Friday, February 15, 2013

Kadının Arkeolojisi Üzerine...


Kadın, bünyesinde yepyeni bir canlıyı barındıran, olağanüstü anatomik yapısı (sonuçta kadın kendi kopyasını yapmıyor, yeni bir insan bünyesinde varlık buluyor) ile yaşadığı iç yapı bozumunu yaşamakta, doğumdan sonra da bebekle birlikteliği bünyesinin dışında ama hemen yanı başında dış yapı bozumunu sağlamaktadır.  Bu yapı bozumu kadının, sert, katı, geçirimsiz yapılar kurmasını engellemekte, kadını, yapılandırılmış yapay bir sığınaktan sıyırarak hayatın ortasına bırakmaktadır. Kadını çekici kılan bu yapılandırılmamış hayat alanıdır.
Bu süreçlerden uzak olan erkek, hayattan kopuk, sanal yapılarda devinmekte, erkek sanal, kadın gerçek, erkek iktidar, kadın hayat olmaktadır.
Kadınlar, çocuklar tarafından sürekli yapı bozumuna uğradıkları için kalın duvarlı yüksek yapıları yoktur.
Tarihsel süreçte kadınlar, metafizik alana sıkıştırılmış, ironik bir şekilde fiziki olarak varlık beklenen nesneler haline getirilmiştir. Onu kadın yapan, çekici hale getiren, fizik ötesine geçmesidir, metafiziği de kapsamasıdır. (her ne kadar sadece fiziği görünse de…)
Kadınımız, metafiziğimizi yüklediğimiz ama fiziğini gösterdiğimiz, varlık bulduğumuz mekanımızdır. Heidegger, "Dil varlığın evidir" der. Kadın da erkeğin evidir, dilidir.
Kadınlar anlaşılamaz çünkü kadınlar, somutlaştırılamaz. Kadın yaşanır.
Bugün sadece 1 miyar kadının dans etmesi yetmez, aynı zamanda 1 milyar erkeğin de yapı bozumuna uğraması gerekir.
                                                                                                                            

                                                         Tablo: Picasso, Maternity, 1905

No comments: