Thursday, July 04, 2013

Has-ta-lık!



Yaz gelmişti, okullar kapanmıştı, tatil başlamıştı, aylaklık yapmak, oyun oynamak, gezmek, tozmak, bazen sınırsız şımarmak bile mümkün olabilecekti. O ara Ada hastalandı, moraller bozuldu, evet ama atlattı ne de olsa. Ateşi 4 gün boyunca düşmedi, Lorin çok üzüldü, doktorlara gidildi, yetmedi aciller pakladı, tahliller yapıldı, uykusuz kalındı, Ada halsiz düştü ve neyse ki hastalık geçti gitti. Ağır bir virüs olmalıydı ki, sonraki günlerde bile halsiz bırakmıştı Ada'yı. Ama bitmişti çok şükür. Tek başına havuza giren Lorin Ada'sız da olsa  keyfini sürüyordu suyun





Ada ve Lorin'i özleyen ama iş saatleri ve tiyatro provaları arasında yorgun düşen dayımız Burak ziyaretimize geldi bir akşam. Ada yorgun, fazla dayanamadı uyudu. Burak Lorin'e kalmıştı. Tüm direktiflerini rahatça verebiliyordu artık. Mesela aşağıdaki fotoğrafta, "sen feneri tut şu sayfaya, ben sana masalı okuyacağım Buyat (Burak), ses çıkarma Buyat, öpme Buyat, feneri sallama Buyat!"






Lorin, kostüm denemeleri sırasında izin vermedi ama gizlice çektim ben, evet suçluyum. Ada dinlensin, iyice kendine gelsin diye evden çıkamadık henüz


Yeterince dinlendiğini, hatta sıkıldığını düşündüğümüz bir gün anneannemize gitmeye karar verdik. Lorin'i merdivende kucağıma aldığımda, ateşli mi, yoksa vücut ısısı yüksek mi, karar veremedim ama çok da üstünde durmadım. Bunun bir hastalık sinyali olduğundan ise tamamen habersizdim. İşlerim vardı, çocukları anneme bırakmaktı niyetim. Annem bahçede bir arkadaşı ile kahve içiyordu, biz de çocuklarla yanına indik






Bahçeye indiğimizde bahçede bir komşularının baktıkları "çikolata" ismini verdikleri köpekciğin yavrularının olduğunu gördük. Çok sevimlilerdi. Bakabileceğimi bilsem, içinden bir tanesini almayı çok isterdim.


Sonra Öykü Ada ve Lorin'i anneanneleriyle sohbet ederken bir fotoğraf daha çekip, işlerimi yapmak üzere oradan ayrıldım.


Annem akşam üzeri aradı ve Lorin'in ateşi var sanki dedi. O an yıkıldım, sıra Lorin'e geçti dedim. İşin garip tarafı, bütün gün ben de kendimi hiç iyi hissetmiyordum. Aslında hasta olmaları çok doğal, çocuk bu tabi ki hastalanacak fakat, üstüste olması ve ateş olması beni biraz yoruyor, yıpratıyor sadece. Neyse eve girmeden Lorin'i acile götürdük. Doktora girerken ateşi düşmüştü, biraz boğazım acıyor dedi, reçetemizi alıp eczaneye gittik. İlaçlarımızı alıp eve geldik. Ateşi çıkabilir diye iç çamaşırları üzerindeydi ama ben artık çıkmaz ateşi diyordum. Oysa Ada'yı vuran sinsi virüs Lorin'e geçmişti. Ben henüz bilmiyordum bunu. İpad oynadılar.




Resim yaptılar, sonra simli boyalar, su, şampuan, parfüm, pipet, sünger gibi birbiriyle alakasız malzemeleri kullanarak Ada'nın geliştirdiği "iksir hazırlama"ca oynadılar :) Lorin de iyi görünüyordu.



İşte o gece kabus başladı. Ateşleniyor, şurup ya da duş ile indiriyoruz, bir kaç saat uyku, tekrar aynı döngü. 
Bu sabaha kadar sürdü, sonra sakinleşti, uyudu. İlaçlarını veriyoruz derken ikinci gece saat 11 civarı ateşini düşüremez olduk. Bütün gün de su dışında birşey yemedi ve kustu. Acile gitmeye karar verdik. Lorin Ada'dan daha ağır geçiriyordu. Ada uyuduğu için Lorin'i Habip götürecekti, ama Lorin "annem" diye tutturunca iş hasta olan ama hastalığını unutan başa (bana) düştü. 12 'yi geçiyordu eve döndüğümüzde. Ertesi gün iğne olan, serum yiyen Lorin'in ateşi 4 günün sonunda düştü. 


Bu arada kendimi tamamen unuttuğum için benim halim haraptı. Nur topu gibi ateşim ve boğazımda minik beyaz pamukçuklarım olmuştu. Artık yataktan çıkamayacak duruma gelmiştim. Sınava çalışmayı sınav sabahına bırakmış biri gibi, bir gün önce kendimi çok kötü hissedince, birden fazla vitamin içip, vücudumu kandırmayı denemiştim ama çok geçti artık. Geceleri uykusuz, yorgun geçirmek de tuz biber ekti. Bir evde bir çocuğun hasta olmasından daha kötü olan birbşey var ise o da annenin de aynı anda hasta olmasıdır. Üstelik Lorin her şeyi kesinlikle benim yapmamı istiyor, hasta olunca bu ısrarı daha da artıyor. Çok zorlandım, gerçekten kızmaya çoğu zaman takatim olmadığından, kızmaktan daha az enerji gerektiren isteklerini yapıyordum Lorin'in. Bütün bunlar 10 günlük bir süreçte yaşandı. Bu postu yazarken bugün günlerden 4 Temmuz Çarşamba ve Lorin iki gecedir ateşlenmiyor. Ben de iki gündür daha iyiyim. 


Doktora gidceğimiz bir sabah, Lorin bana şöyle dedi: "Anne öğretmenimin haberi var mı? Bir kaç gün okula gidemeyeceğimi söyler misin acaba?" Kendini iyi hissettiği bir sabah da "ödev yapacağıım" diyerek, ona aldığımız kitaplardan birini kucağına alıp ödevini yaptı. Daha sonra "öğretmenimi aradın mı?" diye sorunca ben de aradım. Ne tatlı bir öğretmen seçmişiz. Tatilde olmasına rağmen çok ilgilendi. Ertesi gün Lorin'i sormak için aradı ve Lorin'i telefona isteyip: "gelince sana bir sürpriz hediye getireceğim, seni çook seviyorum ve iyileşmen için yemeklerini yemeyi unutma" dedi. Lorin çok mutlu oldu.



"Tatil bu mu?" "Ben çok sıkıldım!" "Anladım hastasınız ama ben de bir yere gitmek istiyorum, mesela anneanneme" diyen Ada, günbegün günlüğünü yazarken görülüyor. Anneannesine gitmesine olabilir dediğim için valiz hazırlayan Ada hanımı anneanne ve büyükbabası alamaya geldiler. İki gündür anneannesinde kalıyor. Lorin, Ada gittiğinden beri bana bozuk atıyor. Önce küstü, ardından kendini odaya kapattı, sonra da ara ara laf sokarak hayatımı karartmayı seçti. İzin vermemeliymişim Ada'nın gitmesine! Bu gece uyurken "Ada daha uzun kalmasın, dönsün" dedi. Yarın sabah almaya gideceğiz.


iki gün için hazırlanan valiz, iki kol çantası ve matara
Son olarak da bugün Lorin ile satranç oynadık. Tabi ki kuralları o koydu, sorulur mu? Artık epeyce iyi gibi. Sadece iyi beslenmesi gerekiyor, ilaçlarına devam ederek tabi




No comments: