Wednesday, May 15, 2013

Kukla Tiyatrosu


Bugünlerde Platon'un meşhur mağara benzetmesini hatırlamadan geçemiyor insan;

"Benzetmeye göre, ışığa açılan uzun bir girişi olan bir yeraltı mağarasının en dibinde insanlar, çocukluklarından beri ayaklarından ve boyunlarından zincire vurulmuş olarak hareketsiz bir şekilde oturmakta ve yalnızca önlerini görebilmektedirler. Onların arkasında, yüksekte bir yerde bir ateş yanmakta ve ateşle bu insanlar ya da mahkumlar arasındaki yolda küçük bir duvar ya da perde bulunmaktadır. Duvar ya da perdenin arkasında ise konuşan, ellerinde türlü türlü araçlar, taştan ya da tahtadan yapılmış insana, hayvana ve daha başka şeylere benzer kuklalar taşıyan insanlar geçmektedir. Mağaranın dibinde oturan mahkumlar yalnızca ateşin aydınlığıyla perdeden duvara vuran gölgeleri görebilmektedirler. Ellerinden, ayaklarından ve boyunlarından zincire vurulmuş, hiçbir şekilde kımıldamayan bu mahkumlar mağaranın duvarındaki gölgeleri duvara gölgesi vuran nesnelerle karıştırmakta, perdenin arkasından yankılanan seslerin duvardaki gölgelerden geldiğine inanmaktadırlar. Bu mahkumların sahip oldukları bilgi, onların gözleriyle ve kulaklarıyla kazandıkların duyusal bilgidir ve görsel bilgi duvardaki gölgelerin yani görünüşlerin bilgisidir.

Mağaranın dibinde zincire vurulmuş olarak yaşayan bu mahkumlardan biri bir şekilde zincirlerinden kurtarılıp ayağa kaldırılırsa ve önce yüzü duvarda gölgelerini gördüğü nesnelerin kendilerine ve ışık kaynağına çevrilse ve nihayet mağaranın dışına çıkartılsa, onun bu dönüşümü hiç kuşku yok ki çok sancılı olur. İnsan için yanılgılardan kurtulmak, eski alışkanlıkları terketmek çok zor olduğundan, o muhtemelen yeni duruma alışamayacak ve daha önce gördüğü şeyler ona daha gerçek görünmeye devam edebilecektir. Mahkum söz konusu dönüşümü gerçekleştirebilirse eğer, onun güneş ışığında canı çok yanacak ve mağaranın eski mahkumu belki de yeniden mağaraya geri dönmek isteyecektir. Mağaranın bir şekilde dışında kalmayı başaracak olursa, eski mahkumun gözlerinin ışığa alışması için belli bir zamanın geçmesi gerekecek ve o daha sonra ilk olarak gölgeleri, insanların ve nesnelerin sudaki yansımalarını görebilecektir. Mağaranın dışına çıkan insan, mağaranın loş ışığına alışmış gözlerinin dış dünyanın güneş ışığına alışması için belli bir zaman geçtikten sonra, gölgelerini, sudaki yansımalarını gördüğü nesnelerin kendilerini ve nihayet güneşi görecektir.

Felsefi bilgiye, derinliğe kavrayışa götüren soyut düşünmeyi özgürleştirici bir şey olarak tanımlayan Platon, düşünmeye başlayan kişiyi, gündelik deneyime bağlanmanın, kabul görmüş kanaatleri benimsemenin yarattığı zincirleri kıran biri olarak belirtir. " (Felsefe Tarihi, A.Cevizci).

Yaklaşık 2400 yıl önce bunu ortaya koyan Platon'un mağarasının toplum olarak dışına çıkamadığımız ortada.
Bugün oluşturulan loş ışıkta oynatılan kuklaların gölgeleri, görünüşleri, gerçeğin yerini almış durumda.
Bunca bilgiye rağmen, bunca bilgisizliğimiz tıkıldığımız mağaradan çıkamadığımız içindir. Dışımızdaki kukla tiyatrosunun görünüşlerini gerçek görüntülermiş gibi algılamaya devam etmemizdendir.

Dışımızdaki kukla tiyatrosunun ötesinde bizim, kendi çadırımızda kurduğumuz kukla tiyatrolarına da bakmamız gerekir. Dışımızdaki dünyanın kuklalarına paralel olarak biz de kendi çadırımızda kendi kuklalarımızla çocuklarımızı loş ışıkta gerçek bilgiden mahrum etmiyor muyuz?   Biz de çocuklarımızı kendi mağaralarımıza tıkamıyor muyuz?

Hemen ışıkları kapatıyor, muhteşem yapı duvarlarımızla çocuklarımızın etrafını örüyor, güneşin girmesini engelliyoruz. Onları "çok iyi bildiğimiz" doğru ve yanlışlarımızla perdeliyoruz. Belki de asıl tehlike bize bütün her şeyi ile kendilerini veren çocuklarımıza bizim kuklalarımızdan gelmektedir.

Biz çocuklarımızı hangi kuklalarla hangi bilgilere şartlanmış olarak ulaştırıyoruz. Çocuklarımızı dış dünyadaki kuklalardan koruyalım derken kendi kuklalarımıza mahkum ediyoruz. Çocuğun loş ışıkta yaratılmış bilgi ile değil güneş ışığında gerçek bilgi ile aydınlanması gerekmez mi? Çocukların Sokratik soruları sorarak yollarını bulmaları (bizim yönlendirdiğimiz soru ve cevaplar yerine) gerekmez mi?

Kendi yapılarımızla kurduğumuz hakikat oyunları (doğru-yanlış oyunu) ile kendi çadırımızın kukla tiyatrosunun  mahkumları olan çocuklarımız aslında mağaranın çıkış kapısı olabilirler.

No comments: