Wednesday, February 12, 2014

Dokun(MA), Bağırma(MA) ve Annelik Üzerine...


Montessori'nin kralını pazarcı amcalar biliyor. Hiç şüphem yok, bir çoğunun dokunma, yapma, elleme, dağıtma dediği "şey" leri, "bırak abla baksın çocuk" diyen pazardaki satıcılar biliyor, farkında olmadan uyguluyor. Hatta şöyle bağırıyor, "giiiyyeeeeelll, giyeeeeellll, bakmadan almaaaaaaaaa, bakanın elinde kalıyooooouuuu" Bizden bir makine gibi olmamızı beklemiyor. Daha doğrusu yetişkin hayatın kurallarına ayak uydurmak zorunda kalan minik bireylere çevresini dokunarak tanıma hakkı tanıyan pazarcı'nın hareketli ve sürekli annesinin elinden kaçan, çevreyi kurcalayan bir çocuk için, şikayet eder şekilde bakan annesine söylediklerini, Maria Montessori duymalıydı belki "öylece sakin sakin durup, pazardan alışveriş yaparak, sohbet ederek yürümesini beklemiyorsunuz herhalde". Evet, bir çok şeyde olduğu gibi burada da çocuğun yapısıdır, şudur budur ama, kurcalamayan çocuk var mıdır? (Daha doğrusu her çocuk, ayrıdır, özeldir, farklıdır) Üstelik ne kadar çok (yaşına uygun) uyaran ile karşılaşırsa o kadar zenginleşmez mi? Merak etmeyen, çevresini algılarken, tatmadan sonra dokunmayı öğrenen bir çocuk için "kıpraşma, dokunma" demek ne büyük eziyettir. Öyleyse ne yapmalı? Pazarı birbirine mi katmalı? Hayır, özgür olabileceği alanlar tanımalı ve gerçekten zorluyorsa pazara götürmemeli. Ve evet çocuğa ayak uydurmalı, kendi hayatımıza onu eklemlemeye çalışmamalı... "Ben hayatımda hiç bir değişiklik yapmadım, aynı şekilde gezmeye, tozmaya devam ediyorum, biblolarımı dahi kaldırmadım, orta sehpam hala ortada, yanlara taşınmadı, oyuncaklarını asla salona getirmez çocuğum" diyen ebeveynlerden olmadım, olmamayı tercih ettim. Çünkü bu çocuk, hayata yeni başlarken, senin olduğun noktadan değil, daha geriden başlıyor ve uyum sağlaması için, bir takım yardımlarda bulunmalısın.

Bir fırından ekmek alma ziyaretimizde, çikolatalara yönelen Lorin'e "aaa alma bak onlarda böcek var" diyen bir kadın, sesi yırtılarak ağlayan bir çocuk, çocuğun elini tutmuş ve aslında dışarıda alacakları konusunda anlaşmış bir annenin var olduğu fotoğrafa nasıl müdahale ederdiniz? Ezberlerim bozuldu ama hala böyle durumlarda, annemin terliğini istemiyor değilim. Cevabı ağlayan Lorin verdi: "onlarda böcek yok ama beni çok korkuttun, annem bana sağlıklı yiyecekleri öğretti". Söyleyecek lafım yoktu, kadın öylece kaldı ve tek bir söz diyemedi. Evet çikolatada böcek var, parktan artık eve gitmeliyiz köpekler gelecek, bilmem ne teyze geliyor uyu, seni doktora götüreyim iğne yapsın ve içimi şişirerek devam eden çok saygıdeğer vecizler... Bir susun lütfen ya, bi susun...



Herhangi bir alışveriş merkezinde ya da başka bir yerde, ortak kullanılan tuvaletlerde sıkça duyarız ve ağız birliği etmiş gibi (ben de) yineleriz: "elini bir yere sürme", "sakın bir yere dokunma", "asla kıpırdama ve dokunmadan beni bekle" "ya sana her yer mikroplu demedim mi, dokunmasana, kime diyorum ben?" diye başlayan bir dizi ültimatom ve emir kipi. Bazen de tehdit ile sonlanır, "bir daha getirirsem seni buraya" ki bu da çoğunlukla sadece korkutup dediğini yaptırabilme zavallılığını içerir ve asla bir işe yaramaz. Tıpkı, "bir daha senin annen olmayacağım" der gibi.... 

Kızlarımın her zamanki olağan "hayat bilgisi" derslerinden birini çarpılarak aldıktan sonra "dokunma" demeyi çoktan bıraktım ben. "Biliyor musun anne, sen bana dokunma dedikçe, elim daha çok dokunmak istiyor ve elimi zor ikna ediyorum ben" diyen Lorin'e, "Sen dokunuyorsun ama, peki mikroplar senin anne olduğunu nasıl anlayacak?" diyen Ada da eklenince ezberlerim, karşı duvara çarpıp yerlere saçılıyor işte. Mikroplar, "Aaaa bu korumacıgillerden, bireyleşmeyi içselleştirememiş zavallı bir anneYUS, biz buna hiç dokanmayalım, mazallah sesinin desibeline bakılırsa paralar vallahi, bak geliyo zaten terlik, kaç" mı diyecekler. Dışarıdan komik ve zavallı duruyor bütün bu konuşmalar, çemkirmeler. Kendim dışında kimden duysam, kendimi ve aynı şekilde yaşadıklarımı düşününce içim buruluyor, ve kendime çok fazla kızıyorum bir de acıyorum, zavallı buluyorum. Çünkü çözüm şekli gerçekten çok vahim duruyor benim açımdan. "Diyelim ki dokundu çocuk. Anne, o zaman yıkar ve mikroplar da gider, tıpkı annelerin yaptığı gibi değil mi anne?" diyen Ada'ya kulak verip, ezber bozan annelik dersimizin finalini yapıyoruz. Not almaya gerek yok, her bir hücreme işledi kızımın öğretileri... Durmaya, düşünmeye, sorgulamaya, sakinleşmeye ihtiyacımız var anne olarak ve durup, düşünen, sorgulayan çocuklar yetiştirmeye...

Senin bu gereksiz panik anne hallerin, herkesi germekten başka işe yaramıyor. Çemkirme, bağırma ve tehdit sonrası hangi anneYUS başarılı olmuş ki, sen de olasın! Bu minik bünyelere korkuyu salmaktan başka bir şey yapmaz. Her kim, bu bağırma sonrası, "aman çok yanlış davrandım, bir daha asla" diyen çocuklar tanıyorsa beni bulsun. Tıpkı dayak arsızı çocuklar gibi, bağırma arsızı çocuklar buluruz karşımızda, ruhları arızalı olarak bir de. Üstelik "annem beni anlamıyor, sanki hiç çocuk olmadı" ile başlayıp, dallanıp budaklanarak devam eden ve yarınları da etkileyecek olan "iletişimsizlik" olarak geri dönecektir bize sesimizin her bir desibeli... 

Hayat tercihlerden ibarettir, annelikte de davranış şeklini biz tercih etmeliyiz. Bütün sabırsız hallerimize inat, sabırlı olmayı seçmeliyiz. Bireyselleşmeleri için alanlar tanımalı, her çocuğun apayrı, özel ve başka kişilikte olduğunu unutmamalıyız. Ve her ses yükselmesinde, davranışın kökeninde kendi hatalarımızı ve alışkanlıklarımızı aramalıyız.  


No comments: