Sunday, April 20, 2014

Faaliyet, Oyun, Eğlence



Okul çıkışlarında İdil ile oyun oynamak, çocuk olmanın dayanılmaz keyfi bu olsa gerek. "Eve gidelim mi Lorin?" sorusuna her daim verilen cevap: "Beş dakika daha anne!"




Geceleri uyku öncesi, baba kitap okur...




Okulda İngilizce bölümünün hazırladığı "cultur day" vardı. Lorin de İspanyol kıyafeti giyerek katıldı.




Abla kardeş çizgifilm izlerken çok güzel görünüyorlardı, salona girince bu manzarayı görünce, çekmezsem olmazdı.





Anneannede kahvaltıya davetliydik, Nalan teyze(m) ile coştu çocuklar :)



Uno oynadılar,



Bahçeye çadır kurdular, çamurla oynadılar.






Sonra aynı gün Lorin'in sınıf arkadaşı Doruk'un doğum günü vardı, ona gittik. Ada (abla) gelmek istemedi, anneannesinin bahçesinde kalarak arkadaşları ile oyuna devam etti. Lorin ise partide arkadaşları ile çok eğlendi.













O sırada Ada ise arkadaşları ile bahçede voleybol oynamış, eğlenceli fotoğraflar çektirmiş.



Ertesi gün sakin bir gün geçirmek istediğimiz için evdeydik. Etkinliklerimiz ev ile sınırlıydı tabi ki. Masabaşı aktivitelerine devam ettik.





Pazartesi günü, Lorin'i prenses tacı ile okula bıraktım. Kahvaltı için arkadaşlarıyla sıraya dizilip, yemekhaneye gidişini izledim.





Sabahları okula giderken fotoğraf çekmek rutine dönüştü. Güneşten gözlerini açamasalar bile...




Ada ve arkadaşları, okul çıkışında, "çocuklaaar" diye seslenmemle hemen poz veriyorlar. Herkes alıştı artık benim fotoğraf çekme sevdama :)





Yine bir baba klasiği olarak, akşam uyku öncesi kitap okuma halleri.




Alışveriş yaparken karşılaştığımız "palyaço abi"





Bir de anneannemizin doğum gününü kutladık. Mumları tabi ki Lorin ve Ada üfledi :) Anneciğim, yeni yaşın sana ve hepimize güzellikler getirsin, seni çok seviyorum, "anne" olduktan sonra daha da çok :)




Lorin "selfie" sini çekmiş, modaya uymuş. Her ne kadar baĞzı amcalar(!) psikoljik bozukluk ilan etse de! N'apsam? Çocuğu pedagog pedagog dolaştırsam mı?




Cumartesi günü, havanın azizliğine uğramasaydık, bir bahçe doğumgünü kutlayacaktık. Olmadı, havanın durumu pek parlak değildi. En yakın arkadaşlarımızdan Öykü'nün doğum günü için, sabırsız ve heyecanlı kızlarım sabah 7:00 de uyanıp, gidelim diye tutturdular, Lorin çoktan "presnses" tacını takmıştı bile! Sonra kahvaltı, giyinme derken, 1 saat öncesinden doğum gününün yapılacağı mekanda aldık soluğu. Süslemelere yardım etmek üzere söz vermiştik ve zaten ben kızları evde tutmakta zorlanmaya başlamıştım. Süsleme kısmı da eğlenceliydi, her kes balonlar şişiriyor, renkli süslerin içinde kayboluyor, neyi nereye assak diye fikir alışverişi yapıyordu. Ortada heyecan, renkli görüntüler, keyifli paylaşımlar ve koşturmaca vardı. Mutsuz olan tek bir kişi vardı, sabah erkenden prenses tacını takan, Öykü ve Defne'ye de Ada'nın aldıkları dışında hediye alacağım diye ağlayan, "çok sabırsızlanıyorum anne" diyen Lorin! Zira doğum günü davetlilerinin arasında Defne'nin bir sınıf arkadaşı da vardı. Ve Lorin Defne'yi asla paylaşamıyordu. Suratı asıldı, Defne'ye çok yaklaşmadı ve bir kenara geçti. Büyük hayaller ile partiye giden Lorin, Defne'si ile gönlünce oynayamadı. 













Doğum günü çıkışında, İpek'i de alıp bize gittik. Önce bahçeden yaprak topladık, evde birkaç şey yaparız diye düşündük.



Tchibo dan aldığım laminator sayesinde kitap ayracı yapacak, ayraçlarımızı pvc ile kaplayacaktık. Neşe ile yaprak topladı kızlar. Eve girer girmez, daha soluklanmadan "hadi!" dediler. Ben de hemen onlarla ,işe koyuldum.

Çeşitli ayraç, kart vs. yaptık. Ardından daha önce aldığım resim defterlerini verdim, resim yaptılar, tüyler ve ponponlar ile süslediler. Sonra uno, make&break vs. oynadılar. 

Yoğun ve eğlenceli günün sonunda yorgun argın uykuya daldılar. 






















Lorin'in Defne aşkı sınır tanımıyor :) Pazar sabahı uyandı ve Defne'ye resim yapacağım dedi. Sonra da ismini yazdı Defne'nin. Kendi isminden sonra öğrendiği ilk kelimelerden olur Defne'nin ismi.






Resmini tamamlayıp, kahvaltımızı yaptıktan sonra yollara düştük. İnternet aracılığı ile edindiğim, henüz yüzyüze görüşmediğim bir (anne) arkadaşımın, Tuba'nın düzenlediği etkinliğe katılacaktık. Çamur ile oynamak ve elizi çıkarmak idi etkinliğimiz. Nezahat Gökyiğit Botanik Parkı'na daha önce gitmemiştim. Bu sayede muhteşem bir park keşfetmiş oldum. Ada çok istemişti bu etkinliğe katılmamızı. Düştük yollara. Önce muhteşem parkta oynadı çocuklar. Çocuklarınızı alıp haftasonları gidebilirsiniz, muhteşem bir yer. Üstelik piknik de yapılabilen bir mekan. Kızlarım bayıldılar.


















Önce özel bir kalıp ile elizlerimizi çıkardık. Ardından kil ile yani çamur oynamaya, şekiller yapmaya başladık. Bu arada çoktan Tuba ve oğlu Orhan ile tanışmıştık. Yeni bir arkadaşım oldu, aslında sosyal medya aracılığı ile kendisini bir süredir tanıyordum, ama bizzat tanışmak hem heyecan verici ve hem de daha da anlamlı oldu. Bu sırada Ada ve Lorin kendilerini çamurun büyüsüne çoktan kaptırmışlardı. Tuba'nın annesinin deyimiyle "hakkını vererek oynayan çocuklar" benim kuzularım olmuştu. Etkinlik bitiminde Tuba'nın annesi ile hazırladığı özenli paketleri ve muhteşem kurabiyelerimizi çay eşliğinde yedik.






Bu etkinlikte dikkatimi çeken en önemli nokta daha çok minik çocuklarıyla katılan annelerdi. Biri elini sürmek istemedi, diğeri ağladı, bir başkası önce ürktü sonra alıştı, diğeri kaptırdı gitti, biri kil hamurunu yemeye kalkıştı, bir diğeri önce gözlemledi, sonra katıldı. Ama hepsinden önemlisi, ANNELERdi. İşte onlar harikalardı, sabırlıydılar, katılsın diye bebeleri her tür zor şarta hazırdılar. Sabırlı tavırları ve katılımcı halleri benim bu yeni, bilinçli ve çocuklarını sosyal ortamlara katma çabasındaki yeniliklere açık annelere saygımı, inancımı ve geleceğe dair umudumu bir kat daha artıyor. Öyle ya, eskiden bu yaşlardaki çocuklar, bırakın etkinliklere katılmayı, adam yerine pek konmuyordu. Daha çok sever, öper, misafir gelince ayak altına dolaşması istenmezdi. Ama şimdi toplumsal bir bilinç gelişimi oldu ve çocuklar "yarını oluşturan" çok önemli şahsiyetler olarak gereken önemi ve değeri görmeye başladı. Neyse çok uzattım, bu başka bir yazı konusu olur şüphesiz. Ben her ne kadar kendisiyle bir "selfie" çektiremesem de, enerjisi ve güleryüzü ile @tubacan'ı ve özellikle de lezzetli ellerin sahibi, hoşsohbet @zahidehanım'ı tanımama vesile olduğu için çok mutluyum.  













No comments: