Thursday, August 01, 2013

DERYA...

Canım Kuzenime...

Sanki gökyüzünden bir ateş parçası yana yana geldi, boğazımdan yakarak geçti ve midemin ortasına oturdu. Kalbimde zonklayan bir nokta. 

Bitti mi? Bu kadar mı? Anlamak, gittiğini kabul etmek ne kadar zor, ne kadar ağır... Sessizce ağlıyor annen bir köşede, kendi kendine konuşuyor, ablan sallanıp duruyor garip bir devinimle... Baban ağlamaktan şişmiş gözlerle boş boş etrafa bakıyor. Ağabeyin uzaklara dalıp gitmiş acı acı gülümsüyor, belli ki bir şeyler hatırlamış. Mesela uzun antep fıstıklı çikolataya "bitmeyen çikolata" dediğini, ne kadar çok sevdiğini, Kumbağ'a gitmek için can attığını, bu yıl daha denize bile giremediğini, sadece ayaklarını sokup, "iyileşince girerim" dediğini, "bu dünyadan gidersem dayımı, amcamı görecek miyim?" diye sorduğunu, uğur böceklerini ne kadar çok sevdiğini, hiç büyümeyen bir çocuk gibi pufidik oyuncaklarla nasıl gözlerinin ışıldadığını, kemiklerin acırken bile "oh be hayat ne güzel" diyebildiğini, yürüyemezken bile, "başaracağım, yeneceğim bu hastalığı" dediğini... 

Ah be kuzum, ne yaptın sen? Oldu mu şimdi? Bitti mi? Yok musun artık? Kalbimde bir ağırlık var ve sürekli zonklayan bir nokta. Nefesim yetmiyor bana, boğazıma kadar yükselen basınç dalgası var, kapanmayacak bir yara, yoğun bir acı.
Hep kahkahan var aklımda. Hep o neşeli bakışların, cıvıldayan sesin, kikirdek hallerin... 

Beynimde yankılanan mısra seni anlatıyor bana, senin sesinden yankılanıyor:

"Şimdi tek bir yıldız gibiyim gökyüzünde
Ve her gece
Bir öpücük hissedersen yüzünde
Sil hüznünü gülümse"

Sanki herşey bir oyun gibi, sanki herkes oyuncu. Bu büyük tiyatro sahnesinin tek farkı var, yerine bir oyuncu yok ki kuzum. Rolün bu kadar mıymış kuzucum, rolün bu kadar. Artık hiç büyümeyeceksin, artık kahkahanı duymayacağız, artık hiç "çatlak, kaçık kuzeninden" diye mesaj atmayacaksın bana, parolamız "önce çocuklar ablacım" demeyeceksin... Artık hiç olmayacaksın, artık hiç....

Ah be kuzum, ne yaptın sen? oldu mu şimdi? Nasıl da zor inanmak! Öğrencilerin ne yapacak peki? Nasıl heyecanla, neşeyle anlatırdın Derya öğretmenim? Canından çok sevdiğin arkadaşların, dostların? Onları da mı düşünmedin? Peki ya annen, ya baban, ya ablan, ya ağabeyin? 

Sen çocuk ruhluydun hep, şimdi hep mi çocuk kalacaksın, oldu mu işte? Çocuk yanın ağır bastı, hiç büyümeyeceksin, hiç sevmeyecek, hiç kahkaha atmayacak ve hiç ağabeyine kızıp, kapris de yapamayacaksın. Hastalık vücudunda sinsi bir yılan gibi ilerledikçe, yaşama daha sıkı bağlandın sen kuzum. Bu benim senden aldığım en önemli hayat dersi oldu. Şimdi bu düsturla hayata sarılmalıyız, tıpkı senin yaptığın gibi, tıpkı giderken bile öğrettiğin gibi küçük öğretmenim, ruhun şad olsun, dünyadaki ışığın hep devam etsin...






No comments: