Wednesday, September 18, 2013

Eylül'de Buluşalım



"İkea evinizin herşeyi"ne gittik halamızın kızı eksik eşyalarını alacaktı. Lorin de kendisine bir dalmaçyalı "töpet" aldı. Pek sevdi, mağaza boyunca ve yol boyunca, köpeğini yedirdi, içirdi, konuştu durdu.






Ve Lorin oryantasyonda çok eğlendi. Sen git dedi. Ben de okulun ve öğretmenlerin tanıtıldığı konferansı izlemeye gittim. Ablası da yanında kaldı. Fakat annesini isteyen ve ağlayan bir çocuk olunca, Lorin de ağlamaya başlamış. Bazı oyunlara da katılmamış :(




O gece uyurken bu serinin hepsini okuttu bana Lorin. El mahkum okudum. Ama benim uykum geldi daha hala onun gözleri cin gibi bakıyordu.






Cumartesi günü Sevinç'e kahvaltıya davetliydik. Sevinç harika bir kahvaltı hazırlamıştı ama asıl güzel olan Atakay'ın tarifini vermediği muhteşem menemeniydi. Hatta, öğrenciyken Habip ile beraber gittiğimiz Beyoğlu'ndaki menemenciyi hatırladık. Ondan bile lezzetliydi. Sevinç bununla da yetinmemiş, kızların nelerden mutlu olacağını bilerek, onlara harika boya kalemleri almıştı. Epey bir süre onlarla oyalandılar. Sonra Sevinç'in kedisi Doris'i sevmek istediler. Ama sırnaşıklıktan ve ilgiden hoşlanmayan hatta agresif bir kedi olan Doris bir de Lorin'i korkuttu. Önceden, "ben tedi ve töpet istiyorum" diyen Lorin, artık "ben sinirli olmayan bir tedi ve töpet istiyorum" demeye başladı :)








Lorin dalmaçyalı köpeği ve ayısıyla beraber yerde yatak yapmış, uyumaya çalışırken...




Kargo ile gelen kitapların kutusuna prenses elbisesi ile giren Lorin.







Ve işte okulun ilk günü. Neşeyle hazırlandık, erkenden okuldaydık. Ada ile hiç ilgilenmedim bile, sınıfına gitti. Kaldım Lorin ile başbaşa. Sınıfta yanıma gelip, elime yapıştı ve "gitme, sınıfta kal" dedi. Bir yandan zorlu bir sürece gireceğimizi düşünerek, bir yandan da ben sınıftayken, diğer çocuklar da annelerini ister kaygısıyla, suratım o kadar asılmış ki, Lorin'in öğretmeni Eda hanım, "sizi böyle hiç görmedim" deyince kendime geldim. Hani kaygı çocuğa bulaşırdı, neden ben de uygulamıyorum bunu diyerek sakinleştirdim kendimi. Lorin'in oyuna daldığı bir an çıktım sınıftan. Sonra ara sıra camdan takip ettim, her şey yolunda görünüyordu. Lorin'e söz verdiğim için o gün okulda bekledim. 








Çıkışta yanıma geldi, "Nasılsın Lorin, nasıl geçti" dedim.
"Benim ağlamam geldi ama yuttum" dedi. İnanamadım. Kedi kendini telkin edip ağlamamayı başarmıştı demek. Farkındalığı ne kadar yüksek bu çocukların. Her gün yeni bir hayat dersi alıyorum bu bıdıklardan. Kontrolünü eline almıştı minik kızım, ya da benim minik olduğunu sandığım kızım.

"Neden" diye sordum.
"Öğretmenim beni tebrik etsin ve arkadaşlarım da alkışlasın" diye dedi.
Peki tebrik etti mi öğretmenin? diye sordum.
"Aferin hep böyle ol, akıllım benim" dediğini söyledi ve bu Lorin'i çok mutlu etmiş. Çocuklar onay sözleriyle ne kadar mutlu oluyorlar. Bir de sorumluluk, görev verildiğinde...





Okulun ikinci günü okulda beklemedim ve Lorin'i çok mutlu aldım okuldan. Bunda öğretmeninin payı büyük biliyorum.





Okul çıkışı bahçede Ada'nın arkadaşlarıyla "Yerden Yüksek", "Don-Ateş" oynayan Lorin bir süre sonra kendi oyununu üretir; 
"Bak Ada, şimdi sen avcı oluyorsun, oltana bir yem koyup atıyorsun, ben yemi yemeye gittiğimde beni yakalamaya çalışıyorsun, ben de kaçıyorum..."

Eylül ayını çok seviyorum nedense. Bitiş ve başlangıcı bünyesinde barındırdığından olsa gerek, dolu, yüklü bir ay gibi geliyor bana. Bu eylül ayında da kızlarım okullu oldular, hayatımızda yeni bir sayfa açıldı, hem heyecanlıyım, hem de hüzünlüyüm işte. Büyüyorlar çünkü...

No comments: