Saturday, November 23, 2013

Çocuk Dediğin


İki yüzyıllık Batı uygarlığını derinden sarsan Heidegger, Batı uygarlığında epistemolojinin (bilgi) ontolojinin (varlık) önüne geçtiğini, felsefenin birincil sorunu olan varlık sorununun ötelendiğini söyleyerek varlık sorununu ele alır.

Heidegger'e göre varlık problemi, bizim dünyadaki varlık tarzımızla ilgili olan bir problemdir ve biz varlık problemini yalnızca belli bir biçimde var olmakla çözebiliriz.  Heidegger varlığı, kendi varlığının bilincinde olan insan temelinde ele alır.

Heidegger, dasein olarak tanımladığı kendi varlığının farkında olan insanın varlığı varlığa getirdiğini söyler. Başka bir deyişle, insan olmayan varlıklar (sein),  insan (dasein) tarafından varlığa getirilir der ve ekler "Dil, varlığın evidir."

Modernite alışkanlıklarıyla epistemolojik temelli yaklaşımlarımızla çocuklarımıza bakıyor, onların ontolojik varlıklarının üzerini örtüyoruz. Bilgilerimizin nesnesi haline getirdiğimiz çocuklar kendi ontolojilerini kuramadıkları gibi diğer varlıkları da varlığa getirememektedirler.





Nietzsche, insan varlığındaki temel ilkenin güç istemi olduğunu söyler. Nietzsche'ye göre ifadesini yaratıcı faaliyette bulan güç, tüm insanların peşinde koştukları en yüksek mutluluğu sağlar. Mutluluk, haz dolu saatlerin yoğunluğundan değil de gerçek bir güce sahip olmaktan ve bu gücü yaratıcı bir biçimde hayata geçirmekten oluştuğunu ileri sürer.

Çocuklar da güç isterler. Çocuk, kendi varlığıyla, güçlenmek ve bu gücü yaratıcı bir şekilde kullanmak ister. Çocuklar güçleri için bir çok şeyden vazgeçebilirler. Çocuğun gücünü absorbe ederseniz, çocuk sizin ya da başkasının ya da aşkın güçlerin kanatları altına sığınır. Onların gücüyle güç istemini telafi etmek ister. Bu durum onları, varlığını dondurmuş, çeşitli güçlerin çekiminde bir varlığa dönüştürür ve diğer varlıklar gibi kendisini de varlığa getirecek birini bekler.

Foucault, insan varlıklarının Batı kültüründe "özne"ler haline getirilişinin farklı yollarının tarihini yazar. "Hastalığın yerini hasta aldı." diyen Foucault'nun bu cümlesi, özneler haline getirilişimizi özetler. Hastalığın yerini hasta aldığında hastanın bütün gücünü hastalık absorbe etmekte, hasta kendini yitirmektedir ve hastaya dışarıdan bir müdahale zorunlu hale gelmektedir.

Biz de çocuklarımızı doğar doğmaz "özne"ler haline getirip sonra da Foucault gibi kurduğumuz "özne"leri,  attığımız kör düğümleri çözmeye koyulmayalım...


No comments: