Sunday, June 01, 2014

İçsel Tınılar


- Telefonum çaldığında, eğer Ada veya Lorin'in öğretmenleri tarafından aranıyorsam ve bu telefon okul saatleri içinde ise, kalbim hızlı hızlı çarpmaya başlıyor. Açmak istemiyorum adeta. Sonra hızlıca açıyorum, içimden "hayırlara inşallah" deyip, buyrun Hande veya Eda hanım diyorum. Sesimde soru soran bir vurgu var. Karşımdaki kibar ses genelde beni rahatlatmak için, "önemli bir şey yok,...." diyerek söze başlıyor. Ama bir kaç gün önce öyle olmadı. Öğretmeni Ada'nın basketbol oynarken kafasını oldukça sert bir şekilde yere vurduğunu söyledi telefonda. Panik hallerimin aksine birden soğukkanlı oluyorum, ya da öyle olduğumu sanıyorum. O an biri nabzıma bakmalıydı belki! Buz koyduklarını, kusma olmadığını söylüyor telefondaki ses. Kusma! ya olursa diyorum... Olaydan saatler sonra okul dönüşü evde Ada başının ağrıdığını söylüyor ve diyor ki: "beni doktora götürün" Lorin ile evde kalmak, geçmek bilmeyen dakikalar sonra çok şükür ki, bir sorun olmadığını öğrenerek baba kız eve dönüyorlar.


- BaĞzı babaların, çocukları büyüdükçe nasıl da evrim geçirdiklerini görünce içten içe gülüyorum. Kendi babam da dahil buna. Bu babaların bir çocuk ile beraber sert tarafları itinayla törpüleniyor, sivrilikleri kalmıyor, tabiri caizse, "kuzu" oluyorlar kuzu! Eşini şehir içi minübüslerine bindirmeyen, tek başına markete dahi yollamayan bir babanın, kızını erasmus ile Hollandaya gönderdiğine tanık oldum. En BABA'sı bile çocuğun ergenliğine kadar dayanıyor, sınırlarını parçalamak için.Özellikle "baba" da çoktan değişimin kollarına kendini bıraktıysa, o zaman ortaya sanat eseri, çıkıyor. Çocuk bildiğin heykeltraş oluyor, "baba"yı bir güzel evire çevire başka bir hale sokuyor. Aslında keşke erkekler önce baba olsa, sonra eş, sevgili!


-Törpü dedim de, eski komşumuz çocuklar için "ömür törpüsü" derdi. Evet ama nereden baktığına bağlı. Her şeyden pozitif bir sonuç çıkarmak değil, hayatı  o hale çevirmek kastım. Yani törpülenirken, iyi bir eser olarak ortaya çıkmak yukarıda dediğim gibi. Kişisel gelişim kitaplarında aradığın gizli formül, belki de sınırsız düşünebilen çocuğunda... Yani ya yıpranma olarak bakarak ona göre yaşamak ya da yeniden biçimlenerek, sınırlarını değiştirerek, şablonlarından kurtularak, özgürleşebilmek, çocuklaşabilmek... Valla kim kimi büyütüyor ben hala emin değilim....


- "Anne beyaz yalan ne demek?" dedi Ada. Kendisini zerre kandırmışlığım yoktur. Misal yaşı küçükken parktan çıkarmak için, hadi başka daha güzel bir parka gidiyoruz demedim, "eve gideceğiz, yarın yine geliriz" deyip, ertesi gün parka götürdüğüm için, karşılıklı güven oluştu bizde. Belki Ada'nın yapısı da buna müsaitti. Çünkü bazen bazı şeyler için ne kadar çabalasan da olmuyor, "yapı"nın önüne geçemiyorsun. Neyse, Ada'ya zararsız yalanlar, gibi bir açıklama yapacaktım, vazgeçtim. "Yalanın beyazı siyahı olmaz Ada, yalan yalandır" dedim.


- Ada küçükken de yaşardık. Geçen gün arkadaşımın kızına da aynı şey olunca yazmadan edemedim. Arkadaşımın ikinci çocuğu, daha doğrusu bebeği 4 aylık. İşte bir tanıdıkları ile karşılaşıyorlar, yanımızda. Arkadaşımın büyük kızı da beş yaşında. Diyor ki sevgili büyüğümüz: " Ben bu bebeği sevmiyorum, seni seviyorum. Hem baksana doğru dürüst bişe yapamıyor, konuşamıyor, yürüyemiyor, seni DAHA çok seviyorum."  Gözlerimin önüne Ada geldi. Yavrum, ona da bazı insanlar "BÜYÜK" ler söylediğinde hem şaşırır, hem de üzülürdü. "Ama anne", derdi, "Hem beni hem kardeşimi sevsinler, hem kardeşim daha küçük, nasıl yapacak ki, o söylediği şeyleri!" BaĞzı insanlar, baĞzı kafalar enteresan!


- BaĞzı insanlar deyince aklıma ne geldi. Cem Yılmaz diyordu bir gösterisinde, "herkes oksijen alıp, karbondioksit veriyor, ama bazılarına, içeride bir şeyler oluyor!!!" gerçekten, nasıl oluyor da, çocuklara bu şekilde manasız yaklaşımlar da bulunuluyor anlamıyorum. Hani eski mantık tamam ama hiç mi hayattan bir şey almadın? Hiç mi kendine bir şey katmadın? Bu şekilde nasıl bir insan yetiştirebileceğini sanıyorsun?


- En çok ne zaman mutlu olursun diye sorarsanız, işte sabah uyanınca burnuma vuran çay kokusu ile başlarım. Bir arkadaş ile sohbet etmek diyebilirim. Evdeki temizlik kokusu ya da sevdiğim bir filmin vizyona girmesi de olur. Ya da bir seyahat öncesi, telaşlı heyecanlı hazırlık haller, yeni yerler keşfetmek... Ama farkettim de en çok çocuklarım yemeklerini özellikle de yaptığım yemekleri yedikleri zaman benden mutlusu olmuyor. Belki bir çoğu için anlamsız gelir ama, anneler beni çooook iyi anlar eminim. Annem küçükken, "siz doyunca, ben yemiş gibi oluyorum" derdi de anlamazdım. Şimdi çok iyi anlıyorum.


- "Anne, keşke seni cebime koyabilseydim" dedi Lorin geçen gün. "Ne güzel, mesela okuldayken, canım isteyince, bakardım, sana sarılırdım, sonra yine cebime koyardım" diye de ekledi...



- Bir süredir yoğurt mayalamıyorum ve bunu ciddi ciddi dert edindim. Hayır beslenmeye takık biri değilim ama duyduklarım, okuduklarım beni çok ürkütüyor. Şimdi hepten organik beslensek, hem ekonomik değil, hem de ulaşamıyor insan her istediğinde. Üstelik, organik de ne kadar organik tartışılır. Mevsiminde yedirmeye çalışıyorum ben de olabildiğince, yoğurt mayalamaya çalışıyorum her ne kadar bu ara ihmal etsem de. Tavuk artık neredeyse hiç almıyorum. Kola, cips, ketçap, sosis salam gibi şeyler de yedirmiyorum. Ciddi bir yasak koymadım ama eve almayınca alışmadılar. Şimdi de teklif edince bile tadına bakmak istemiyorlar. Tamam ama çikolata, gofret, kakaolu süt gibi şeyleri yiyor çocuklar. Hele büyüdükçe, hele okuldaki kantinden alış veriş etmeye bayılınca... Ben de bilinç oluşturmaya çalışıyorum, ne kadar olabilirse.


- Bu bilinci nasıl oluşturmalı derken, kendimden başladım işe. Kendim abur cubur çok sevdiğim için, önce kendi nefsimi, bedenimi ıslah etmeliyim diye düşünüyorum. Ve yavaş yavaş, hayatımızdan uzaklaştırmaya çalışacağım. Dediğim gibi bu daha başlangıç. Nasıl yaparım, başarılı olur muyum, orası bilinmez ama, zararlı ile sağlıklı olanı ayırt edebilmeyi ve tercih yapabilmeyi öğretmek istiyorum. En çok da sağlık için. Niyet ettim, bakalım....


- Bir de bu abur cuburdan kopma fikri, kilo probleminden çok, sağlıklı beslenmek için olmalı diyorum. Çünkü hiç bir zaman abartılı kilo fazlam olmadı benim. Ama şunu farkettim ki, ben bir süre kısarak, diyet yaparak, diyet sonrasında daha çok çikolata yemek istiyorum. Yani ben rahatca yemek için zayıflamak istiyorum. Savaştığım 4- 5 kilo var bir türlü gitmeyen. Hatta bir ara yazmıştım, diyet sonrası yiyebilmek için çikolata stoklayan ilk insan olabilirim :) İşte bu algımı değiştirmeye başlayarak işe koyuldum. Yani yemek için değil, sağlıklı olmak ve alışkanlıklarımı değiştirmek için yapacağım. En sonunda da çocuklarıma iyi örnek olarak, hayatımızı daha sağlıklı hale getirmek gibi bir düşüncedeyim.


- Bu diyet ya da sağlıklı beslenme işinden yola çıkarak söylemeliyim ki, çocuklar için bir şeyi değiştirmek ya da onlara doğruyu gösterebilmek istiyorsak, işe her daim önce kendimizden başlamalıyız. Hem ne demiş atalarımız "Sen önce kendine bak!" Ceza da şarkısını söylemiş, kulak vermek gerek....


2 comments:

Unknown said...

"Ama şunu farkettim ki, ben bir süre kısarak, diyet yaparak, diyet sonrasında daha çok çikolata yemek istiyorum."
Sırf bu cümlenizden dolayı, size Karatay Beslenmesini öneriyorum. Önce ilk kitabınının tamamını okumanızı, sonra başlamanızı öneririm. Bakın bakalımi o çikolata yeme istekleri ne oluyor. :)
Sevgiler.
Beste

Girno said...

Aslında bir ara Karatay'ın kitabını da aldım, ama yapmadım diyeti. Denesem iyi olacak, gerçekten o çikolata yeme isteğinden kurtulmak istiyorum çünkü. Önerin için teşekkürler Beste ;)