Saturday, March 23, 2013

Selin ve Burak'lı Cuma

Lorin gitmek için hazırlanırken, ille de pembe tüllü eteğim dedi, her zaman ki gibi :)

Selin ve Burak'ın annesi Gülay arayıp, okul çıkışı için bizi davet ettiğinde Ada'nın ne kadar sevineceğini bildiğimden heyecan ile kabul ettim. Daha önce yazmıştım, Selin Ada'nın anaokulunda hiç unutamadığı ve en çılgın fikirlerini paylaştığı, planlar yaptığı, kafa yapısı ve bakış açısıyla uyumlu olduğu ilk arkadaşı. "Selin" deyince gözlerinin parlaması işte bu yüzden Ada'nın. Ada bize kızmasın diye, Maviş ayıcığı  yanımıza alarak, çıktık yola. Eve adım atar atmaz, Ada ve Selin hemen oyuna başladılar, Burak ve Lorin ise karşılıklı utangaç tavırlarla birbirlerinden kaçtılar önce. Sonra yavaş yavaş ısındılar, en son olarak da  her zaman ki gibi ayrılmak istemediler.

 Hep söylerim, çay içmeyi çok severim, ama çayın asıl tadı arkadaş sohbetiyle çıkar. Kendimi ne zaman kötü hissetsem, telefonda ki ses tonumdan mimiklerime dahi gerek kalmadan anlar Gülay ve hemen beni çay-kahve ikilisini içmeye çağırır. Terapi niteliğinde ki bu buluşmalar da bazen nefes almadan konuşuruz, bazen konuşmadan anlaşırız, bazen de tıpkı bugün olduğu gibi konuşmalarımız taciz edilir çocuklar tarafından, sohbetin neresinde olduğumuzu şaşırır, oyunlara katılabilir, ya da çocukların ısrarlı isteklerini yanıtlamaya çalışırız, her şeye rağmen, bu buluşmalar bana her daim çok iyi gelir.

Önce mantı ziyafeti vardı. Lorin dışında herkes afiyetle yemeğini yedi.

 


Ardından koşarak odalarına gittiler. Sonra kendi uydurdukları keşif oyununu oynamaya karar vererek, her defasında beni ve Gülay'ı da oyunun içine çekmeye çalışarak devam ettiler. Ama biz de birbirimizi özlediğimizden, sohbetimiz sayısız kere kesilerek, sabote edilmemize rağmen kısıtlı da olsa konuşabildik. Keşif oyunu bitince, buzdolabı manyetesi yapmak istediklerini söylediler. Bilimum malzemeyi toparladıktan sonra neşeyle buzdolabı manyetelerini yapmaya koyuldular. Her yer kağıt parçaları, yapıştırıcılar, bant, makas, bilimum kağıt parçaları ile doldu. 




Bir ara Burak ve Lorin kitap okudular.










Sonra kısa bir süre TV izlediler.



Arada Gülay'ın onlar için hazırladığı kek ve sosisli börekten yemeyi ihmal etmediler. Son oyun ise, ablalar, anne ve baba oldular, minikler, kedi ve köpek. Ve hayvanlarını kaybeden anne- baba onları aramaya başladılar. Oyunu unutup bir ara dört kafadarı yatak odasında, şen kahkahalarla Gülay'ın zavallı yatağının üzerinde zıplarlarken bulduk. Ortalığı düzeltmeye çalışırken, "gidiyoruz" anonsumla beraber, çil yavrusu gibi dağılan dörtlüden ses kesildi. Saklandıklarını anladığımızda bütün evde, az önceki gürültüyü koparan çılgınların, sessizce nasıl saklandıklarını merak ederek, aramaya başladık. Minicik çamaşır odasına sessiz ve kıpırdamaya yer olmadığı için, aynı pozisyonda dördünü de otururken bulduğumda gülmemek için kendimi zor tuttum. Fotoğraflarını çekmek istesem de, izin vermediklerinden, sadece anlatmakla yetinebileceğim. Selin'in tehditkar bir şekilde, "yarın da size geleceğiz o zaman" fermanına "evet" dedikten sonra gitmemize izin verildi. Ada ve Lorin kapıdan çıkarken o kadar mutluydular ki, Lorin, "yine gelelim ya da onlar bize gelsin" dedi, Ada ise "eve gidip hemen bugünü günlüğüme yazacağım, harikaydı" dedi, kimbilir belki geleceğin blogger'ı olur kızım :)

No comments: