Wednesday, April 30, 2014

Ahh Cin Ali!


O gün büyük bir heyecan ile Cin Ali serisini alan eşim ile konuşmaktaydık. Çoğu kez, onlara mı alıyoruz, yoksa kendimize mi bilmiyorum. Çocuklar küçükken itiraf edeyim, kendime alıyordum. Hem çocuk kitaplarının kapaklarına, içeriklerine bayılırım, içimi tarifsiz bir neşe kaplar, hem de defalarca okuyacağım için, sıkılmamam, her resminden yeni bir hikaye uydurmam gerektiği için.  Anneliğin en güzel yanı bu bence. Tekrar çocukluğuna dönmek ve onlarla yeniden büyümek. Neyse konumuza gelelim. Eşimle aramızda, “Çok beğenecekler”, “Nasıl da heyecanlanacaklar” “Ay harika yaaa” şeklinde gelişen diyaloglarımız, iç geçirmelerimiz ve tatlı bir coşku ile çocuklara Cin Ali serisini verdik. İlk olarak renkli kapaklar ilgi çekti, bir heyecan kasırgası oldu evde, ya da bana öyle geldi, bilmiyorum. Sonra içinden çıkan çıkartmalara atladılar.





Bizim zamanımızda (evet bizim zamanımızda n’olmuş, bu cümleleri kuracak kadar oldum, itici aslında ama başka yerine koyacak bir kelime yok) çıkartma filan nerdeeeeee, tamam annelerimiz-babalarımızın anlattığı gibi, küçük bir kalemin ucunu bile aça aça kullanılan, yamalı giyinilen yokluk dönemleri değildi ama, çıkartma da öyle kolay bulunan bir meret değildi hani. Velhasılı, çıkartmalar ile yaşanan  “benim, senin” çekişmesinden sonra, baba eline aldığı kitabı heyecanla Ada ve Lorin'e okumaya başladı.

Dinlemedim, evet dinlemeyecektim, kendim daha sonra bir tören edasıyla Cin Ali kitaplarımla buluşacak, olayı seramoniye çevirecektim. Belki önce sayfaları koklayarak başlardım, çocukluğuma dönerdim.

İşime koyuldum, çok geçmeden büyük kızım  Ada (9) yanıma geldi. Gözlerim parlayarak, “beğendin mi?” dedim. “Ne beğenmesi anne, kusacaktım” dedi. Kalakaldım,  bu cevabı beklemiyordum. 
“Nasıl yani?” dedim. 
“Bir kere bu Cin midir, Ali midir, bi acayip anne, sürekli birbiriyle uyumlu cümleler kurmaya çalışıyor ama sıkıcı oluyor, hem ne anlattığı belli değil, bir konusu yok yani. Üstelik bir şey de öğretmiyor!“ 
Beynimden vurulmuşa döndüm. Nasıl olur da Cin Ali’yi sevmezdi. 
“Ama bir kere daha denesen” diyecek oldum, 
“Anne katlanamam dedi,  Kaya topu tut, Ali top at, Bak bu top deyip, hala topu öğrenmediler!!! Hem anne ben de birinci sınıftayken, böyle şiir gibi cümlelerin olduğu kitaplar okurdum, ama onların bir amacı vardı.” Mesela: “Ela Lale’nin elini tutuyor, Lale, Ela’nın elini bıraktı? Acaba neden bıraktı?” bundan daha iyi değil mi sence de?” 




Bir kere kendisi çocukluğundan beri harika kitaplar okumuştu, bu onu doyurur muydu, kandırır mıydı Cin Ali ve saz heyeti şimdinin çocuklarını?  Ada sabah okula gitmeden önce, Lorin'in ısrarıyla, isteksiz ve asık suratla bir kere daha okudu, Lorin de sürekli bir olay olacak ve bütün monotonluk gidecek diye, boşuna bekliyordu, kendine hayrı yoktu ki bu Cin Ali'nin! 





Valla Ada haklıydı. Tıpkı eski yeşilçam filmlerindeki gibi, sakıza benzeyen ağdalı, uzadıkça uzayan cümlelerin kurulduğu kitaplarmış meğer Cin Aligiller. Odaya giren esas kıza dönen esas oğlan, Türkan der, Türkan döner  Tarık der, gözlerini kırpıştırır, başını tekrar böyle sıradan bildiğimiz gibi değil de, dans eder gibi çevirir, çevirirken hülyalı hülyalı bakar, tekrar Tarık der, o tekrar Türkan der, kızın babası girer, Türkan! der... sahne uzadıkça uzar. Bizi, salağa mı çevirmeye çalışırlar, yoksa ne versek alırlar, bir iki güzel kız, yakışıklı erkek koyarız gider, uyuturuz nasılsa mı derler belli değil. 





Hele bu Cin Ali, aahhh bu Cin Ali ! Rezil oldum kızıma!, yaktın beni Cin Ali! Ada bütün gün, "ne buldunuz bunda?" deyip durdu. Cin deyince, bir kere böyle çipil çipil bakan, zehir gibi bir arkadaş canlanıveriyor insanın gözünde.  Bizim Aligil, ben diyeyim beş, sen de on beş cümle de hala topun top olduğunu ve Kaya’nında topu atacağını ne anlayabilmiş, ne de anlatabilmiş. Stil desen, ne stili, adamın ne kendinde ne ailesinde meymenet yok! Cin Ali değil, bildiğin çöp adam. Ben yıllarca onu rengarenk bir hayalde yaşatmışım. Hani konuştukça devleşen insanlar misali, zekasıyla güzelleşen, artık bambaşkla bir silüete bürünen insanlar gibi! Cin Ali benim ona yüklediğim anlam yüzünden muhteşemmiş. Meğer  Cin Ali değil dönemin, haftanın en şıkı dahi olamayacak, yüzüne bakmayacağın bir akıl fukarasıymış!

AAhhh biz zavallı 80-90 kuşağı çocukları, Ela’nın, Lale’nin elini bırakabilme lüksü olabileceğini bilemeden yetiştik. Çünkü bize göre, anne- baba ne derse oydu, ne alırlarsa giyilir, evde ne pişerse yiyilir, saati gelince taş devri izlenirdi, öyle durup durup canım sıkıldı denmezdi. Terliği kafana yer, kuşlar cik cik gözlerinin önünde uçuşurken kendine gelirdin vallahi. Hatta bazen, bir terlik yesem de, içimdeki çarklılar yerine otursa diyecek kadar bağımlısı olmuştun, şimdilerin sosyal medyası yerine 38 numero esem terliğinin…  Karşına 4 yaşındaki bir minik insan geçip de, bu eteğin rengi soluk, ben canlı renk isterim demezdi mesela. 3 yaşında, daha yarım yarım konuşurken,  “bana bu tavırlarla davranamazsın”  diye meydan okuyan olmazdı mesela! Sen çocukkene, şeytana uyup da bir kere annene karşı gelecek olsan, “annelere öyle denmez” diyen annenin ne kadar haklı olduğunu düşünür, kendine kızar, ayağını denk alırdın. Oysa şimdilerde kızın karşına geçip, “Denmez mi bunlar annelere, çocuklara neler denir, ya da denmez peki? Ben ne denmez bilmiyorum annelere, bana yazıp versen.” diye liste isteyebilirdi senden.  Sen daha dün, annen, "bir daha annen olmayacağım, üzdün beni, gidip uslu çocukların annesi olacağım" deyince saf saf inanır, kendinden nefret ederdin. Ama sen kızına aynı lafı söyleme gafletinde bulununca, "böyle bir şansımız var mı?" yanıtı ile duvara yapışırdın mazallah... Sonra Tom ve Jerry' deki sahnelerde olduğu gibi de devam etmez hayat, kim kazıyıp çıkaracak seni oradan?

Eskinin "çocuktur, ayağının altında dolaşmasın yeter, gölge etmesin başka ihsan istemem" algısının yerini, şimdilerin, hangi etkinliğe götürsem, gittiğim restaurantın çocuk oyun alanı var mı, evde nasıl bir atraksiyon yapsam, acaba amuda mı kalksam” mantığı aldı. Elbette, kişiliksiz olmadık çok şükür. Çünkü mahallede "sokakta" yaşıtlarımızla daha çok beraberdik, asık suratlı ve çok da bizi sallamayan büyüklerimizin yerine. 







Şuan tam da ailesinin sözünü dinlemeden, aşkın kör ettiği gözüyle sevdiği adama varan, sonra gerçekleri görüp de, ne bulmuşum bunda? hayal kırıklığını yaşayan Yeşilçam aktrislerinin haleti ruhiyesi içerisindeyim. Odaya giren bütün çocukluk kahramanlarım, birbirine bakıp şöyle diyor:
Cin
Ali
Cin
Ali
Bu ne?
Top

Öf Cin Ali, topu falan tutma sen, bi git ya, git önce üstüne bişeyler giy!

2 comments:

jaleceanne said...

Onlara yetişmek ne zor değil mi? Bizler de yükseltiyoruz çocukların beklentilerini. Aktiviteler, geziler, genişletiyoruz iyice ufuklarını. Ama ne iyi yapıyoruz değil mi? Güzel bir anlatım ve yazı olmuş :)

Girno said...

Evet, aslında çıtayı biz yükseltiyoruz, haklısınız. Ve evet iyi de yapıyoruz :) Birde teşekkür ederim :)