Tuesday, March 05, 2013

KIZ YA DA ERKEK FARKEDER Mİ?




Ada'ya hamileyken, hani şu deli duygular ayakta, hormonlar şaha kalkmış, nemli gözler, filan... Yolda yürüyorum, karşıdan yaşlı bir teyze geliyor, bana doğru meraklı ve böyle şefkatli gözlerle karnımı süzüyor. Gülümseyip geçecekken duruyor, bebeğin cinsiyetini soruyor. En sevdiğim soru, (öncelikle neden herkesi bu kadar ilgilendirir bilmiyorum) hadi bakalım.
-"Kız" diyorum, böyle bir garip bakıyor suratıma,
-"Üzülme" diyor, "o da bişeydir"!
-Pardon o da nedir? Nedir sahiden? Hamile bir insana, bir anne adayına söylenebilecek en son şeyi söylüyor haberi yok.
-Ah be teyzecim, senin cinsiyetin ne? Bir düşün istersen diyecek oluyorum, bu zihniyette kendini insanüstü bir yaratık olarak görebileceğini ya da bu saatten sonra sana neyi nasıl anlatsam ki teyze? demek istiyorum, kelimeler boğazımda kuruyup kalıyor. Herşeye öfkelenmeyi görev bilen, ota çöpe ağlayan ben, birden olgunluk timsali gösteriyor, iç konuşmalarımla yetiniyor, dudaklarımda asılı kalan gülümsemeyle geçip gidiyorum. Ah bazen bu 'çokbilmişteyzeler' familyasına ferman gibi bir sürü madde sıralayıp, ezberletip sözlü yapasım geliyor ya neyse, diyor yürümeye devam ediyorum, biricik kızımı hayal etmeye çalışarak, o da hissetti mi bu saçma cümleleri diye düşünerek, içten içe bu teyzenin söyledikleri adına utanarak ve asıl böyle zihniyetteki insanlar toplumuna çocuk getirdiğimi sorgulayarak...

Ah be teyze n'aaptın? ben de kendimce olgunluğumla seni başımdan savdım sanırken, iç sesime laf geçiremiyorum yine, kurmaya başlıyor, kızın gelecekte nelerle savaşacak bak gördün mü? diyor, toptan bütün insanların beyinlerini domestos ile çitileyesim geliyor. Üstüne sıcak çay demler, kurabiye eşliğinde veririm sonra bütün temiz beyinlere...

Sonra birkaç arkadaşım ziyaretimize geliyor, "aman" diyorlar "çok yorulma", ne tatlısınız deyip keyifle , zevkle hazırlığa başlıyorum. Akşam sofralar kuruluyor, herkes sıcak bir muhabbette, arkadaşlardan biri (bu kez erkek) bebeğin cinsiyetini soruyor, biz tam söyleyecekken, lafı ağzımıza tıkıyor, "bırakın sağlıklı olsun geyiğini de sadede gelin, her baba oğlu olsun ister" diyor. Sonra bana dönüyor, "karnın sivri erkek bu" diyor "ben şıp diye anlarım", sanırsın kendisi yılların emektar ebesi, sanırsın  sekiz tane doğurmuş ve sanırsın doktora tezini hamile kadınlar üzerine yapmış o kadar kendinden emin. Hayır şaka yapıyor olmalı diye düşünüyor, polemiğe girmemek için, mutfağa zor atıyorum kendimi, bir bardak su içip konunun değiştiğini umarak içeri giriyorum, belli ki birileri uyarmış, asayiş berkemal.

Aynı şey iki oğlu olan kız arkadaşımın başına da sıklıkla geldiğinden yakınıyor, "her annenin bir kızı olmalı" repliği, ya da "kızın varsa şanslı annesin" sanki nefer yetiştiriyoruz mübarek, yaşlanınca herhangi bir çocuğumun bakması fikrine hizmet edenlerdenyus...

Cinsiyet bu ya da herhangi başka bir toplumda neden bu kadar önemli bilmiyorum. Ağam, paşam diye yetiştirilen, o garip "sen üstünsün" zihniyetiyle büyütülen, bir yandan kendine yetemeyen, bir bardak suyun dahi koşa koşa ayağına götürüldüğü, kışkırtılan, çapkın oğlum diye büyütülen, yarının otorite kuramayan, kendi hayatını yönetemeyen, çocuklarıyla ilişkileri arızalı babaları, çapkınlığı skor sayan, aldatmaya meyilli eşleri. Neresinden tutsan elinde kalacak bir ilişkiler ya da ilşkisizlikler yumağı.

Gece uyurken düşünüyorum, neden insanlar konuştukları sözlere dikkat etmez bilmiyorum? Bilerek ya da isteyerek kırmaya çalıştıklarını sanmıyorum ama düşüncesizlik ya da patavatsızlığın ben de yarattığı yıkım fazla oluyor.  Ya da aslında neden zihniyetler, eğitimden ya da hayattan nasibini alamıyor, denize düşen karakutu gibi, asla bozunmuyor, gelişime ve değişime açık olamıyor, katı ve geçirimsiz kalıyor. Peki aklın yolu bir değil mi? Cinsiyetten öncesi yok mu?  "İNSAN" olabilmek  yetmiyor mu? Dünyaya yeni bir can getirecekken, insanlığa dair ümitlerim azalıyor. Sonra düşünüyorum ki, belki de benim kızım dünyaya gelecek ve çok güzel şeyler yapacak. Bunları düşünerek uykuya dalıyorum, rüyamda bir ses duyuyorum, etkileyici, kendinden emin ve huzur verici, fonda iç ses yok, bu kez başrolde dış ses var, dikkatle kulak kabartıyorum ve şunu duyuyorum; "Lütfen dünyaya bebek getirmekten vazgeçmeyin, beklediğiniz kurtarıcı, hani şu dünyayı kurtaracak kişi, belki de karnınızdaki bebektir.".....

Kocaman gülümseyerek uyanıyorum dünyanın yepyeni sabahına...



No comments: