Wednesday, November 06, 2013

Ev Kızı

TV'de bir programda telefona bağlanan ince, ürkek ses, "ne işle meşgulsünüz?" sorusuna cevaben şöyle der biraz da övünerek: "ev kızı"yım. Çünkü bu ükede makbuldür, "ev kızı" olmak, akça pakça, hanım hanımcık, gözü bağrı açılmadan annesinin dizinin dibinde oturmak. Sarma sarıp, baklavanın envai çeşidini kendi elcağızlarıyla yarının "eş" olacak paşalarına, ipincecik açabilmeyi öğrenmek. Bir hüner, bir onur işidir zira. Küçümsemek haddim değil, o "ev kız"larına bu rolü giydiren mantık, sürdüregelen zihniyet utansın!

İşte hikaye böyle başlar. Bizim "ev kızı" okula gider gitmesine ama hep hayırlı bir kısmet peşindedir. Öyle kodlanmıştır, şartlandırılmıştır. Şöyle en paralısından, hakkıdır onun da güzel yaşamak. Boşuna mı onca yıl evin güvenli dört duvarı arasında öğrendi onca kuralı, kaideyi. Nedir, bir "bey" uğruna feda etmiş hayatını çok mu? Bilmez ki, birine hep bağımlı olmak, gebe kalmak kaldırması en ağır yükü hissettirir omuzlarında, yıllar geçer, kamburlaşır, kişiliksizleşir...

Günü gelir de, çıtayı geçemez, kişiliği gelişmez ya da itinayla bastırılabilirse, bir hayırlı olduğu tartışılan kısmet bulur şüphesiz. Evlenmeye öyle çok takıktır, öyle çok anlam yüklemiştir, hedef haline getirmiştir ki, sınıf atlayacağını, birden öptüğü o kurbağanın kibar beyaz atlı bir prens olacağını hayal eder durur. Oysa bilmez ki, masallardadır ancak, kurbağaların hiç biri prense dönüşmez sonradan, kabalığın sınırlarını zorlayarak kesilir başına kaplan!

Bir kısmı, azınlık diyelim, o çizgiyi aşıp da üniversiteye kapağı atabilmiş ve izni de koparabilmişse o vakit şansı biraz daha yaver gidip, kendi seçtiği insan ile hayatını birleştirebilir. İşler yolunda gitmez bazen. Bu kez ayrılmak ister, o zaman da silahlar konuşur, paşamız kendine yediremez olanları. Nasıl ki, hanım kızımız evliliği bir nevi boyutlar arası yolculuk gibi gördüyse, paşamız da ayrılmak isteyen kadına hem de üstelik saçı uzun, aklı kısa bir karşı cinse olan yenilgi olarak addeder ve cezasını kendi elleriyle keser! Çocuğu varmış yokmuş, onun gözleri önünde kıymış, kıymamış farketmez! Bakınız, son günlerde bolca işlenen kadın cinayetleri ortada...


Uzaktan hoş görünür, bütün gün evde, komşuyla sabah kahvelerini devirip, günlerde kısır kaşıklayan, aman canım arada evi toparlayıp, üç çeşit yemeği her gün tazecik yapıveren, beyinin iç çamaşırlarına kadar ütüleyen bir hanım vardır. Kola takılıp gezdirilir arada. Oysa, hem büyük bir enerji bastırılıp eve hapsedilmekte hem de bunalımın sınırlarına gelip, o ince çizginin üzerinde bir cambaz misali yürümekte olan depresif kişiliklere davetiye çıkarılmaktadır. Bir kısmı "anne" ve "ev hanımı" rolünü, itinayla giyer, geri kalan her şeyi bastırır, en başta kendi isteklerini ve pek tabi kişiliğini de. Zaman zaman kazanın içinden kafasını çıkaran canlı kalan istakozlar gibi kendi kişiliğinin üzerine görünmez sopa darbeleri indirir de indirir. Panik atak ve depresyon, gözüne kestirdiği bu kişileri kıskacına alır, bırakmaz işte o zaman. Kendi kişiliğini öldürebilmeyi başaranlar da bir başkası olarak hayata devam eder, yapay çiçekler gibi, bir nevi ölüdür onlar da. Saksıda ve toprağı olan canlı bir çiçek ile boy ölçüşebilir mi allasen? Ve apartmanlar yaşayan ölüler ile doludur desem, içiniz gıcıklanır mı biraz? Dünün "ev kızı" bir kısır döngüye hapsolmuştur, indirgenmiştir, tıpkı mütemadiyen bir halkanın içinde şuursuzca dönüp duran hamsterlara benzer. Evin sadık ve içine çeken kollarına bırakmıştır kendini çoktan...

Bir de kucağına 2'şer yıl arayla, 3'er 4'er bebe verirseniz, zaten hayatı hepten sıfıra döner, çocuğun bütün yükü de omuzlarındadır zira. Ne sözel, ne fiziksel ne de cinsel şiddetten bahsetmiyorum bile! 

Merak edipte insanlık tarihini okursanız eğer, kadına giydirilen bu rollerin hiç biri sandığımız gibi doğasında yok! Erkek egemen söylemlerin, fiziki gücün, ataerkil ve feodal bakış açısının bir sonucudur. İşine gelir sevgili erkek cinsinin bütün olanlar.

Kadın olmak zordur bu ülkede ve dünyanın bir çok bölgesinde daha. Ve buralarda "oğlan" doğurmak da yüceliktir, osmanlının paye biçtiği gibi "haseki" mertebesine ulaşmaktır, başı göğe ermektir. Kız olarak daha doğumda yersiniz darbeyi haberiniz yoktur, bir yenidoğan olarak kaderinize ağladığınızın!


No comments: