Friday, September 20, 2013

Sistem



Dün gece uyurken Lorin ertesi gün okula gitmeyeceğini söyledi. Ben ve Ada da birşey öğrenemezsin o zaman dedik. Lorin de "yazı yazmayı zaten biliyorum (Ada Lorin'e adını yazmayı öğretmiş), talanları (kalanlar) da sen öğretirsin" dedi. Gerçekten öğretebilir miyim? Buna kimin zamanı, sabrı, gücü kuvveti olur günümüz şartlarında bilmiyorum.

O anda aklıma önce Erkin Koray geldi. Hani kızını okula görndermeyi reddedip evde kendi yetiştirmişti. Sonra da üniversite yıllarında okuduğum, çok da etkilendiğim ve sistemi sorguladığım "Zorunlu Eğitime Hayır " isimli kitabın yazarı Catherine Barker geldi. O da kızı Marie'yi okula yollamayıp, gerekçelerini anlatmak için bu kitabı yazmıştı. 

İçimden "ah sistem" dedim. Böyle bir lüksüm yok ne yazık ki, çoğu kez taban tabana zıt olduklarını bile sistemin getirileri ya da gerektirdikleri olduğu için yapmak zorundasın. Eğitimin aslında tektipleştirdiğini, sıradanlaştırdığını, çok güzel ve zeki tanımının "herkes tarafından kabul edilen" olduğu, öğretmenin çoğu zaman kayıtsız şartsız sorgulama hakkına sahip olduğu, gökyüzünün hep maviye boyandığı, gökkuşağının ancak yağmur yağdıktan sonra çıktığı, Ali'nin her daim top atmaya hazır beklediği, çocuklara sorgusuz itaat ve disiplini öğretmenin varolduğu düşünceler yaladı geçti beynimi. 






Bütün bunlar, eskinin çocuklarına hatta bizim ve bir sonraki nesle kadar söküyormuş aslında. Çok gerekliymiş gibi saçlarımızı iki örgü yapmak, çoraplarımızın tamamen beyaz olması, çorabında kırmızı ince bir çizgi var diye arkadaşımı herkesin içinde rencide edip eve göndermek, gözlerime kalem sürdüm diye (ki sürmemiştim, makyaj yapmaya da çook geç başladım) tören esnasında beni kürsüye çıkarıp, elime kağıt mendil verip sildirmeler, sınıfımızdan bir çocuğun saçı kulak memesini geçti diye makası alıp kesmeler, spor ayakkabı ile asla okula gelememek, öğretmen görünce hazırola geçmek, fazla gülmemek vs. uzar gider... Ben ve benim dönemimin çocukluğunda, anne baba ne derse onun mutlak doğru olduğu, "çocuğun eti senin kemiği benim" mantığı ile okula teslim edildiği, aslında tabiri caizse çocuğun kişiliksizleştirildiği bir nesildik. Sonra toplumsal bir bilinçlenme oldu. Toplumca aniden level atladık. Çocuk önem kazandı, bugünün küçükleri, yarının yetişkinleri, yarının büyükleri vecizlerinin, özdeyişlerinin doğruluğu birden kafasına dank etti toplumun ve başladık çocukları önemsemeye, çocuk odaklı düşünmeye, yaşamaya...

Açıkçası ben şimdiki eğitim anlayışının da bu dönem çocuklarına uygun olmadığını düşünüyorum. Elbette, bu sistem de değişecek. Nesil geliştikçe, insana, çocuğa, eğitime verilen değer arttıkça... Bizim ülkemiz gibi, gelişmemiş değil, tırnak içinde gelişmekte olan bir ülkede, eğitimdeki gelişmeler ya yavaş yavaş ilerliyor, ya çok hızlı değişen ama altyapı olmadığı için çuvallayan ya da deneme yanılma yöntemiyle, el yordamıyla oluyor. Eğitimdeki eşitsizliklere, özel ve devlet okulu farklarına, şehirden şehire değişen, arasında uçurum olan fırsatlara  değinmedim bile... Elbet sağlam temeller üzerine oturan, kişinin esas alındığı sistemler olacaktır. En azından umudum var...

No comments: