Monday, March 18, 2013

Kısa Bir Mola

Armutlu'da ilk sabah.
Ada kızım Armutlu'yu çok seviyor. O kadar heyecanlıydı ki, daha yılbaşı dolaylarında mart ayında gitmek üzere valizini hazırladı. Bu valizde kıyafet bir iki taneydi. Onun dışında sadece oyuncak, boya kalemi ve kitaptan oluşuyordu.

Bu valiz hazırlanırken tarihler Ocak başını gösteriyor.

Burada  Lorin'in oyuncak dolu valizi de var.
Heyecanı Lorin'e de bulaştı. Artık ikisi birden gün saymaya, takvim yapraklarını bir bir koparmaya başlayınca, yarı yıl tatilinden daha yeni çıkmamıza rağmen, işlerim olmasına rağmen ve çok da istemememe rağmen gitmeye karar verdim. Ayaklarım geri gidiyordu, valizi bile son gün, hatta feribotun kalkmasından 2 saat önce hazırladım. Yolda Ada'nın ateşlenmesiyle bu yıl sıkça tekrarlanan hastalık günleri başlamış oldu. Yolculuğu çok seven kızım yol boyu rengi kaçmış, ateşi 38,5 olmuş, halsizlikten gözleri kapanmış haldeyken kendimi çok kötü hissettim. İki saatlik yol uzadıkça uzadı. Soğuk terler döküyordum, ben üzüntüden sandım, fakat bir sonraki gün benim de şifayı kapacağımın ayak sesleri, belirtisiymiş meğer. İçimizde en hafif atlatan Lorin oldu. Armutlu'da hastanelik dahi olduk. İlk üç gün hepimiz hasta ve kalkamayacak haldeydik. Sonra yavaş yavaş toparlanıp, Ada'nın planlarını uygulamaya başladık. En çok Lunapark'da eğlenmek istiyordu Ada. Çok sevdiği arkadaşı Rana ile feribotta kavuşsalar da, gözünü açamadığından, ancak ertesi gün buluşabildiler. Rana ile oyun oynamak, Lunapark'a gitmek, yürüyüş yapmak, pişti oynamak, havuza gitmek, jetonlu oyuncaklarla oynamak, hediye almak ve gezmek başlıca görevlerimizdi. Ada tüm yapılacakları bir bir not etmişti. Her birini itina ile uyguladık.

Armutlu'da en çok babalarını özlediler. Hemen her  gün Lorin babasını ve arkadaşı Defne'yi çok özlediğini sayıkladı. Ada ise, babasını, öğretmen ve arkadaşlarını özlediğini söyleyip durdu. Havuzu çok sevdiğini sandığım Lorin, yarım saat kadar yüzdükten sonra, "babam yanımda değilken, yüzmek güzel değil anne" dedi ve ekledi; "ben artık havuzu sevmediğime karar verdim, denizi tercih ediyorum, ama babam olursa" dedi, her zamanki gibi gayet sakince. Sonra parmağını ağzına alıp, emerek kucağımda uyumaya koyuldu. Bu sayede ben de yüzemedim, "olsun hem denizde yüzmek daha güzel", diye kendimi avuttum. Neyse ki Ada ve Rana çok eğlendiler :))

Sonra tam dönmeye karar vermiştik ki, fırtına başladı. İki gün üstüste feribot seferleri de iptal edilince, keyfimiz kaçsa da, o moddan hemen çıkıp, kaldığımız günlerin keyfini çıkarmayı ihmal etmedik.


Güzel arkadaşı Rana ile buluşan Ada çok mutlu oldu.


Ada ve Lorin hayalini kutdukları "Lunapark" da bolca eğlendiler.





En çok da hızlı treni sevdiler.

"Çivi çiviyi söker mi acaba?" diye dondurma yediler :)


Havanın güzel olduğu günlerde sahilde yürüyüş yaptılar.





Bazen evde resim yaptılar.

Kimi gün de alışveriş merkezinde boyama yaptılar.

Hep Lunapark'a gidelim anne.
Dönüş yolunda...

No comments: