Saturday, May 18, 2013

İki Çocukla Hayat


Bir Seyahatin Günlüğü

Sabah uyanır uyanmaz, hayat hızlı hayır hayır hıphızlı :) akar. Sen bir gözünü açıp, "öbürünü açmasam da, azıcık daha kestirsem mi, güneş bana sırıtıncaya kadar" diye melul melul uyku ile uyanıklık arası gidip gelirken böyle tatlı tatlı, pıtır pıtır minik aceleci adımlar içeri dalar. "Ama sen beni öpmedin, süt vermedin daha, boyama yapalım mı, Ada uyanmadı mı, okulculuk oynayalım mı?", dün dergiden çıkan ıvır-zıvır oyuncağım nerde?"  gibi birbiriyle alakasız bilimum çeşitlikteki soru ile yakana yapışır. Yeni uyanmış bu minik insan, cin gibi gözlerle odayı süzerek, gözüne birşey kestirmeye çalışırken, aynı anda makas-bant ve uhu ister. Yere parça pinçik döktüğü kağıtlar birgün öncesinden salonun orta yerinde durmaktadır oysa. Bu anne kişisi uyuyayım, yarın toplarım diye tembellik yapmış, belki de bir kaç gün daha aynı yerde kalacak olan, o kağıt parçacıkları ile yaşamaya alışmıştır çoktan.




Kalkıp, acaba hangi gezegenden bu çocuk? diye düşünürken ve ocağın altını yakmaya çalışırken sen, o çoktan bir resim yapmış, buzdolabına asman için sana uzatmıştır bile.Şanslı günündeysen o caaaaaanım çizgifilmlerden birini metazori ile seyretmek durumunda kalmadan mutfağa sıvışmışsındır.

Herhangi bir yere gitmek bile sayısız kere zordur, çocukla hazırlanıp dışarı çıkmak yani. Pardon iki çocuk ile. Yaman bir göreve hazır olmalı, sinirlerin yıpranık olmamalı, terlemeye karşı deo-rolon kullanmalı, evden çıkarken giyilecek t-shirt ü sona bırakmalı, çıkabilecek bilumum kardeş kavgalarına çözüm önerileri önceden brifing verecek hoca edasıyla hazır olmalı, saçların bööööyleeee dimdik elektrik çarpmış gibi olmaması için, arkadan "klasik anne kelebek tokası" ile tutturulmuş olması önemlidir.



Dışarı Çıkmak...


Hani lay lay lom görünür ya dışarıdan, ama işin içyüzü öyle değildir işte. Önce kotunu ayağına geçirir, siz deyin çanta, ben diyeyim valiz hazırlanmaya başlar. Yok öyle bir cüzdan bir telefon dışarı çıkma zamanları... Hemen birer kat iç çamaşırı (çocuk küçük ise bu sayı artar) birerden iki yedek t-shrit, eşortman altı, çorap, hırka alınmalıdır. Her an her yerde susayabilirler mutlaka iki matara su. Bir olursa cıngar çıkar. Mümkünse, çocuklar aynı cinsteyse özelikle aynı renk ve model olmalıdır ki, bu bile sayısız kavga sebeplerinden biri olmasın. Çubuk kraker (nam-ı diğer anne kurtarıcısı) evde varsa acıklamalara karşı bisküvi, yarabandı, ateş düşürücü şurup, basitinden ateş ölçer, ıslak mendil, kuıru mendil,  her derde deva, kriz anlarına merhem olan boya kalemler, boyama kitapları, evde unutulursa kriz çıkaracak olan pofidik oyuncak, artık çanta tamamdır. Hele ki bebek ise, çok sayıda body, mama önlüğü, meyve sebze püresi, çorba, bez, pişik kremi, eklenir.

Anne kişisi kot giymiştir ama t-shirt evden çıkmadan hemen önce giyilmelidir ki, terlemeye maruz kalacak olan anneden nasiplenmesin. Sıra ile çocuklar giydirilir. Bu bir kelimenin altında ne krizler, ne etek kavgaları, ne toka kaprisleri yatmaktadır. Anne burada kalkanını neyini alıp, savaşa çıkan bir komutan edasında olmalıdır. Mağrur, sabırlı, alttan alan, krizi kışkırtmak yerine bastırabilen hafif polyanna, az biraz iyi niyet elçisi, çokca yaşam koçusu, hatta biraz da guru gibi birşey. Aman çocuklar çekiştirmeyin, aman da ne güzel çocuklarmış diyen bir motive edici orkestra şefi edasıyla yaklaşmalıdır. Valiz yetmiyormuş gibi, küçük hanımlar da birer çanta hazırlamak isterler, tüm bunlara göğüs germeli, sabırla çantaların hazırlanması beklenmelidir. Kapıdan tam çıkarken gelecek olan büyük-küçük tuvaletlere eğer önceden hazırlıklı olursa, "biz o konuları çalışmıştık" edasıyla rahatça topu göğsünde karşılayıp, pası verebilir. Aksi halde bitap vaziyette, çocukken gittiği piknikte bütün gün top oynamış kadar sersem sepelek güne başlamayı kabul etmek zorunda kalacaktır. Eğer anne bu etapları başarıyla atlatıp, ev kapısından terlemesin diye giymediği tişörtü giymeyi de unutmadan çıkarsa maçın ilk yarısı tamamdır.

Yalnız apartmandan aşağıya inmek de en az ev kadar zordur. Asansöre puset, valiz ve ikinci çocuk ile gitmesi var. Asansörün kapısını ayağıyla tutup diğer çocuğu içeri iteleme suretiyle bindirip, puseti koyarak sıkışmadan kendini de içeri atmalıdır. O anda aklından hala "birşey unuttum mu?" diye tilkiler dolaşmakta, bu arada nereye gittiğini hatırlamaya çalışmaktadır. Düğmeye kimin basacağını ise, usta anne sıraya koymalı sorunu böylece çözmelidir. Eğer halen sinirler zıplamadıysa, diğer çocuğun da düğmeye basmasını sağlayarak bir kez daha inip çıkmalıdır.





Arabaya binerken ayrı bir film çevrilir. Zira arka koltuğun hangi köşesine oturacağım kavgası alır bu kez başrolü. Bu kavga da sabır timsali ana tarafından ustalıkla püskürtüldükten sonra, anne arabada şoför mahalline oturur, burayı sevmektedir zira gün içinde oturabildiği ve hatta müzik dinleyebildiği tek mekandır. Sonra "camımı açacağım, o zaman ben de açacağım, hayır onunki daha çok açıldı", nidaları eşliğinde, herdaim çözüm odaklı-işbitirici anne "hadi bakalım yeşil arabayı kim bulacak" ya da "34 dışında farklı bir plaka en çok kim bulacak" yaratıcı oyunlarını ortaya atarak ortamı sakinleştirmesini bilmelidir.

Devam edecek...


No comments: