Friday, May 30, 2014

Hayatımızdan Kareler...



Uzun süre oynamadıkları, kaldırdığım bir oyuncaklarını bulduklarında, belki bir yirmi dakika oynuyorlar. Ara ara, oyuncakların bir kısmını kaldırıp, yeniden çıkarınca, tekrar keşfetmek harika bir yöntem. Bunu Ada'nın küçüklüğünden beri uyguluyorum. Bu oyuncak da, kafasını çıkaran balıkları yakalamaya çalışmak. Bazıları çok sazan oluyor :)






Yaz akşamlarının güzelliği başladı. Terasta gün batımında, kitap okumak, ödev yapmak, çalışmak ya da bazen boş boş oturmak...





Bazıları çalışır, bazıları poz verir :)





Sabahları okula giderken bize eşlik eden çanta ve oyuncak ahalisi. Lorin için tabi ki. Ada'nın çantası ise külçe kadar ağır ama o kitap ve defter dolu, okul için olanlar dışında, çünkü okulda zaten dolapları var ve kitap defter taşımıyorlar. Ama anne ve babası gibi tam bir kırtasiye düşkünü olan Ada da, bilumum defter kitap hepsini okul çantasına dolduruyor.




Lorin'i okula bırakırken, taçlı hallerini çekmek istedim. Gerçi bu kırılan 1500. tacımızdı ama n'apalım?





Hıdrellez için dileklerimizi özenle kağıtlara yazdık, keselere koyduk, içlerine bereket olsun diye pirinç koyduk ve bir de bütün yıl cüzdanımızda taşımak üzere bereket parası koyduk. Paralarımız diğer paralarla karışmasın diye oje ile işaret koyun dedim çocuklara. Ada her tarafını oje ile boyadı, Lorin ise hem boyadı, hem de sticker yapıştırdı. Ben sadece oje ile bir nokta yapacaktım ama onlardan ilham alarak, ben de G harfi yaptım. Bu hazırlık aşaması bile oldukça eğlenceliydi. Bu ritüelleri yaşasınlar istedim ama baktım ki ben de çok keyif aldım. Çocuklar öyle neşeyle ve cıvıltıyla yapıyorlar ki her şey şölene dönüşüyor. Sonra aşağı indik. Emre'yi de aldık annesiyle birlikte. Önce üç yol ağzına sopalarla istediklerimizin temsili minik maketlerini yaptık. Sonra ertesi gün denize atılmak üzere, gül ağacının dibine gömdük dileklerimizi yazdığımız kağıtların olduğu keseleri. Emre, gemi ve kardeş istiyormuş, resimlerini yapmış ;) Keseleri tutun ve poz verin dedim, Ada duvara ayağını dayayınca, Emre ve Lorin de aynısını yaptı. Ritüelimize bu da eklendi, "artık keseler havaya, ayaklar duvara" bundan sonra...


Bizi bütün bu işleri coşkuyla yaparken yakalayan komşumuz "ne yani, inanıyor musunuz? Olacak mı bunlar?" diye espri yapınca düşündüm de, bütün bunlar inanç ve beraberinde de hayata karşı belirlenen HEDEF ler aslında. Ve buradan bakınca, somutlaştırıp, kağıtlara yazmak, çizmek bence çok anlamlı...








Bir tatil günü kitap okuma seansı ile güne başladık. Böyle ikili, üçlü yani toplu yapılan seanslar çocuklar için nasıl da keyifli oluyor. Ben küçükken mahallenin çocukları bizim eve doluşurdu. Yemek saatleri özellikle yemeyen çocuklar, öğretmen olan annemin eşliğinde nasıl da güzel yerlerdi, keyifle.




Evde artık kendime yer bulamıyorum. Bulduğum yere de kedi gibi kıvrılıyorum. Zira ya oyuncakların, ya da kızların üstünden atlayarak geçmek zorunda kalıyorum. Oldukça devasa (!!) salonumuzun orta yerine (ben diğer odada okumam gereken metinleri okurken), resim atölyesi kurmuşlar. Şövaleler, boyalar, kalemler, modellik yapmak üzere kitap kapakları ortalıkta cirit atıyordu. Kızlar da renklerin içinde kaybolmuşlardı...





Anneanne ziyaretleri her daim insana mutluluk verir, evin enerjisini arttırır ve sıcacık yapar...







"Anne, hani böyle ablalar saçını yana getiriyor ya, öyle yapıyorum bak. "




Kitap okumak için en güzel mekan, masa üstüdür kanımca.




Evde hiçbir şeyi, hemen hemen hiçbir şeyi çöpe atmıyoruz. Mutlaka her birinden bir şeyler yapabiliyoruz, hem de aklınıza gelebilecek her şeyden. Bu "aktivite kutu"su adını koyduğumuz kutuları açmak ve içinden çıkanlara bakmak bile başlı başına bir aktivite oluyor. Bence her evde olmalı. Mutlaka vardır ama ben yine de hatırlatmak isterim. Her çöp bir aktivitenin baş kahramanı olmaya aday yani :)




Bunlar da Ada ve Lorin'in artık eşyalarla yaptıkları eser(!)ler...


Lorin

Ada

"Bana hiç restaurantlarda satılan ızgara köfte yapmıyorsun" deyip, bir de aşçılardan tarif isteyen, bana gelip de, "anne içinde soğan, baharat ve sevgi katmışlar" diyen ve yaptığım köfteleri yemeyen Lorin için bir tarif arayışına girdim. Arkadaşım Ebru da bana tarifi verince, yoğurmak isteyen Lorin ile işe koyulduk. Gerçekten de çok güzel oldu, Lorin ayıla bayıla yedi. Bir kere daha ispatlandı ki, kendi emeği olan, yapımına katıldığı yemekleri çocuklar daha büyük bir iştahla yiyorlar.






Geçenlerde Ada ateşlendi haberi ile okuldan arandığımda, eve gelip dinlendirdim Ada kızımı. Ateşi de düşmüştü. Sabaha karşı tekrar çıkınca, soluğu doktorda aldık, kahvaltı dahi etmeden. Doktor işimizi hallettikten sonra kahvaltımızı ettik.





Bir iki ihtiyacımız için de alışveriş merkezinin marketine gittikten sonra eve döndük.




Lorin kitap okurken..





Lorin'in yaptığı resim. Büyük ve renkli, olan ben, minik olan da kendisiymiş.





Bu yaşa kadarki sürede de paylaşım ve oyun vardı ama, en çok bu dönemler arttı. Kızlar büyüdükçe paylaşımları zenginleşiyor, keyifli hale geliyor. Ada'nın anaç halleri, Lorin'in uyum sağlama çabası ile gerçekten beraber iyi zaman geçiriyorlar. Kavgalar da tuzu biberi caaanıııımmm :))




No comments: