Thursday, January 02, 2014

Çocukluğumu Bana Ver!



Çocukluğunu kim geri ister? Bir kaç günlüğüne ya da belki bir kaç saatliğine çocukluğuna tekrar dönmeyi, uçsuz bucaksız hayallerinin dünyasında, özgür kulaçlar atmayı kaçınız ister? Kim istemez ki? Mesela tadı damağınızda kalan bir gün, tabanlarınız patlarcasına koşup oynadığınız bir an, düşüp dizlerinizin kanadığı ve hayatta belki de en büyük derdinizin bir tekerlekli paten (benim gibi), bir walkman ya da bir bisiklet alınması olacağı günleri size geri vereceğimi söylesem? Sahip olmasanız bile, sadece hayaliyle yaşadığınız o ulaşılmaz şeylere, çocukluğunuza dönüp kavuşsanız mesela? Sonradan hayalini kurduklarınızın fazlasına kavuşabilme gücüne sahipken bile aynı tadı alamadığınızı kendimden biliyorum. 

İşte ben çocukluğumu geri almanın yolunu, çocuklarımın dünyasına inip, ya da çıkıp (bakış açısına göre değişir) onların gözünden hayata bakmayı denediğimde buldum. Üstelik bonus olarak da kendimi daha iyi tanıyabilme lüksüne sahip oluyorum. Bütün bunları en çok onlarla oynayarak yapabiliyorum. Ama oynuyorMUŞ gibi yaparak değil, bir an önce bitsin diye değil, görev gibi değil, kendimi kaptırarak, oyunun içine dalarak ve bir de patron olmalarını, yönetmen olmalarını sağlayarak... En başından bu rengarenk dünyayı görüp, bu zenginliği kabul edersek, çocuklarımız ile ilgili bir çok anlaşılmaz olaya bakışımız değişir bence. Hem kendi çocukluğunuza yolculuk yapabilmek, hem çocuğunuzla geçireceğiniz vakti içinize çekmek, iliklerinizde hissetmek için onunla oyun oynamalısınız. Daha çok onu mutlu edebilmek, hayata hazırlayabilmek ve kendinizi daha iyi tanımak için...

Daha dün cama bant ile yapıştırılmış bir not buldum mesela, karşı komşuya yazılmış bir not. Öylesine naif, masum. Karşı komşunun çocuğuyla oyun oynayabilme ümidini ve ihtimalini barındırıyor içinde. Notta yazanlar şöyle:

"Karşıkomşundan sevgiler, seninle oyun oynamak  istiyorum. Oyunun adı: seni korkutmaca, şöyle oynanır, ilk önce biz seni korkutmaya çalışıcaz, sonra da sen korkarsan AAA de, korkmazsan HAHA de. Oynıyacak mısın?"



Bir alttaki not da şöyle:
"Cevabı kağıda yaz. A evet, B hayır, A mı, B mi?"




Arkamı döndüğümde, tahtaya yapılmış bir resim ile karşılaşıyorum. Her yapılan uzuvdan ok çıkartılmış ve açıklaması da yine resim çizerek yapılmış.





Bu kadar zengin yaşanan, sabun köpüğü kadar hızla biten, elma şekeri kadar lezzetli olan, dertsiz tasasız  ve ışıltılı günleri, 'çocukluğu' iyi anlamak gerekir. Çocuk hayattır okuyabilene, çocuk yapı sökücüsüdür sökülebilene...



Bu konuyla ilgili yazılar için tık tık :)

Anne ve Baba Olarak Biz

Söyle Abidin



No comments: