Tuesday, April 30, 2013

Akışlar


Varlık

Çocuklar her gün, her an dünyayı, varlığı yeniden varlığa getirirler. Varlığı dondurmaz çocuklar; varlığın akış içinde sürekli değişen görünümlerini görür, yaşar, yaşatırlar. Biz, varlığı dondurarak, var olan kabulleri, verileri  değişmez kabul ederek mutlaklaştırırız. Varlığa her gün yeniden bakma, varlığı her gün yeniden varlığa getirmek yerine yeniden düşünmemeyi, verili olanı sürdürmeyi, varlığı, hayatı stabilize etmeyi tercih ederiz.


Zaman

Çocuklar, zamansız bir zamanda yaşarlar. Aynı zaman aralığında çocuklar ile biz aynı hızda zamanı ve hayatı akıtamıyoruz. Çocuklar, hayatı kesintisiz, sürekli akıtır biz, bu akışa setler koyar, kesintiye uğratır, akışın hızını belirlemeye çalışır, çoğu zaman akışın hızına ulaşamaz, seyirci kalırız.

Çocuklarda zaman sınırsızdır ya da yoktur. Bizde zaman çok sınırlıdır, çok azdır. Neden? Zaman aynı zaman...

Zaman tünelindeki yolculuğumuza tünelin girinti-çıkıntılarına tutunarak hızı kontrol ettiğimizi sanıyoruz oysa zaman akmakta sadece biz zaman içinde akmamaktayız. Böylece zamansız bir zamanda yaşamaktayız.



Mekan

Çocukların mekanı, verili, sabit, değişmez mekanlar değildir. Çocuklar, bütün verili mekanları heterotopik mekanlara dönüştürürler, mekanı sürekli yeniden yaratırlar. Çocuk, varlığı, zamanı dondurmadığı gibi mekanı da dondurmaz, akıtır. Çocuklar, mekanı, kendilerini gerçekleştirecekleri platolara dönüştürürler.

Biz, varlığı, zamanı dondurduğumuz gibi mekanı da dondurur, yapılandırır, sabit mutlaklar haline getiririz. Bizim mekanlarımız akmaz, değişmez.


Hakikat

Çocuklar hakikati yaşar, hakikati söylerler. Çocuğun dili hakikat dilidir. Çocuğun dilinde varlık hayat bulur. Henüz bizim gibi sınırlı, yapılandırılmış bir alana sıkıştırılmadığı için alabildiğine geniş bir kavrama dili vardır çocukların. Çocuklar, hiç bilmedikleri dünya ile bu geniş kavrayış ve yapılı olmayan hakikat dili ile ilişkiye geçer. Çocuklar, hakikati de akıtır, dondurmaz.

Biz, hakikati değiştiririz, hakikat oyunlarıyla hakikat olmayan şeyleri hakikatmiş gibi sunar, hakikatmiş gibi yaşarız. Kelimelerimiz arttıkça, dünyayı bizatihi kendisine bakarak değil de dünyayı sıkıştırdığımız kelimelerden baktığımız için hakikat alanımız daralmakta, hakikat oyunları ile özneleştirildiğimiz dar pencereden sızan loş ışıkla hakikati yakalamakta zorlanırız, hakikati de dondururuz oysa hakikat de donmaz, akar.




Bu varlık-zaman-mekan-hakikat algısıyla hakikat oyunlarıyla oluşturulan öznelliklerimiz nedeniyle Foucault, günümüzün sorununun ne olduğumuzu keşfetmek (bize giydirilen bizi aramak) yerine olduğumuz şeyi (bize giydirilen öznelliği) reddetmek olduğunu söyler.

Akıp giden zamanda yolculuğumuza devam etmek için bize giydirilen öznelliklerden sıyrılıp çocukça bir yaklaşımla kendi ontolojimizi yapmak, kendimizi yakalayıp, yeniden gerçekleştirmek durumundayız. Kendi ontolojilerini yaparak kendilerini gerçekleştirmekte olan çocuklara öznellikler dayatmamak durumundayız.

No comments: