Monday, January 27, 2014

Son Günlerde



Evde İki Gün

Bu yıl iki kızım da okula gittiğinden kendime biraz daha vakit ayırabiliyorum. Aslında evden sıkılmadığımı söylersem doğruyu söylememiş olurum. Hep diyorum, ev insanı vakumlu süpürge gibi kendine çekip, sonra da bırakmıyor. Üstüne bulaşan tozları temizlesen çekme gücü ile dışarı çıkamıyorsun, dışarı çıksan üstün kirli kalıyor, kısır bir döngü işte. Ve gittikçe indirgeniyorsun. Günü eşortman, kelebek toka, tembellik ve ona tezat bir de temizlik takıntısı, depresif bir mod, ama anneyim hepsini beceririm/becermeliyim ağır yükü, üstüne bir de yemek, çocuklara vakit ayırma vs. de eklenince yükünüz daha da ağırlaşıyor. Bu psikolojiden herdaim çıkmanın yollarını ararım. Çoğu zaman yazarım, çoğu zaman okurum, bazen sadece kendim için bir şeyler yaparım...

Şimdi ikisi de okula başladı başlamasına ama ben hala zamanı verimli kullanamıyor gibiyim. Tamam ilk günler bir özgürlük sarhoşluğu, bir ne oldum delisi olma durumu vardı ama artık planlı ve programlı olmalıyım. Kütüphaneye gidip, çocuklar gibi mutlu olmam bu yüzden. Evin vakumlu kollarından sıyrılıyorum çünkü o zaman. 

Günler böyle geçerken Ada okulun son haftaları öksürmeye başlayınca, dedim "işte en sonunda bizi de buldu H li N li grip hazretleri".  Ertesi gün okula yollamadım, hem diğer çocukları düşünerek, hem de Ada dinlensin istedim. Soluğu doktorda aldık. "O" virüs değilmiş. Sıradan bir öksürükmüş. 

Ada gitmeyince Lorin'e de gün doğdu. Ve o da evde kaldı. Sabahtan itibaren başladılar çeşitli oyunlara. Bir an gelmiş puzzle yapmaya karar verip yerde bilumum puzzle parçaları öbeklenmiş, bir an evcilik için mutfak malzemeleri serilmiş itinayla, yere yorgan serip ev yapmışlar, yetmemiş tahtada ders çalışmışlar sözüm ona, öğretmencilik vs derken evin hali haraptı. Bir ara yere su döküp, mutfaktaki el havlusu ile yeri kurulamışlar, yooo gerçekten çok temiz kızlarım var :)






Ve Karne Günü

Karne heyecanı ile doluydu çocuklar. Benim de çocukluğumdan beri içim kıpır kıpır olur karne günleri. Kızlarım almaya başlayınca, heyecanım yeniden başladı. Bugün de (karne günü) Ada!nın ardından  yaklaşık on gündür hasta olan Lorin iyileşti diye düşünerek, son günün hatırına okula götürdüm. Saat 9:00'da ders başlıyor ve 11:00'de karne olunca, iki saatliğine bırakayım dedim Lorin'i. O'nu öğretmenine teslim ettikten sonra, arkadaşımla kahvaltı yapmak üzere okuldan çıktım.

Çıkış için, Ada'nın arkadaşları ile plan yaptık, gün çocukların günü, biraz eğlensinler istedik. Karneleri aldık, tam okuldan çıkacakken olanlar oldu. Bir yandan "tulağım çot ağrıyor" diyor, bir yandan burnu akıyor, diğer yandan da hiç durmadan ağlıyor. Ada bana bakıyor gitmek ister şekilde, Lorin kucağımdan inmiyor, Ada'nın üç sınıf arkadaşı ve anneleri beni bekliyor. Derken Ada'yı arkadaşları ile gönderip, Lorin ile doktor yollarına düşüyoruz.

Herkes bir tarafa savruldu. Öykü Ada arkadaşlarının yanında, karneler Ada'nın arkadaşının annesinde, Lorin arka koltukta ağlamakta ve doktorlar öğle arası tatilinde. Bilen bilir, bu kulak ağrısı çok da dayanılır bir ağrı değildir. Öğle arası Lorin kucağıma yapışmış, sürekli ağlar bir şekilde bekleyip, sonunda muayene oluyoruz. Ve hoşgeldin ortakulak iltihabı :( Doğruca eve gidiyoruz, Lorin bir ağlıyor, bir uyuyor. Bu arada Ada'nın arkadaşı İpek ve annesi gelip, Ada ile birlikte güne ve eğlenceye devam etmek istediklerini söylüyorlar. Ada'yı evlerine davet ediyorlar. En azından Ada mutlu olsun istiyorum ve izin veriyorum. Ada büyümüş ve arkadaşına gidiyor. Arkalarından inanamayarak bakıyorum.




Daha önceki karne yazıları için tık tık...

Ada'nın 1. sınıf karnesi

Ada'nın 2. sınıf  karnesi

Ada'nın anaokulu karnesi

No comments: