Sunday, July 21, 2013

Ablama Tızamazsın!



Lorin'in 2 yaş hallerinden bir demet...





Tam 2 yaşındaydı, Ada'ya kızdığım bir gün minik boyu ve kendine olanca güveniyle karşıma dikildi Lorin:

- "Biy daha 'abya'ma tızamazsın ' Giyne!!!'"

Bir film repliğini andıran bu cümle beni oldukça şaşırtmıştı.
Bir kere bana anne diyor, asla Girne demiyor, Ada'ya da abla demiyor, ismiyle hitap ediyordu!
Bu "abya" lafındaki sahiplenicilik ve kardeş ittifakı ile  'Girne' derken de "annem olursan ol, biz kardeşiz tamam mı ve sen de Girne'sin işte, haddini bil!" diyordu ki inanamıyordum.
Minik -olduğunu sandığım- kızım, annesine karşı bile ablasını savunmaya geçiyorsa, hayata karşı asla yanlız bırakmaz diye düşünmeye başladım ve aynı anda başım da dönmeye başladı, evet mutluluktan :)
Sonra gerilere gittim, kardeşimden hep "sen büyüksün", "ablasın sen!" nidaları altında zılgıtı yiyen hep bendim ve bu "abla" kardeşinden epi topu 18 ay kadar büyüktü! 18 aylık bir sultanlıktan sonra abla olmuştum birdenbire! Haklı veya haksız olsam da, "büyük" olma şerefi bende olduğundan zılgıtı da, bazen terliği de ben yedim. Bazen olur da gerçekten çok bir fazla ise haklılığım, kardeşime kızacaksa annem, çok mutlu olurdum, haklı olduğumdan mı, yoksa hep zılgıtı ben yediğimden mi, işte orasını ayırt edemiyorum.
Ama gel gör ki, bu bacaksız, daha dünyaya geleli 24 ay olmuşken, ablasını bana karşı savunuyor, üstelik abla haksız ve konu ikimizin arasında gerçekleşti. Kendimden utandım inanın...







İlkokul 1. sınıfa başlayacak olan Ada'ya kıyafet almaya gittik okul için. Lorin okula başlamıyor ama üzülmesin diye ona da bir kıyafet alalım dedik, fakat hiç istemedi. Geniş alanda kendi kendine ve hayali arkadaşı "espadrin" ile (ismini böyle koymuş, napalım:)) oyunlar oynadı mutlu mesut, biz de rahatça kıyafet baktık. Az sonra damacanın olduğu sebili farketti ve su doldurup içmeye başladı. İşimiz bitince, tuvalete gitmek istediler, çıkmadan bir ziyaret ettik WC yi. Oraya giderken temiz bir bardak alan Lorin tuvalete girince, "nasıl olsa yenisini alırız, şimdi burada bir yere değer, kirlenir" diye klasik anne moduma geçiş yapmamla, çocuğa sormadan bardağı alıp çöpe yollayıverdim. Tam ben bu işlemi yaparken de o bana, "bardağım temiz, atma" diyordu ama hareketim çarçabuk olduğundan geç duymuş oldum. Meğer Lorin oradan çıkınca bardakla son kez sebilden su içecekmiş. Ah bebeğim, işte  düşünce yapıları bambaşka, dünyaları apayrı :( O dakikadan itibaren, bir iki ağlar, yeni bardağı verince de susar değil mi, normal çocuk. Ama öyle olmadı. Lorin bir süre büyük bir hırsla ağladı, bardağın temiz olduğunu yineleyerek.  Ardından sustu ama bir daha da orada bir sürü bardak olmasına rağmen almadı, su içmedi ve kimseyle konuşmadı yol boyunca :( O kadar üzüldüm ki, o bardağı attığıma çok ama çok pişman oldum, kızımı üzdüğüme, böyle" kişilikli"  davranmasına da bir kez daha hayret ettim, sadece 3 yaşını 2 ay geçmiş olmasına rağmen...
O'na karşı dikkatli davranmam gerektiğini her an yeniden öğreniyorum: Lorin ve Ada'ya babası renk renk sticker (Lorincesi: sititır) almış. Herkes kendi duvarına yapıştırıyor, her zamanki gibi. Derken Lorin bitirip salona geldi, Ada da sana bir tane vereyim mi, bende arttı dedi ve Lorin'e bir tane sticker daha verdi. Lorin de alıp, salonda olan minik piyanosunun üstüne yapıştırdı. Ben de sessizce Ada'nın yanına gidip dedim ki, anlamıyor her yere yapıştıracak, verme bir daha. Ada da salona gelip, "eğer salona yapıştırırsan sana bir daha sticker vermem" dedi, benim yüzümden. Lorin ağlamaya başladı, sticker'ı yapıştırdığı yerden aldı. Babası ve Ada onu ikna edemiyor, beni de yanına yaklaştırmıyordu, kahroldum :( İkisini de salondan çıkardım, Lorin ile başbaşa kaldık, hatamın farkındayım ve başladım dil dökmeye, binbir özür diledim, kesinlikle istediği her yere yapıştırmasını söyledim. Yapıştırmadı ama en azından barıştık, gitti yine kendi duvarına yapıştırdı, oyunlar oynadık ve uyudu mutlu bir şekilde...










İlk günler kızlara ranza aldığımızda bir sabah kalktım ki her tarafı sticker dolmuş. Kendi kendime kızdım ama sonra düşündüm ki, onların yatağı ve onların dünyası, böyle rengarenk olmadıktan sonra neye yarar ki? Tam da onları yansıtmıyor mu, sıradan değil, olması gerektiği gibi değil, çünkü onlar da yetişkin değil.... Ada'nın küçüklüğü aklıma geldi, bir gün baktık her yeri boyuyor, duvar, koltuk dinlemeden, O'na bir duvar verdik, sana ait istediğin gibi boya dedik, bayıldı. Hem kendisine ait olması hem de boyanmaması gereken bir yer olması dolayısıyla mutlu mesut ve özgürce boyadı. Eve gelen çocuklar hep o duvarın başındaydı :) Bir kaç kişiye fikir öncülüğü etmişliğimiz bile var, ne mutlu :) Sonra Ada büyüdü, evimiz boyandı, ama Lorin geldi işte, tüm neşesi, renkliliği ve çocukluğu ile. O'nun da hakkı var, rengarenk yapmaya evi barkı. Duvarlar Ada'nın vukuatlarından sonra badana boya yapıldı, yazılmaktan, çizilmekten kurtuldu ama stickerların istilası altındalar şimdi de... Benim de bazen burnum, bazen tişörtüm nasipleniyor stickerlardan :) Çok eğleniyoruz, bayılıyorum bu minik dünyalara ve keşke diyorum, herkes her yeri rengarenk stickerla kaplasa, yetişkinlerin dünyası için fazla mı hayalperestim?

No comments: