Tuesday, June 11, 2013

Son Günlerde Hayat


Bir süredir hayat eskisi gibi akmıyor ne yazık ki. Herkes kilitlendi, dolayısıyla ben de kızların günlüğünü, blogumu ihmal ettim. İçimden yazmak gelmedi, yazamadım...

Ada'nın bir okul dönüşü, Lorin ile birlikte odalarında yere piknik yapmak için yiyecek hazırlayıp, kardeşine kitap okuma halleri...



Lorin, arkadaşı -canından çok sevdiği- Defne'ye bir sabah kahvaltı hazırladı. Her şeyi marketten itina ile seçip, tamamen kendisi hazırladı, menü Lorin'e ait yani



Lorin ve Defne birlikte suluboya yaparken...


Ablalar okuldan geldikten sonra kudurma halleri...



Dört kafadar birbirlerine sarılırken...



Baba ile beraber kırtasiyeden alınan ganimetler


Ekmek sepetine fındıkları doldurup, kitabını alıp kucağıma zıplayan Lorin'in fotoğrafını çekmek isteyince bana bakışı, sinirlenince çok güzel oluyorsun Lorin :)



Sonra malumunuz Gezi Parkı Direnişi. Direniş başlar başlamaz, evde sürekli bu konu konuşulur olunca, çocuklarla da paylaştık. Ada "ben de gidip görmek istiyorum, orada ben de nöbet tutacağım" dedi. Çocukları kaptığımız gibi direnişin ikinci günü kendimizi parkta bulduk. O gece parkta binlerce insan vardı.
Parka gitmeden önce, Ada ile Lorin'e neden gittiğimizi anlattık. Parka adım atar atmaz binlerce insanı gören Ada dedi ki, "Ağaçların kesilmesini bu kadar çok insan istemiyor ama bir kişi istiyor diye kesilecek mi yani, ben hiç anlamadım!!!" dedi ve olayı özetledi aslında. Taksim hepimizin yaka stickerlarını t-shirtlerimize yapıştırdık, imzalarımızı Lorin de dahil attık ve evimize geri döndük, kalbimiz ve aklımız Gezi'de kalarak.  Bizim gittiğimiz gecenin sabahında korkunç bir müdahale oldu.






Cuma günü okul çıkışında bahçede oynayan kuzular...



1 Haziran Cumartesi günü iki hafta öncesinden Lorin'e söz verdiğim gibi doğum gününü kutlamak üzere annemin bahçesine gidecektik. Aslında temmuz ayında doğdu Lorin ancak tatile denk geldiği için ve çok istediği için öne çektik. Gitmeden önce evdeki hallerimiz böyleydi.



Biraz da resim yaptıktan sonra anneanneye gittik.


Doğum gününde tüm ilgiyi kendi üzerinde hissetmek isteyen Lorin, neredeyse bütün oyunları yönetti, Palyaço abiye ayar verdi, kazanan hep Lorin oldu :) Kutlama boyunca, twitter'dan haber takip edip, Gezi dışında bir şey konuşamadık.



Kedi sever kızım yüzünü kedi gibi boyattı ve doğum günü boyunca miyavladı :)



Yine Lorin'in isteği ile pastası da "kedi"liydi.


Sonra Ada, arkadaşları İlayda ve Ceyda ile apartman kapısının önünde satış yaptılar. Ada heyecan ile satış yapacağı günü bekliyordu. Günler öncesinden planlamışlardı. Konu komşu ve anneler de eşyalardan satın alınca, çocuklar kısa günün karı olarak iyi para kazandılar.





Doğum günü bitince, onca yorgunluğuma rağmen tekrar gitmek istedim Gezi'ye. Hazır annemdeyken bunu kullanmak ve çocukları bırakarak gitmek istedim. Biber gazından dolayı tedirgin olan annem izin vermedi, babam istemedi. En sonunda baktılar ciddiyim ve gidiyorum, babam da peşime takıldı, Habip zaten oradaydı. Biz Kabataş üzerinden Taksim'e geçerken Beşiktaş tam o anda karıştı. Biber gazı Dolmabahçe yakınlarındaki bizi de etkiledi. 3 toma İnönü stadının oradan Beşiktaş'a doğru gitmeye başladı. Tarihe tanıklık ediyorduk. Çok fazla insan vardı ve çoğunluğu gençlerdi.  Herkes maske takmıştı, ben de yanıma limon, maske ve gözlük almıştım, inanamıyordum olanlara







Bizim minik çapulcular...



Sonraki gün Ada ve Lorin'i oyuncakçıya götürüp, doğum günü şerefine hediye aldık (Hediyelerini kendileri seçmek istedi)



Bir ara yorulan Lorin'i balkonda uyurken buldum. Kedi gibi kıvrılmış uyuyordu.


Salı günü Defne'lere gittik.



Çarşamba günü yani 5 Haziran Dünya Çevre günü Ada'nın okulunda kutlandı. Bu kutlamada Ada da sunum yaptı ve "Toprak Kirililiği"ni anlattı. Minik panelistler olarak oldukça başarılıydılar.





Sonraki perşembe ve cuma günü portfolyo sunumları olduğu için Ada'nın okulu tatildi. Perşembe günü Ada sunum yaptı. Annem, babam, Habip, ben ve Lorin hep birlikte Ada'yı izlemeye gittik. Sunum başlamadan önce Ada çok heyecanlıydı. Sonra keyifle sunumunu tamamladı hatta Lorin'e de soru sordu.


Ada, babası ve büyükbabasına düşünme becerileri yaptırırken...






Sunumdan sonra annemin oturduğu apartmanın bahçesinde aldık soluğu ve Ada, Lorin, arkadaşları İlayda ve Ahmet ile tebeşir alıp yerlere resim çizerek oyun oynadılar.








Cumartesi günü Ada'nın sınıf arkadaşı Elif ve Öykü ile kahvaltıya gittik. Tabi ki, kardeşlerimiz Lorin ve Defne de vardı. Çocuklar çok eğlendi, Elif'in annesinin aldığı harika hediyeler ile epeyce oynadılar, keyifli bir gündü ama sohbet konumuz yine Gezi Parkı idi.






Cumartesi akşam üstü Habip ile yine soluğu gezide aldık. Diğer günler Habip gidiyordu ama ben anneme çocukları bırakabildiğim günlerde gidebiliyordum Gezi'ye. Ama aklım fikrim her an Gezi'de ve orada kaalnlarda idi. Bu son gidişimizde Gezi harikaydı. Panayır havası vardı ve tam bir özgürlük parkı havasına bürünmüştü Gezi. Resim atölyeleri, yoga yapanlar, müzik yapanlar, halay çekenler, çadırlarda çay, muhabbet, şahane bir hava vardı. Herkes birbirine son derece saygılı, yardımcı ve innanılmaz güzel bir dayanışma vardı. Tüm fikirler, mezhepler, din, dil ırk ve ideolojiler ortadan kalkmış ve sadece herkes Gezi'yi korumak üzere nöbet tutuyor gibiydi. Keşke burası hep böyle kalsa, Gezi Parkı böyle özgürce herkesin kendini ifade edebileceği bir park olarak kalabilse. Bunu bütün direnişiyle hakketti. Bu ruhu bizzat parkın kendisi yarattı ve çığ gibi büyüdü.









No comments: