Saturday, February 23, 2013

Maske


En büyük tiyatro sahnesinde, kainatın salonunda herkes kendi rolünü oynuyor sanki.

Bazen anne oluyorsun yediriyor, içiriyor, oynuyor, bıkmıyor, kızamıyor, esnedikçe esniyorsun, kimi gün amansız bir veli, çocuğun ile ilgili olumlu durumlarda gurur duyup, olumsuz durumlarda hakkını sonuna kadar arıyorsun, sonra bir an evlat oluyorsun sanki az önceki güçlü insan gitmiş, yerine sevgiye, şefkate aç bir çocuk gelmiş yaşın kaç olursa olsun, başka bir zaman ise arkadaşınla kulaçlar atıyorsun sohbetin derinlerine, bir gün bir iş görüşmesindeki bir aday, terin heyecanına karışmış, bir başka gün sınavdasın, hangi şık doğru diye düşünürken, yanlışlar doğruları neden götürüyor diye hayıflanırken, aslında hayatın koca bir "sınav" olduğunu yeni anlar gibisin...


Kimi şevkle oynuyor rolünü, hakkını veriyor, çalışıyor, yoruluyor, replikleri ezberlemekle kalmıyor bir de kendinden de birşeyler katıyor, yaratıcılığını her geçen gün geliştiriyor,

Kimi bir türlü kalıplardan, gelenek kıskacından kurtulamıyor, ne yapsa ne etse hep izleri oluyor toplumsal baskıların, bazen sığınıyor kendi çözemedikçe, "atalarımızdan bunu gördük" diyor, bir adım öne geçemiyor, ezberbozamıyor,

Kiminin ipleri var ama bir başkasında, asla kendi hareket edemiyor, hep o lanet olası halatlara bağlı, ama şikayetçi mi, yoo asla değil!

Kimi ise çoktan unutmuş rolünü kapılmış gitmiş rüzgarın ardına, yapraklar daha karakterlidir ondan, en azından sonbaharda sararma özellikleri var, o ise öyle bir kaptırmış ki kendini, nerede akşam orada sabah,

Kimi sufle almadan oynayamıyor, sıkıldıkça zora geldikçe otomatik pilota bağladığı dahi oluyor, utanmasa sadece ağzını kıpırdatacak, ipleri ile hareket eden kuklanın sözlere hapsolmuş versiyonu bu, en az onun kadar cansıkıcı ama,

Kimi kıskançlıktan yanıp tutuşuyor başrol sevdasında sırf bu yüzden ne rolünün hakkını verebiliyor, ne de zevk alabiliyor yaşadığı anlardan, bu duygu içten içe kemiriyor onu, o ise beslendiğini sanıyor, yavaş yavaş bitirdiğinin farkında bile değil, kıskançlık denen ilkel yaratığın,

Kiminin rolü bir beden büyük geliyor, sanırsın başka birinin eskilerini almış da yokluktan mecburen giymiş, akıl edip de daraltmamış,


Kiminin ki sıkıyor, sanki yanlışlıkla çamaşır makinesine yüksek derecede yıkanmış da çekmiş bir kazak gibi eğreti duruyor üstünde, atmaya kıyamacak kadar cimri bir de,

Kimi rol çalıyor, alkışı haketmediği halde sanki hakkıymış gibi, sanki o başarmış gibi meyveleri o topluyor, yüzü hiç kızarmadan hem de, en ufak bir suçluluk bile duymadan...

Bazıları ise sadece seyrediyor, yaptığı tek iş bu, seyretmek, yorumu bile yok hatta ne dönüyor farkında değil, o dönenleri de dönmedolap sanıyor...

Hayat geçiyor, her gün karşıma/karşımıza bir yenisi çıkıyor, maskelerin insanları saklamasından çok bazen onları yutup kendi gerçekliğini, sahici kişiliğini unuttuğunu düşündürüyor bana. Bazen bazı insanların birden çok maskesini gördükçe ve bir bir onlar düştükçe şaşırmaktan kendimi alamıyorum. Hatta şaşırmak hafif kalır, midem bulanıyor...






No comments: