Saturday, September 14, 2013

Sonbahar



Emre kuzusu artık 2 yaşında, doğum gününü şenliklerle, Miki abi :)'nin eşsiz oyunlarıyla kutladık. Emre doğum gününde tabiri caizse kimseyi takmadı, oyunlara katılmadı, kurallara uymadı, sıraya girmedi, bütün sevimliliği ve hareketliliğiyle kafasına göre takıldı. Miki abi ne yaptıysa da, onu yola getiremedi, ter kan içinde kaldı. Ada ve Lorin ise abi ne derse yaptılar, çok da eğlendiler. Hatta asistanlık yapıp, çocukları sıraya koymak, oyun oynatmak ve dans etmek konularında tam destek oldular.




Başka bir gün Emre ile buluştuk yine, oyunlara doyamadık. Miki abi'nin yapamadığını Ada çoktan başardı. Eğlence doruklardaydı.





Defne ve Öykü ikilisi ile oyun parkına gittik. Ter kan içinde kalana kadar oyuna doyduk.






Terasta havuzları kaldırdık, bahar sezonuna geçiş yaptık. Kış geliyor yavaş yavaş...








İki bisküvi arasına nutella ya da fındık ezmesi hımmm nefisss :)





Bir sabah kahvaltı hazırlarken, mutfağa gittim, döndüğümde "atölye kurduk" dediler, "atölyeyi dolaş" dediler.




Atölyede yapılan eserlerden sadece biri :)




Sonra iki futbolsever langırt oynadılar. Mızıkçı hep Lorin, anlayışlı hep Ada. Sonunda da sayısız kardeş kavgası. Lorin maç daha başlamadan skor tabelasını 3 sayı önden başlatmak istiyor mesela. Ada ısrar üzerine 1'i kabul ediyor, 2'yi ediyor, ısrar üzerine 3'ü de kabul ediyor. Buna rağmen Ada yenerse bile Lorin "ben kazandım" diye bağırıyor ve kavga başlıyor...




Başka bir sabah biri puzzle yaparken, diğeri kelime oyunu oynuyor. Gerçekten de gözlerini açar açmaz OYUN diyen ve akşama kadar bıkmayan, yorulmayan, üşenmeyen, ara vermeyen iki çocuk var karşımda. Uyanınca hemen ayılmazsan vay haline...




Yorgun olmasına, hasta olmasına rağmen çocukları özleyip gelen Emre dayı var sırada. Çizim kitabından resimler çizildi, modeller yapıldı, sırada çizgi film keyfi var. Yorgunluktan uyuyakalsa da, dayı bizim evdeyse kızlar çok mutlu. Hatta "Anne, Emre bizimle yaşasın, hiç gitmesin"






Günün her saati kitap okumak gerek...





Sonra kitapları yere dizip kitapçılık oynamak gerek...





Ada dağılan ortalığı toplamanın yolunu bulmuş. Müzik açılır, Lorin dans eder, müzik kapatılır, "hadi Lorin tam 5 parçayı kutuya koy" denir. Lorin de eğlenerek ortalığı toplar.




Okula bu yıl başlayan Lorin, heyecanla günleri saydı. Ve nihayet başladı okul. Öyle şanslıyız ki, harika bir öğretmenimiz var. Güler yüzlü, anlayışlı, Lorin'in bazen olağandışı isteklerine kolaylıkla çözümler üreten, çocuk psikolojisini iyi çözmüş, ideal öğretmen işte :)








Sonra Ada'nın güzel öğretmeni Ada'yı duyunca bizi görmeye geldi.





Dönerken, arabadaki bir arıza için tamircinin yolunu tuttuk. Ben bu kızlarımın tamir ve makine aksamı merakına şaşırmaktayım. Ada çok küçük yaşlardan beri meraklıydı, Lorin de ya ondan alıştı, ya da benim kızlarım genetik olarak böyle, bilmiyorum :)  Neredeyse arabanın motorunun içine gireceklerdi. Eve her gelen tamirci, elektrikçi, doğalgazcı ile olduğu gibi, bir sürü soru sordular.







Sonra hayranlıkla hep girmek istedikleri ama uzun kalmadığımız için giremedikleri dükkana girdiler. Müze gezer gibi büyülenerek baktılar. Hatta orada çalışmak istediklerini bile söylediler :)






Lorin, Emre ve Ada oyun oynuyorlardı. Lorin telefon ile konuşuyordu. Birden Emre, Ada'nın kucağına oturunca, Lorin telefondakine "bir dakika" deyip, Ada ve Emre'ye "gülümseyin" dedi :)





Lorin kendisi uyumadan önce oyuncaklarını uyuturken...




Ve bebeğine kitap okurken...





Parmak boyası, hem de sabah sabah, hem de salonda, hem de yemek masasında, imdaaaat :)





İşte çöpslerimiz. Doğrusu onlara bayılıyorum. Koleksiyonu saklamayı düşünüyorum. Çocuklar da çok oynuyorlar.




Hala ve halamızın kızı misafirimizdi. Gün boyu oyun vardı. Eğlence gırla gitti.





Kuleler yapıldı.






Terasta resim yapıldı.










No comments: