Thursday, May 09, 2013

ANNE YEMİNİ!


İnadına deneyen, ısrarla herşeyi anlamaya, anlamlandırmaya çalışan bir hayat hikayesi. Yaşamın henüz ilk basamaklarında bunca kararlılık beni büyülerken tam da aynı anda ve aynı şiddette endişeye kapılmamı sağlıyor. 

Manasız olan, mantıksız ve dayanaksız olan herşeye olanca başkaldırmış gözleriyle adeta delici bakışlar fırlatan bu küçük insan, ona yetemeyecek olabilmenin korkusu ile herdaim beni mıncıklasa da, “büyük” olma gerekliliğini aniden öğretmesiyle sarsılıyorum. 

Bu sarsıntılar beni çoğu kez kendime getiriyor, bir küçük beden için, öncelikle sadece onun için yaşamak zorundalılığının ürküten yanılsamaları ile zamanın tik-taklarını beynimin içinde, onun hayata attığı her adımda, her değişim ve gelişmede duyumsuyorum. 

Bazen dondurmak istediğim anları-kokuları nazikçe ve özenle beynime-yüreğime kazıyarak yoluma devam ediyorum. Bundan böyle asla yalnız değilim, O’nun minik adımları bana eşlik ve klavuzluk edecek, sonra hangi düşünce kavşağında ayrıldığımızın önemi olmayacak, o ne yaparsa yapsın, ne düşünürse düşünsün, “en önemli”si olacağım, annesi olacağım, hangi asi akıma kapılırsa kapılsın benim “en değerlim, en özelim” ve eğer kilometreler girse de araya uzaktaki en yakınım olacak. 

O’nu asla yalnız bırakamamanın içimden gelen kışkırtıcı ve sarsıcı gücüyle ama O’nu boğmadan ilerleyebilmenin ince dengesini kurmak için çabalayacağım. O’na doğru davranmanın, kişiliğini kazanmasının, seçmesini bilmesinin, hep “öğreten adam” iticiliğinde olmadan, keşfederek öğrenmesini sağlamanın, dünyanın sadece reklamlardaki bembeyaz dişli hep gülen sarı saçlı güzel kadınlar ve her daim bir heykel gibi yakışıklı erkeklerden oluşan mutlu bir topluluktan olmadığını anlatabilmenin yoğun ve gittikçe ağırlaşan sorumluluğu altında ezilirken, birden aydınlanıyor her bir hücrem.

Sadece doğal ol, içinden geldiği gibi, O’nu önemseyerek, BİREY olduğunu kabul ederek, severek, öperek, dokunarak, kendini de asla ihmal etmeyerek nasıl güçlü bir “doğurgan” olduğunu hissederek” davran diyor içsesim... 

Zaten ne olursan ol, en sonunda senin bir yansıman, bir minik modelin olarak başlıyor hayata ve kendi yolunu çizebilmenin özgür ve umursamaz güzelliğini yaşayabilecek özgüveni oluşuyor kendiliğinden, ama eğer izin verirsen...

Tam da bu noktada, bu küçük model için değiştirmek istediğin, geliştirmek istediğin her yanın kendiliğinden hızla törpüleniyor, kıymıklar bazen batsa da eline, bir siyasetçinin ziyareti için her yeri hızla temizlemeye ve sağa sola renkli çiçekler yerleştirmeye çalışan bir köy, okul, şehir, işyeri vb. gibiyim. 

Biliyorum ki her bir yapmacıklık, sunilik, yapay ve eğreti kalacak, sırıtacak, ruhsal bir arıza olarak dikilecek karşıma ve ben suçluluktan öleceğim o zaman. Radikal değişimlerin tam sırası, bırak kanasın ellerin, bırak kanasın...

No comments: