Thursday, December 26, 2013

Cüce Görünümlü Dev


Çıkış saatinde çocukları alırken öğretmeni Lorin (4 yaş) ve arkadaşları için, "beni her geçen gün şaşırtıyorlar, onlar cüce görünümlü devler" dedi. Ben ve elinden tuttuğum cüce görünümlü dev'im mutlaka tost almadan geçmediğimiz kantine uğrayıp, Ada'yı bekledikten sonra evin yolunu tuttuk.

Lorin parmağını emiyor. Şimdi bu da nereden çıktı? O kadar dertliyim ki paylaşmak istiyorum. Ama derdim Lorin'in parmak emmesi değil, derdim "dış mihraklar" (!)  Oysa işin en başından ikizleri olan arkadaşım Vildan (aynı konuyu yaşadı ve kızı atlattı) ve pedagog arkadaşımız Nil'in de bütün anlatımlarından sonra olaya zaten oldukça soğukkanlı bakarak başladığımı  ve sorun yapmadığımı söyleyebilirim. Ama bir de ah bu dışarıdan karışan, çok düşünceli ablalar, abiler, hele o çok bilmiş haminne kılıklı teyzeler yok mu? Konuştukları anda ağızlarına en acısından kırmızı biberi boca etmek istediğim (napayım, bildiğim en etkili silah bu, çok annece hem:) ) hatta daha ileri giderlerse, ayağımdaki terliği çıkarıp kafalarına nişan almak istediğim, çok sesli moral bozma korosu!

-Parmağı incelir bu çocuğun! (Daha iyi ya, Hansel gibi semirmesine gerek yok, pişirip yemeyeceğim!)

-Ah yavrum, belki sizden sakladığı psiklojik bir sorunu vardır! (Bunu duyduğumda çocuk henüz 1 yaşına girmişti!) (Aaahh ahh, eskiden çocukların hiç pedagojik/psikolojik bir sorunu yokmuş, onlar ne güzel bunalıma girince, yemiş terliği, aklı başına gelmiş!)

-Damağı içe çöker bunun, kız çocuğu hem, konuşurken dili peltek olur mazallah! (Tabiii yazık, yüksek ırktan bir 'erkek' beğenmez sonra!)

-Kaynımgilin çocuğu vardıydı, Allah seni inandırsın, evlenene kadar parmak ağzındaydı beeeylee, cork cork! (insanlar böyle örnekler verince, hep eski bizimkiler dizisindeki, her konuya karışan ve mutlaka bir tanıdığı aynı dertten oldukça muzdarip olan "cemil" karakteri geliyor gözümün önüne, kendimi gülmemek için zor tutuyorum)

-Aaa bırak canım emsin, parmak emen çocuk zeki olur derler, (belki en pozitifi buydu ama bu da ilginç bir mantık, bıraktırırsan, çocuğun zeka pırıltısı sönecek, sanırsın besin de parmağın ucundaki sıvı, direk beyne ulaşan!

-Ailede emen var mı? (evet genetik teyzecim, babadan oğula, ya sanane!)

-Çek çocuğum elini ağzından, çek, (Sanırsın oracıkta halledecek ve çocuk elini çekecek, ve "vaaay birden aydınlanma dönemine girdim, aha da bıraktım, bir daha emersem ne olayım! diyecek)

-Aaaa abla oldun sen, hiç parmak emilir mi? Bak ablan emmiyo! (Yine bir eski anne taktiği, karşılaştır, kıyasla, örnek ver, ablasından nefret etsin, sonra da "ayyyhh şekerim, hiiç anlaşamıyorlar" de.

Bunların içinde en kötüsü de, elini direk ağzından çekiştirerek çıkaran iki olayımız da var. Ne çektik anacım bu çok bilmiş teyzelerden!!!

-Haaa bir de bazı satıcılar, "poğaçayı ya da çikolatayı veririm ama, parmağını ağzından çıkarırsan!" Bu arada da bana "olayı hallettim ben, çözdüm büyük sorununuzu" edasıyla teşekkür etmemi bekler şekilde bakanlar.

Tüm bu sözler ya da davranışların ardından, Lorin'i susturmayı zor başardığım şekilde, hani eskilerin tabiriyle, "etinden et koparırcasına" ağlıyor. Gerçi ben artık ustalaştım. Topu göğsümde karşılayıp, karşı takımın ağzına lafı itinayla tıkamak suretiyle golü attırmıyorum. Şöyle ki: daha teyzemizin duruşundan, bakışından, marketin bir ucundan bana doğru koşar adım gelişinden anlıyorum, veee hemen ya konuyu değiştiriyorum, daha konuşamadan, ya da kaş göz işareti ile anında, susturuyorum.




Şimdi hızlı bir geri dönüş ile, Lorin'in 1 yaşındaki zamanlarına bakıyoruz. Kucağımda Lorin ile otelin havuzuna iniyoruz, tatildeyiz. Lorin'in parmağı ağzında tabi ki. Karşıdan da arkadaşım ve eşi geliyorlar. Merhabalaşıyoruz. Eş bey hemen mevzuya giriyorlar. "Aaa parmak emiyor buu!" Buu demesine takılmıyorum da, niye karışıyor onu anlamıyorum. Konu mu yok? Devam ediyor: "Hemen bıraktırın, sonra büyüdükçe zorlaşıyor." Bunları söylerken sigarasına takılıyor gözüm, "dön de kendine bak" özdeyişini içimden geçirerek, 'sen ondan mı bırakamadın?' demek istiyorum, ama kendime de yakıştıramıyorum, zaten adamın sözlerini duyan Lorin ağlamaya hayır hayır, fizahı kopararak çığlık çığlığa feryat figan bağırmaya başlıyor. Konuyu dallandırmadan, "büyüyünce bırakır" gibi bir cümle dökülüyor dudaklarımdan. Huzur içindeyken, kucağımdaki bebeği ağlatıp, eşinin çekiştirmesiyle yanımdan giden adamın arkasından kızgınlıkla bakıyorum. Ben ve otel çalışanları Lorin'i sakinleştirmeye çalşışıyoruz. Parmağına daha çok sarılıyor ve uzun bir çabanın ardından sakinleşiyor. Yanımdaki garsonlardan biri, Lorin'in daha çok küçük olduğunu ve adamın söylediklerini nasıl anladığını soruyor. 'Onlar her şeyi anlar, anlamaz gibi göründüklerinde de hissederler' diyorum.

Aradan  geçen zamanda, çoğunlukla her şeye karışan, köşe başlarında bekleyen nöbetçi çokbilmiş teyzelerin başrolünü oynadığı bir çok vukuatı atlatıyoruz, ya da öyle sanıyoruz.

Günlerden bir gün, Lorin 2,5 yaşlarında, bir sabah, Ada'yı okula bırakıp arkadaşlarımla kahvaltı yapmak üzere, dışarıda bir kafede buluşmaya gidiyoruz. Tam kapıdan giriyoruz, arkadaşlarımdan biri sevgiyle bizi karşılamaya geliyor ve Lorin'e "aaaa ne kadar da büyümüşsün" diyor ve olay kopuyor. Genelde çocuklar büyümekten hoşlanırlar ama Lorin çığlık çığlığa ağlamaya başlıyor. Susturamıyoruz. Arkadaşım söylediğine pişman, ben nedenini anlayamaz şekilde üzgün, çalışanlar, herkes seferber, Lorin'i zor sakinleştiriyoruz. Kadıncağız, o dakikadan sonra, değil konuşmak Lorin'in olduğu yöne bakamıyor bile.

O gün Lorin'in neden ağladığı, kafamı kurcalayıp durdu sonraki günlerde. Zaman zaman Lorin büyümek istemediğini söyledikçe, ben o günü düşünüp duruyorum. Ve en sonunda da bir dedektif edasıyla bağlantıyı kuruyorum. 1 yaşındaki Lorin arkadaşımın eşinden o gün çok etkilenmişti ve ben de büyüyünce bırakır demiştim. Arkadaşım 2,5 yaşındaki Lorin'e çok büyümüşsün dedi ve Lorin de baskı ve korku hissetti, bırakmak zorunda hissetti kendini. Ve büyümeyi bu nedenle istemiyordu.

1 yaşında söylenenleri anladığı yetmiyormuş gibi, bunları bir şekilde kodluyor ve asla da unutmuyor. Eğer çevremdeki herkes benim gibi parmak emme olayına sıradan bir olay gibi bakabilseydi, pedagog arkadaşım Nil'in "asla ağzından elini çekmeyin, engellemeyin " dediği gibi yaklaşsaydı, bu baskıların hiç birini yaşamayacaktı.

Emziği bırakmak, bezden kurtulup tuvalete gitmek,  ya da anne sütünü bırakmak, okula başlamak, tek başına yatağında uyumak, yeni bir kardeşe alışmak gibi bir çocuk için ne kadar önemli olay var ise, sandığımızdan daha çabuk adapte oluyor çocuklar. Konuya alışamayan, algı sorunu olan biziz bence. Anne, baba ya da büyükler, konuyu ne kadar zor algılarsa çocuk için de konu o kadar zorlaşıyor. Zamanı geldiğinde kısa cümlelerle çocuğa anlatmak ve zor süreçte yanında olmak yetiyor oysaki. Öncelikle anne kabul eder ve gereklerini yaparsa, çocuk yeni durumlara sandığımızdan ve bizden daha kolay adapte olabiliyor.



Çok bilmiş haminne kılıklı teyzeleri daha önce de yazmıştım, okumak isteyen için tık tık:
Bunlar Rahat Günlerin ve
Kız ya da Erkek Farkeder mi?

1 comment:

Anonymous said...

Girne cim yazini okurken o teyzeler te tek gözümün önüne geldi. :) Malesef biz toplum olarak iyi niyetle ble olsa genc annelerin isini zorlastiriyoruz, islerine karisarak iyilik yapayim derken cocugu da anneyi de zora sokuyoruz.Evet parmak emmenin bir nedeni vardir ama elini agzindan cikararak cocuga yardim etmis olmuyoruz ki.Cocuk icin parmak eme rahatlama onu rahatsiz eden bir durumdan bir hisden kurtulma methoduysa oan onu elinden almis oluyorsun.Neden parmagini edigini düsünmek dogru ama ccugun dikkatini daha cok parmagien cekip problem haline getirmek yanlis.Timur da cok heyecanligindan kafasi cok mesgul oldugunda agzina bazen parmaginisokuyo.Parmak emme degil ama hic farkinda olmadan agzina pamagini sokuyorDenedim ondna özellikle birsey vermesini istiyorum elini agzindan cikardigi an unutuyor.Timur emzik zamaninda cok yoruldugundan stres oldugunu gider emzigini alir birkac saniye emer ( biz bir firt ceker diyorduk :) ) ve geriye koyardi simdi de bs ekilde elini sokuyor agzina.Bizden baska kisme farketmedi cünkü kimse konu yapmadi.Eger cevreden sürekli uyari gelse bizde de bagimlilik haline gelebilir.Ayrica Timur da cok kücük yasda "eger ...olur" baglantilarini kurmaya basladi.3 yasinda "Ben evlemeyecegim" diye aglamaya basladi, evlenirsem sen yaslanmis olacaksin sonra benim cocugum olacak sen onun büyükanesi olacaksin ve büyükaneler yaslanir ölürsün ben evlenmeyecegimm" diye aglardi. Ya da dinozorlar yasadi nesilleri tükendi mammutlar buz devri falan ok ozaman insanlarin nesli tükenir ne olacak bize diye uykulari kacar.Eeee bir insanin kafais bukadar ayrintiya takilir mesgul olursa bir sekilde de rahatlamaya ihtiyac oluyor degil mi? ;) Öptüm hepinizi ( Parmak incelme uyarisi süpermis :) )
Sevgiler Nil