Thursday, September 19, 2013

Nazar mı Değdi?



Nazar da neymiş? Kötü enerji bu canım, moda tabiriyle.

Ne demiştim, Lorin çok güzel okula gidiyor, Lorin ağlaması gelince yutmuş, çok güçlü ve kararlı davranıyor, Lorin bu minicik boyuyla kendisini kontrol edebiliyor, Lorin okulu seviyor vs. Dördüncü gün, yani bugün büyü bozuldu. Sabah uyanan Lorin, "okula gitmek istemiyorum" dedi. Ben de perşembe ve cuma gideceğini, sonra iki gün tatil olacağını söyledim. Lorin hemen yapıştırdı, "Bu iki günü kim istemiş, salak mı o, neden 4 gün yapmamış?" 


Sonra dedi ki, "ben okulda seni çok özlüyorum, onun için gitmek istemiyorum" Böyle söyleyince içim fena oldu, ona belli etmediğimi düşünerek, giydirmeye başladım. Giydirirken de, dün okul dönüşü öğretmenin bize verdiği kaplumbağayı hatırlattım." Onu okula götürmeliyiz" dedim. İtiraz etmedi ve hemen babasını kırtasiyeye götürerek bir gün önce aldığı bebeği ve bebek arabasını da götüreceğini söyledi. Tamam dedim. Arada sütünü verdim, tostu yedirmeye çalışırken, bir yandan saçını tarıyorum. İtiraf etmeliyim ki, her sabah iki çocuğu hazırlamak ve evden çıkmak oldukça zahmetli. Çünkü sorun sadece, giydirip, yedirip saç baş taramak değil, binbir isteğe, naza kaprise de göğüs germek demek. Her neyse, o arada Ada çorabını istiyor, Lorin tuvaletim geldi diyor, ben Lorin okulda yesin diye çantasına muzunu koyuyor, şurubunu içiriyor, yine öğlen verilmek üzere şurubunu çantasına koyuyorum. Suluklarını dolduruyorum. Ada'nın ille de okula erken gitmek için yaptığı tacizleri ustaca sektirerek yanıt vermeye çalışıyorum falan.




Lorin evden çıkmaya ramak kala, defterini stickerlarla süslemek istediğini söylüyor. Bunu okulda yapmasını öneriyorum. O zaman da kocaman dosya gibi bir çantayı daha almak istediğini söylüyor. Ona da tamam diyorum. O arada Ada tatilde okuduğu kitapları bir çantaya doldurmuş, okula götürüp puan alacağını söylüyor. Tam kapıdan çıkacakken, Lorin'in mutlaka tuvaleti geliyor. Ve bu genellikle hepimiz ayakkabılarımızı giydikten sonra oluyor. Onu da sabırla karşılayıp, aman Lorin okula gitmekten vazgeçmesin diye hallediyoruz. Tekrar ayakkabılarımızı giyinip kapının önüne çıkıyoruz, size baştan sayıyorum, Ben Ada, Lorin, kaplumbağamız, bebek arabasında bebek ve tavşan, Ada ve Lorin'in okul çantaları, Lorin'in kendinden büyük dosya gibi çantası, ve Ada'nın tatilde okuduğu kitaplardan oluşan poşeti. Hangisini taşıyacağımı şaşırarak, karşı komşumuz Firdevs teyzenin şaşkın bakışları arasında tam gidecekken, Ada'nın çarpmasıyla kaplumbağa kabıyla birlikte kendini yerde buluyor. O ana kadar kendini tutan ben, o noktadan sonra patlıyorum. Tabi ki, Ada'ya. Normalde bir şey kırılsa, düşse, dökülse kızmayan ben, tüm gerginliğimi Ada'dan çıkarıyorum. Ada ağlıyor, Lorin ablama kızma diyor, Firdevs teyze beni sakinleştirmek için, birşeyler söylüyor, ben kaplumbağayı ve muhteşem kokulu taşlarını toplamaya çalışıyorum. Halimiz perişan.




Tam merdivenden 4 katı iniyoruz. Aşağıda Ada tekrar ağlıyor, bana ikindi kahvaltısı koymadın, aç kalacağım diye. Neyse onu da marketten hallederiz diyorum ve cümbür cemaat yola koyuluyoruz. Yol boyunca, Ada'ya kızmış ve sesimi yükseltmiş olmanın suçluğu içinde, espriler yapmaya, gönlünü almaya çalışıyorum.

Okula varıyoruz. Yine Lorin ve saz ekibi okula giriyoruz. Herkes bize bakıyor, aman ne şeker diyorlar Lorin için. Arka planları yaşayan ben de gülümsüyorum. Ama az sonra Lorin benden ayrılmıyor, yakama yapışıp, sınıfa girmemekte direniyor. Sınıfta kalmamı ya da benle eve döneceğini söylüyor. Ben onu öğretmeninin kucağına, adeta yapıştığı ellerini çekerek, bırakıyor ve sınıftan çıkıyorum. Dışarıdan gören biri aman ne güçlü anne, bak nasıl da çocuğu için doğrusunu yapıyor, duygusal sahneyi uzatmadı diyordur. Ama ben dokunsan ağlayacağım. Dışarı kendimi zor atıyorum. Evet, doğru olan Lorin'in alışması için yapılması gereken bu. Ve Lorin'in böyle olması çok doğal. Yeni bir ortam, yeni arkadaşlar, disipline girmek, uyulması gereken kurallar ile ilk kez karşılaşıyor. Ağlamasından daha doğal hiçbir şey olamaz. Ben bahçede bunalım vaziyette biraz bekledikten sonra, gerek telefonla, gerek mesajla ve gerek bizzat yanıma gelerek bana moral vermeye, destek olmaya gelen arkadaşlar gerçekten iyi ki varlar.  Evet çok da önemsiz gibi görünebilir ama ben kötü hissettim mi, evet hissettim. Ben iyi olayım diye çabalayanlar olmasa gerçekten hayat çekilmez...

Çıkışta Lorin gelmeden görevli Ufut (Ufuk) abi yanıma gelip, Lorin'in yemekhanede ayrı oturduğunu ve yemek yemediğini söyledi. Lorin'e neden yemek yemediğini sorunca da, "burası benim evim değil ki yemek yiyeyim" cevabını almış. Öğretmeni de bugün, yemek yemesen bile, domates çorbasından içsen iyi olur demiş. Bizim ki de cevap vermiş: "Domatesi severim ama çorbasına alışamadım, mercimek çorbasına alışkınım ben".

Sonra kızlarım geldiler, çantaları ve bebek arabaları ile. Lorin iyi ve mutlu görünüyordu. Ama bebek arabasına merdivende yardım ettiğim için çığlığı bastı. Okulun bahçesinde, bana bir sürü laf saydı. Hiç sesimi bile çıkarmadım. Eminim uzaktan, nasıl da çocuk ne derse yapıyor diye düşünmüştür insanlar. Ama ben biliyorum ki, sabah bana kızgındı onu ağlarken bıraktığım için, hastalık ve üç tane şurup içtiği için ilaçlar etkiliyor, yepyeni kurallara alışıyor ve hayatında yeni bir dönem başlıyor, en önemlisi de insanların içinde o bana yapsa bile ben onu rencide etmem, edemem ama eve dönerken yolda yaptıklarının doğru olmadığını anlatırım. Çocukların krizleri ve hayat içinde aşamadıkları anlar oluyor ki bu da çok normal. Onlardan yetişkinmiş gibi davranmalarını beklemiyorum. Lorin karşıma geçip, "evet anne okul çok gerekli, akademik bilgilere bayılıyorum, hayatımın bu okula başladığım ilk adımları beni ne kadar mesut etti bilsen", diyecek hali yok tabi ki. 

Az önce uyutmaya çalışırken okula gitmek istemediğini, beni çok sevdiğini ve özlediğini söyledi. Okula gitmesi gerektiğini söyleyerek konuyu fazla uzatmadım. Biliyorum, yarın da ağlayacak ve ayrılmak istemeyecek. Ama ben kararlı davranıp, yine onu okula götüreceğim.  Biz bile bu yaşımızda yeni ortamlara girerken zorlanmıyor muyuz?




No comments: