Monday, June 02, 2014

Acı



Acı insanı bir mengeneye sokar çıkarır, sonra bir daha, bir daha. Tam bitti galiba dersin, sakince gitmeye çalışırsın, yeniden sokar, bir daha, sonra bir daha. Bir yandan canın acır, uyusam uyusam, hiç uyanmasam ya da uyansam, her şey bitmiş olsa dersin. Bazen gitmek istersin, yapamazsın, kalmak istersin, yaşayamazsın. Yaşarsın ama kopuksundur, tutunmak istersin ayağın kayar. Sana bazen acıdan daha ağırı, acını katlayan "insan"lar olur. Dil yarası, kılıç yarasından keskindir çünkü. Umursamak istemezsin, ama yüreğine oklar saplanır. Takmayacağım dersin, beyninde döner durur.

Dışarıdan bakarlar, iyi gibi görünürsün ama içini bilmezler, içindeki kör kuyulara inmezler, o kuyularda çoğu zaman kalmak istediğini, gün yüzü görmek istemediğini bilmezler, "ben olsam" derler, ben olsam... Ama sen değilsin işte. Ama "sen olsaydın", ne yapacağını bilemezsin, çünkü bazı acılar yaşamadan anlaşılmaz. Yaşamadığına adım gibi eminim. Yaşamadan bilseydin mesela, bunu söylemezdin değil, düşünmezdin bile, "ben olsaydım". Hatta kendini yerine koyma cesaretini bile gösteremeyeceğin, sadece düşüncesi bile yüreğinin sıkışmasına, nefesinin kesilmesine yetebilecek durumlar için ahkam kesmemelisin! Çünkü bazı acılar seni çarklıların arasına alır, ezer de ezer. Çıkmaya çalışırsın, çıkamazsın, kendini bırakırsın, lime lime parçalanırsın. Ne yana dönsen olmaz. Gidemezsin ama kalamazsın da. Kaldığını sanırsın ama orada değilsindir. Ruhun katmerli bir acının kollarından kurtulmaya çalışır durur, çırpınırsın. 

Sonra bir gün... Bir gün öyle bir an gelir ki, canın acımamaya başlar. Ruhunda açılan yaralar kapanmaz ama, kabuk bağlar. Bazen durup dururken kanar, bazen "biri" merhem olur, bazen sen bulursun ilacını. Bütün bunlar hissizleştiğinden değildir, o da bir aşamadır ama geçmiştir. Bütün bunlar, acıyla yaşamayı öğrendiğinden olur. Acı büyütür seni hem. Normalde büyürken keyif alırsın ama bu istemsiz bir büyüme olduğundan çok da matah bir büyüme olmaz. Evet büyütür ama, eksilterek büyütür. Keşke dersin, hiç "büyümeseydim",  hiç ama hiç. Çünkü büyüme artarak olur, beslenerek. 

Böyle bir sürü gel gitler arasında, eski saatlerde olduğu gibi, bir sağa bir sola debelenirken, gün gelir, ışıldarsın yeniden. Hayatın öğretilerini içe içe, binbir badireyi atlatarak, engebeli yolları aşar, minik sevimli bir patikaya, güneşin gülümsediği bir havaya ulaşabilirsin bazen. Zaman büyük yargıç, ulu doktor, dindiren, kol kanat geren, büyüten, yeşerten edasıyla yeniden kazanır seni hem. 

Tüm "insan" lara rağmen, acımasız eleştirilere rağmen, acıya ellerinde tuz ile koşanlara rağmen, önce "ayna"da kendilerine bakmayanlara rağmen, yaşayacaksın! Yaşamalısın! Hayat kollarını açmıyor diye, kaçmak olmaz işte. Bir şarkı tutturup, karanlığa rağmen ıslık çalacaksın korkularına nanik yapacaksın. Eski Türk filmlerindeki repliği söyleyeceksin. "İstanbul, seni yeneceğim", "Ey hayat, seni yeniden her bir hücreme dolduracağım" bunun için ruhuna, kendine, seni sevenlere sorumlusun... Unutma, birileri için, "sensiz ASLA olmaz!"

No comments: