Friday, November 08, 2013

Lorin Şov



Cumhuriyet Bayramı'nın kutlandığı gün olanları küçük küçük notlar halinde yazmıştım. Paylaşmak bugüne kısmetmiş. Başlıyorum: Lorin ve sınıfı bayramı (normalde salı olacaktı) bir gün önce yani pazartesi günü kutladı. Çünkü ertesi gün onlara tatil olacaktı. Kırmızı beyaz kıyafetleri ile okula gitti heyecanla. Ama ablasını izlemek için törene gelmek istedi. Ada şiir okuma görevi üstlendiği ve artık 3. Sınıf olduğu için, bayramı tam gününde kutlayacaktı.  Bayram günü ikisi de çok heyecanlıydı; Lorin, ablasını izleyeceği için ve bayramı kutlayacağı için, Ada da şiir okuyacağı için. O gün Marmaray’ın açılışı olacağı için ve okula geç gitmeyi hiç sevmeyen Ada için saat 7:30’da yollara düştük. 

Bu arada apartmanımızın dışına mantolama yapılıyor. Kapının ve apartman çıkışındaki merdivenlerin önü çok kalabalık son günlerde. Kablolar, matkap, kovalar, sıva, boya, bir sürü inşaat malzemeleri ve tabiki ustalar. Lorin geçen gün kablolara takılıp düşünce çok kızdı. Karşısında da işçilerden birini görünce, “dur anne bir uyarı yapıcam” dedi. Tabi Lorin’in “uyarı”sı daha çok çemkirme kılıklıydı. Harfi harfine yazıyorum:

-Böyle ortaya tabloları (kablo)  toyarsanız ben düşerim, hiç düşünmüyor musunuz insanlar, çocutlar buradan geçecet? Bi daha da toymayın!!!
Sonra da adamı dinlemedi bile, arkasını döndü ve yürümeye başladı. Adamcağızın gülümsediğini görmemesi iyi oldu, 'ne gülüyorsun' diye bir daha azarlardı çünkü. Arkasından “işçi abi”:

-Nasıl isterseniz küçük hanım, deyince, bizimkinin suratına bir gülümseme yayıldı. J


Ardından yola koyulduk.  Üsküdar merkeze inene kadar her şey normaldi. Küçük bir kaza atlattık gerçi ama herhangi bir sorun olmadığı için şanslıydık. Neyse merkezi kapatmışlardı. Ara yoldan Doğancılar yokuşuna çıktık ve tam okul yoluna dönüş yapacakken, o kırmızı işaretlerden koyarak, yolu kapayan polis abilerle (Lorin’in deyimi) burun buruna geldik. Geçmemize ramak kala yolun kapandığına mı yanayım, polisin dik dik bakışına mı bilmiyorum.

-Geçemezsiniz hanımefendi!
-Geçmem gerek, okulda kızım şiir okuyacak! (sanki aman öyle miii, buyrun o zaman diyecek)
-Olmaz yol kapalı, geçemezsiniz.

Arkamdaki araç konvoyuna ve servislere bakınca, beni ne dersem de geçirmeyeceğini anladım. Ve her daim kurallara uyan ben, ters yoldan tabiri caizse “kaçtım”. Ve artık okul yolundaydım.

Okul bahçesinden içeri girdik, sohbet, çay içme derken keyifle konferans salonuna indik ve başladık töreni izlemeye. Kızım ve arkadaşları Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ‘Mustafa Kemal’in Kağnısı’ şiirini okumaya başladılar,

“Yediyordu Elif kağnısını, kara gecedeeeen gecedeeeennn” diye bağırınca hep bir ağızdan, o ara ilkokul dolaylarına gittim, ben de bu şiiri ezberlemiştim o dönemler, “aman Kocabaş, ayağını öpeyim Kocabaş, vur beni öldür beni, koma yollarda beni” dediğim günlere gittim. Saçlarımı iki yandan toplar, beyaz kurdeleler takardı annem. Kürsüye çıktığım an geldi gözlerimin önüne. Siyah önlüğüm, beyaz kolalı dantel yakalığım ile tir tir titrerdi hem sesim, hem bedenim. O an orada kızımı izlerken, kendi çocukluğumla çarpışırken, yılların nasıl hızla geçtiği, artık anne olduğum gerçeği, kucağımda diğer kızım, saçları iki yandan toplanmış olarak bana bakıyor ve “anne neden ağlıyorsun” diyor ve ben titriyorum gene.





Tören bitiyor, torunlarını izlemeye gelen annem ve babam, Ada ve Lorin'in istedikleri bir yere gitmeye karar veriyoruz. Öğretmen emeklisi annem ve babam, tıpkı 23 nisan gibi  bu bayramın da çocuklar için özel olmasını istiyorlar. Önce bir yerlere gidip bir şeyler yiyelim diyoruz. Çocukların istediği, içinde oyun alanı olan bir yere gidiyoruz. Oranın sahibi olan abi, Lorin’e sataşmak için tokasını çıkarıyor birden. Lorin izin almadan yaptığı için, saçları dağılınca da rahatsız oluyor.


“Sana çok tızdım, bir daha benimle tonuşma!” diyor. Adam her geçişte, barıştık mı falan diyor, ama Lorin hayır diyor. Abinin üzgün bir surat ile sürekli yanından geçtiğini gören Lorin, nihayet:

 “ Bu son şansın ama bir daha yaparsan tonuşmam senle!” diyor, neyseki barış sağlanıyor.

Sonra içeri girip biraz oynuyorlar ve bulduğu bir kitabı okurmuş gibi yapan Lorin abinin yanına geliyor,
“Bu titap benim olabilir mi acaba?” diyor. Abi kitabı alıp, sayfalarını çeviriyor ve "Ama bu almanca, ben sana başka bir kitap vereyim diyor. Lorin’den aldığı cevap üzerine öylece bakakalıyor: “Olsun sorun değil, ben çeviririm!”

Sonra tekrar oyun alanına gidiyor ve bir süre sonra gelip, çok gürültü var diyor. Birkaç çocuktan rahatsız olduğunu söylüyor. Sonra çocukların annesinin yanına gidip, “Çocutlarınız çot yaramaz ve gürültü yapıyorlar, başım ağrıdı, yeter artıt” diyor. Anneleri gülümsüyor, “Haklısın canım, ben onları uyarırım” diyor.

Biraz yürüyüş yapıyor, parka gidiyoruz, ardından da kızlar dergi almak istiyorlar, markete giriyoruz. O arada sevdiği bir şeyi bulamayan Lorin, market görevlisinin yanına gidiyor, “Bir daha benim aradığım şeyi de getirin lütfen” diyor. Market görevlisi abi de, “Nasıl isterseniz küçük hanım” diyor ve Lorin keyiften dört köşe oluyor.







No comments: