Thursday, August 29, 2013

Kahta-Bodrum




Bodrum, aaah bodrum. Bu yazıda harcanacaksın biraz. Şairin dediği gibi, "her şey birden bire oldu".

Uzun zamandır tatil yapmamıştım. Bodrum'a gidecek, orayı görecek, dinlenecek, kafamı boşaltacaktım. Hatta şarkıda ki gibi, face de durumuma şöyle yazacaktım. "Bodrum bodrum, duygu biraz duygu, bütün isteğim buyduuu, deniz, güneş, biraz uykuuu, bütün isteğim buydu, Bodrum Bodruuumm..."

Sonra ertesi gün, sandaletlerimin denizin içindeki fotoğrafını çekecek, şöyle diyecektim instagramda "denizin tuzu, gözeneklerime doldu, daldım renkli balıkların arasına, gecelerr aahhh yakamoz, sen nasıl da güzelsin".

Sonra başka bir gün, "Begonvillerin arasındayım, hayat pembe ile mor arası bir renk şimdi ve ben sarhoşum sanki" falan diyecektim. Ruhum dinlenecek, şöyle doğal bir detoksa sokacaktım kendimi.

Sonra şımaracaktım biraz da, " Dönmeyeceğim İstanbul sana, trafiğin, asık suratlı insanların arasına, artık bittin benim için" diyecek, binbir renkli çiçek fotoğrafları, masalar da balık yemekleri, kabak çiçeği dolmalarını paylaşacaktım Bodrum'un, mandalina ağaçlarını bir de...

Olmadı...

Çok büyük bir hata yapmıştım. Çok büyük ve dönülmesi güç bir hata. Olan zavallı Bodrum'a olmuştu. Bodrum'dan önce Kahta'ya nerden gittim bilmem. Kahta beni nasıl böyle etkiledi bilmem.
O kadar büyülenmiştim ki ben Kahta da, Bodrum bana yetmedi, Bodrum benim ruhuma hitap edemedi, Bodrum büyülenen bir kalbi bir kez daha fethedemedi. Kalbim Kahta'da kaldı benim. Ege'de kalan kalpler olur da, Güneydoğu'da kalamaz mı kalpler? Tarihi, doğal güzelliklerini, muhteşem yöresel yemeklerini, bakir dağlarını geçtim, sadece insanlarını tanımanız bile yeter de artar büyülenmeniz için. O atmosferi solumanız için, biraz uzun kalmanız gerekli. Görmeniz, koklamanız, yaşamanız lazım. Güneydoğu'ya şans vermeniz lazım. Kahta insanının derinliğini, kürt çocuklarının güzelliğini görmeniz lazım, o güzelim evleri, yer sofralarını, temiz pak kadınları, güzel bakışlı insanları, sohbete çay kokusunun karıştığı yemyeşil bahçeleri ve katıksız/katışıksız insanlığı hissetmeniz lazım. Başka bir dilden anlatılanları, yürekten anlamanız lazım. Anneliğin renklerini bir kez daha sekiz çocuğun arasında çabalarken görmeniz lazım. Gerçek hayatın, hayatın gerçeklerinin, her türlü güçlüğe, bastırılmışlığa, sınırlandırılmışlığa rağmen, nasırlaşmamış kalplerin, içinize dokunması lazım.

Yani gerçekliğin tam ortasından, kurulu bir gerçekliğe gitmek gibi oldu benim için Kahta'dan sonra Bodrum'a gitmek.

Siz gitmeyin Bodrum'a, gidin Kahta'ya. Gözlerinizi kapatın, kendinizi bırakın 'İNSAN' lığa... Huzura kavuşun, asıl "insan'lık detoksu" nasıl olur görün...

No comments: