Friday, July 12, 2013

Arkadaş, Deney, Kardeş...




Son günlerde evdeki fazlalıklardan kurtulmaya çalışıyorum. Fazla ders kitapları, giysiler, ıvır  zıvır işte. Kızlara kalsa hiçbirini kıyıp atamıyorlar. Ama ne yapacaksın, evrene yollayacaksın ki, yerine yenileri gelsin değil mi yani? Tam verirken torbalara Lorin rastgelirse çekiveriyor hemen, "bunu seviyorum, bunu giyerim, bunu saklayalım" filan derken "tamam" deyip, bir süre sonra yine veriyorum. Eğer yapmazsam ev dolup taşacak, hatta bize yer kalmayacak... Neyse bunları neden anlattım, Ada'nın okul kitaplarını karıştırırken bunu buldum, hemen fotoğrafını çektim tabi, çocuk aklı ve kalbi işte. Ne güzel yazmış, "hangi haklara sahip olmak istersin?" sorusunu, "dileklerin neler?" gibi algılamış ve yanıtlamış. "İstediğim her şeyin istediğim zaman kargo gibi gelmesini isterim, hiç ölmemek ve yerçekiminin olmamasını isterim"



Kırtasiyeden beğendiği gözlüğü ne yapıp edip aldıran bir Lorin var karşınızda, kendisi azıcık dediğim dedik ve kokoş olur da :)



Anneanne yollarında, sepeti ve gözlüğü ile poz vermeler.


Tatil günleri hastalıklardan gözümüzü açtığımızdan beri, iki çocuk ile her an renkli geçiyor. Olumsuz konulara girmek istemiyorum, ülkede iyi şeyler olmuyor zira, ben çocuklardan bahsedip havayı biraz olsun dağıtmak niyetindeyim. Haa ne diyordum, böyle günlerden birinde arkadaşımız Ada ile buluştuk, beraber model kitapları boyadılar.




Sonra yemek yemeye dışarı çıkalım ve çocukların da eğlenebileceği bir şeyler yapalım dedik. Bizim tatlı kuzular eğlenceli bir gün geçirdiler. Langırt oynadılar.



Yüzlerini boyattılar.




Resim yaptılar. Dönmek de, birbirlerinden ayrılmak da istemediler.



Eve dönünce ayrılamayan kızlara Ilgaz da katılınca, kulaktan kulağa oynadılar, kikir de kikir.



Ada ve hatta Lorin de kitap okumayı çok seviyorlar. Lorin ya okutuyor ya da uydurup okuyormuş gibi yapıyor. Ada tatil başladığından beri, aşağıdaki kitapları okudu.





Öykü Ada durup durup bir şeyler icat etmeye, hiçbir şey bulamazsa sabun, deterjan ne varsa karıştırıp "iksir" hazırlamaya bayılıyor. Öyle heyecanlı yapıyor ve öyle coşkuyla anlatıyor ki, sizi de içine çekiveriyor. Zaten dünden razı olan Lorin için böyle anlar tadından yenmiyor, renkli bir abla ile keşfedilecek çok şey var zira :))



Deney alet edevatını alıp, deney yapacağız dedikleri zaman, suları karıştırıp, (bazen yaptığı gibi) benden pirinç nane vs. isteyeceğini sandım Ada'nın. Mutfağa gittim, yemek yaparken pek de sesleri gelmeyince merakla içeri girdim. Rengarenk suları, gözünde gözlüğü "zihnisinir" icatları ile Ada'yı ve minik ekürisini buldum. Ama bu renkli suları nereden buldunuz? dedim. Cevabı çok basit ama keyifli idi. Keçeli kalemlerle kağıtları minik minik kesip, boyayıp, suda bekleterek bu renkli suları elde etmişlerdi. Hayranlık ve şaşkınlıkla bakakaldım. Çocukluğun güzelliği, eğlencenin basitliği, gürül gürül heyacanı ile içimi yaşama sevinci ile doldurdu. Aslında bu konuda bir yazı yazmalıyım. Çocukluk nasıl da güzel bir dönem. Sadece serbest bırakıp, aşırı kurallar koymayınca nasıl da güzel buluşlarla başınızı döndürüp, ters yüz ediyorlar sizi. Kuralları, sınırları yıkıyorlar ve yapıları nasıl güzel bozuyorlar, nasıl kolay, nasıl duru ve nasıl da coşkulular. Ne çok şey öğrenebiliriz onlardan.



Abla-kardeş kitap okuma seansları.


Havuzda serinleme vakti. Tatile gidemezsek, yarı olimpik havuzumuzla tatil ayağımıza gelebilir ne var yani?




Havuza sandalye koy, otur, suluğu doldur, kendini yıka yıka, sula sula :))





Evde etkinlik bitmez, herşey oyuna çevrilebilir, üstelik basit ve ucuz. İşte puding yapma seansı, "ben hayır ben karıştırıcam" kavgalarına çözüm de, ocak kirlenme pahasına "birlikte" karıştırmak



Sıcakken yemek...



Kapalı balkonumuzu oyun alanına çevirdik. Okulculuk, evcilik, öğretmencilik, marketçilik, cilik culuk ile biten bilimum oyunlar oynamak için keyifli bir mekan oldu. Gerçi madem balkon yaptın, neden kapatırsın, kapatacaksın neden balkon yaptın? soruları aklıma takılsa da, orası minik bir ev gibi ve çocuklar da mutlu, öyleyse bırak mekansal çözümlemeleri yahu.




Yeter mi yetmez, Ada bu belli olmaz. Mutfakta "minik rende nerede, sarımsağı rendeleyeyim" diye aranırken, bulamazsın. Bambaşka bir gün Ada hanımın çalışma masasında sana sırıtan rendeye tuhaf tuhaf bakarken, kıymayı almak için buzluğa elini attığın başka bir gün ile birleşir kafanda parçalar. Buzluktaki minik kavanozdaki silgi rendesinin ta kendisidir. Ve deneyci insan Öykü Ada onları "birleşecekler mi, birleşmeyeceklerse ne olacak?" sorusuyla rendeleyip buzluğa koymuştur. Evet silgi rendelenir ama bu silgi ile başka şeyler de yapabiliriz. Öyleyse ver elini ojeler. Silgileri oje ile kaplayabiliriz. "Nasıl yani?" diye soran şaşkın anneye verilen cevap: "ışığın altında tutunca, mücevher gibi parlıyor ama anne, çok güzel"





Olaya bayılan minik "yandaş" da dünden razı olarak, bu ulvi göreve yardım ve yataklık etmekte, Ada ablaya hayranlıkla karışık aşk ile yaklaşmaktadır.



Yine ayıkladığım eşyaların içinden bu kale çizimi çıktı. Çok beğendim, bakakaldım ve hemen arşivleme ruhu ile ölümsüzleştirdim. Taç atışı ve köşe atışları ile işte karşınızda Ada'nın futbol sahası. Evet kızım aynı zamanda da futbol hayranı



Bu da Lorin hanımın barok tarzındaki sanat çalışması. Çalışmada yırtık tombala kağıtları, makarna kutusu kesikleri ve bilimum kağıt ve Lorin'e göre "mis gibi" kokan uhu kullanılmıştır.



Daha bu sabah karşı komşuya "kristal gibi parlayan ojeli silgilerini" göstermeye giden Ada, orada bulduğu plastik bardaklarla, bardaklardan birinin altını çıkararak, kedi yaptı. Lorin'i de unutmadı, ona da bir tane yapmış.







Veeeee beklenen an. İngiltere semalarından gelen arkadaşımız Berna'nın bebeğini görmeye gittik. Ada ve Lorin çok heyecanlandılar. Gitmeden önce günleri sayıyorlardı. Ve bebeğe bayıldılar. Her ne kadar çok ağlayan bir bebek olmamasına rağmen "başım şişti, ağlamasın bu bebek" diyen Lorin, Rodin Eren ile oldukça ilgiliydi. Minik bebeğimiz de çok sevmiş olmalıydı ki eteğini çekiştirip durdu Lorin hanımın. Bizimki agresif ve pek havalı, "eteğimi yırtacaksın" diye çemkirdiyse de, Rodin tatlı tatlı gülümseyince yelkenler suya iniyordu.





Berna kuzusunu uyuturken, Ada'nın kitapları çıktı ortaya ve iki kardeş sessizce kitap okudular, Lorin de okuyormuş gibi yaptı.


Berna'nın annesi nefis bir sofra hazırlamıştı bizim için.


 Rodin'in eğilip eğilip ipad'e bakması, dokunmaya çalışması filan çok şekerdi.



Öykü Ada ve Lorin gitgide daha iyi anlaşıyor, paylaşıyor ve daha çok oynuyorlar. Lorin'in asi tavırları olmasa Ada'dan daha iyi bir kardeş bulamaz. Ada'nın en büyük derdi, "ablalık" yapmak ve Lorin'i olabildiğince mutlu etmek. Sırtında taşımalar, kucağına almalar, döner sandalye ile gezdirmeler hep bu yüzden. Ve Lorin de hayranlık duyduğu ama bir yandan da O'nun yaptıklarını yapamadığı için sinirlendiği ablasına hor davranabiliyor. Ama her geçen gün bu azalarak, yerini karşılıklı hoşgörüye bırakıyor. Bunda Ada'nın anaç tavırlarının, mucitliklerinin, yaratıcılığının etkisi büyük tabi ki. Eğer imkanlar elveriyorsa "kardeş olmalı" anneanne repliğini söylemeden geçemeyeceğim. Bir çocuğu mutlu etmenin en güzel yolu bu. Hiç bir arkadaşın yerini tutmuyor evde kardeşle oynanan oyunların ve paylaşımın güzelliği, renkliliği...





Bölük pörçük yazdım, biraz da uzun oldu ama son bir haftanın özeti işte bu...

No comments: