Monday, February 18, 2013

Hayat Doludizgin...



Bir yandan zamanın 'tik tak'ları, öte yandan çocukların aceleleri varmış gibi büyümeleri, gözden kaçırdıklarım, not aldıklarım, alamadıklarım, beynime kaydetmeye çalıştıklarım, kağıt kalem nerede? diye etrafa bakınırken, kendi kendime unutmamak için diyalogları yinelemem ve kendime hayret edip, gülmeye başlamamla hayat doludizgin devam ediyor.

'An'lar var hep ve 'an'ları dolduranlar. Haftasonu cumartesi gününe "çocukları çok özledim" diyen telefonun ucundaki sese doğru yönlenmeye başlamıştım çoktan. Dünden hazırmış gibi, evde hiç işim yokmuş gibi. Her defasında koşa koşa gittiğim, annemin evinde mutfaktaki tabureye ilişip, çocukların evin her karesini darmaduman edip, uzun koridorda çığlık çığlığa koşmalarına kulağımı verip, annemin tatlı tatlı sohbetini dinlerken, çayımın her yudumunda tadı başkalaşıyor. O 'an' hiç bitmesin istiyorum. Annem hep o mutfakta dursun, güzel ev yemekleri kokuları gelsin, çay kaşığının sesini duyayım, annem anlatsın ben dinleyeyim, sonra lafını kestim diye bana şöyle bir bakış atsın, ben "ama anne tam da yeriydi" diyeyim, o  da "sonra unutuyorum, önce lafımı bitireyim" desin, Ada veya Lorin bilmem kaçıncı kere su, makas, yapıştırıcı, kağıt, kalem, kitap vs. bilimum şeyleri istemek için konuşmayı bölsün. Annem  evime giderken bana "evde yemeğin var mı?" desin, ben bu soru karşısında iyi ki annem var diye içimden geçireyim, o sıcacık, beni hep kendine çeken evden hiç çıkmak istemeyeyim.


Sonra aniden Lorin girsin sahneye, "çoraplarımı çıkarmak zorundayım, duvara tırmanacağız" desin, Ada arkadaşı Ceyda'yı çağırsın, hiç ayrılmak istemesinler, üç kafadar düz duvara tırmansınlar, annem yastıkların yerde olduğu, kesik kağıtlardan halının görünmediği, evin şaş-ı beş haline hiç kızmasın...


Arabaya binip eve dönüyoruz, Ada kırmızı arabaları sayıyor, hiç susmayan Lorin şarkı söylüyor, bazen beni de oyunlarına ortak ediyorlar, benim aklım mutfaktaki sohbette :)

Bazen minik mutfağıma bir arkadaşım geliyor, sohbet tatlandıkça, çayın ya da kahvenin tadı değişiyor. Tek başına içerken asla varamadığınız hazlara, tam da o sohbette varıyorsunuz. Bazen ışığı yanan bir mutfak görüyorum, içimi bir sıcaklık kaplıyor. Mutfak, üretkenliğin, sohbetin, yaşanmışlığın, 'anne' nin mekanı ve bir de harika arkadaş sohbetlerinin...

Sonra sahneler değişiyor, bir tiyatro oyununun ortasındayım sanki. Annemin mutfağı yok, tabureler gitmiş, çayın yerinde yeller esiyor, tüm dekor hızlı hızlı hareketlerle değişiyor, evdeyiz, gece boyunca kusan Ada'nın başucundayız. Aralıklı olarak 4-5 kez kusuyor, doktora götürmeyi düşünüyoruz, sonra vazgeçip sabahı beklemeye karar veriyoruz. Pazar sabahı daha bir iyi oluyor, en azından kusması duruyor, artık tecrübeli anne olduğumu düşünüyorum, paniklemiyorum. Bitkin ama vücudundaki zehiri atmış görünüyor. Yavaş yavaş kendine geliyor. Çocuklar güle benziyor, hemen soluveriyorlar, minik bedenlerine istilacılardan herhangi biri girdiğinde. Neyse ki uzun sürmüyor. Sonra yemek yapmaya koyuluyorum, akşam bir arkadaşımız yemeğe davetli çünkü. Yemek hazırlığındayken tatlı sohbeti ile başka bir arkadaşım geliyor, içim aydınlanıyor, enerjisi evime iyi geliyor. Onunla bir kahve molası veriyorum. Sonra  misafirimiz geliyor, yemekler yeniyor, gene derin ve güzel bir sohbet var sahnede, gün bitiyor ve çocuklar uyuyor, ben de kendimi klavyenin başında buluyorum; tıkır da tıkır...

No comments: