıydı işte. Bir de büyükbabamın bir kokusu vardı, biraz Sarıkamış, biraz çam, biraz ütülü gömlek,biraz limon, biraz çikolata, bir sürü eğlenceli hikaye ve onlara karışmış olmazsa olmazı esansları. Başka bir adamdır benim büyükbabam, tıngır tıngır radyosu, mutlaka hatmettiği gazeteleri, muzip bakan gözleri, özel cevizli kahvaltısıyla... Başka bir adamdır benim büyükbabam: pala bıyıkları ve güzel bakan gözleri, aydınlık bir beyni, ilerici bir tavrı ve dik bir duruşu vardır. Baktı mı başka dünyalara gidersiniz, anlattı mı coşarsınız, siz coştukça o anlatır, dört nala gezersiniz, gerçek ama eğlenceli olayları dinlersiniz, adeta zekice kurgulanmış kahkahası bol tiyatro sahneleri gibidir hikayeleri... Ne çok sever dost sohbetleri...

Düşünmeden edemiyorum; hayat beni senin yaşlarına taşıyınca, bu kadar çok karakteristik özelliğim olacak mı, bu kadar anlatılacak hikayem, bu kadar renkli bir kişiliğim?

Canım büyükbabam seni çok seviyorum, ailemizin büyüğü olmandan başka, seni tüm sahip olduğun değerlerinle, genetik mirasınla, hep ilerilere bakmanla, hatta hovardalığınla, hayat tecrübeni aktarmaya çalışırken, komik ve zeki olayları seçtiğin nasihatlarınla seviyorum...

İyi ki seni tanıdım, iyi ki de büyükbabamsın...



İki anı...

Birkan dayımla ikimizin çocukken oynadığımız oyunlardan birinde, solucanlarla oynuyoruz, ben bayılırmışım (!) solucanlara.
- "Yeter artık Birkan at onu elinden" der büyükbabam,
canım dayım söz dinler hemen atar yere,
ben deçözüm hazır:
solucanı ikiye bölüp,
-"Al dayıcığım, yarısı sana yarısı bana :))"

Yine bir gün, bostanda ekim dikim yapan büyükbabamı rahat bırakmıyoruz, Birkan dayım ve ben, büyükbabam, hadi defolun burdan diyor, ben de yanıt hazır:
-"Hadi dayıcım defolalım :))"

No comments: