Tuesday, June 10, 2014

Trafiksel Haller



- Dün evet dün tam üç kere akü beni yolda bıraktı. Nasıl oldu? Nasıl olacak, çocuklar defalarca araba içindeki tavan lambalarını açık bırakınca, anne de kontrol etmeyince, ya da bazen kapıyı tam kapatmayınca oluyor işte. Tamirci ağabey de bunu biliyor. Hemen arabasına atlayıp aküyü şarj ediyor. Dün yine herzamanki gibi kütüphaneden çıkıp, çocukları almak üzere arabaya yöneldiğimde arabayı çalıştıramadım. Hemen ustamızı çağırdık. Geldi ve aküyü şarj etti, yola koyuldum. Çocukların okuluna vardım. Çocuklar bahçede oynadıktan sonra, tekrar yola çıkmak üzere arabaya bindik ki, akü bitmiş, dolayısıyla araba çalışmıyor. Tekrar ustayı aradım, o arada çocuklar yoldan geçen mısırcıdan mısır aldılar.





Tekrar okul bahçesine gidip oynadılar. Usta geldi ve şarj işleminden sonra yola koyulduk tekrar. Tam da bir adanın etrafından dönecektik ki, araba stop etti ve çalışmadı. İşte o an da kendimi kötü hissettim. Çocuklarla arabadayız. Arkamızda konvoy halinde bir dolu araba. Ortadaki yuvarlağın sağından gelerek, benim kapattığım yola dönmeye çalışan bir başka araç sürüsü. Kornalarına asılan, bağıran, çağıran bir sürü insan. O an yokolmak istedim. Bir de yurdum insanları var ki işte onlar evlere şenlik! Arkamdaki aracın şoförü, tam elini kaldırmış, sayrdıracakken, benim "aküm bitti" diyen sesimi duyunca durdu. Karşıdan gelmekte olan şoför arkadaş, "çok laf yediniz, söyleniyor herkes" deyince, "bak geliyo terlik" diyecektim az kalsın bu felaket tellalına. Zaten gerilmişim kardeşim, bir de sen geriyorsun beni, gereksiz yere. Bir başka arabadan inen pek yardımsever şoför arkadaş, "yardım edelim mi abla?" dedi, ardından bir motosikleti paylaşan iki genç arkadaş, "arabayı itelim mi?" dediler. Daha dahiyane bir başka yaya olan amca, "keşke biraz kenara alsaydın, yolu kapattın kardeşim" dedi. Hepsine boşboş bakan ben, tam ağzımı açıp birşeyler geveleyecek, "zaten bilerek olsa, yolun ortasında durmazdım, akücüğüm, sen müsait bir yerde bit derdim" diyecektim ki, az önce bana arabayı itme teklifinde bulunan genç motorsikletli arkadaşlar, dahi amcaya olayı izah etmeye çalıştılar. O ikisinin tartışmasına, başıma toplanan kalabalığa, arka koltukta oturan iki kızıma, lüzumsuz çalan kornalara, bitmek üzere olan telefon şarjıma, yolu tıkamış olmama, her kafadan çıkan başka seslere aldırış etmeden sükunetimi korumaya çalışıyordum. Bu hengame arasında, ustayı aramıştım ve o da yakınlardaydı, neyse ki ve az sonra gelecekti. Arabanın, hava sıcaklığından dolayı bütün camları açıktı ve ben otomatik cam olduğuna ilk kez kızdım. Çünkü kapatıp, bütün bu "hayırsever" ve herşeye karışmaya pek hevesli insanlar topluluğundan uzaklaşmak istedim. 


- Tekrar yola koyulduk. Epey de bir yol almıştık ki, kırmızı ışıkta yanımda duran işadamı kılıklı bir şofer arkadaş "makine olunca, insan nasıl da çaresiz kalıyor değil mi hanımefendi? Sadece Allah kimseye muhtaç değil" gibi ulvi bir şeyler söylemeye çalıştı, ben de hı hı , der gibi başımı salladım gayri ihtiyari. Ada, "anne tanıyor musun bu adamı " dedi. Tanımıyordum ve bu insanlar hem ne rahattı ve hem de ne garipti.

-Böyle fütursuzca arabama yaklaşan, "yardım edelim mi abula?" diye konuya giremeye çalışan yurdum insanları için, bir düğme olmasını hayal ediyorum arabamda. Böyle sipsivri metaller çıkacak arabadan ve  o adamlar 1 metreden daha fazla yaklaşamayacaklar!


- Bocalayıp duran ve bizi yollarda ele güne rezil eden akümüzü değiştirttikten sonra evimize döndük. 


- Yardımsever insan deyince, ülkemizde pek çok var bu güruhtan. Sanki tam ben park ederken, arkadaki kaldırım ikiye ayrılıyor ve içinden, "sağ yap, topla gel, ben sana derim abla, rahat rahat gel" diyen bir adam çıkıveriyor. Sonra bana yardım etmenin huzuruyla kanatlarını çıkarıp, kaldırımın içindeki yuvasına dönüyor, ta ki başka bir baĞyan şofer gelene kadar, huşu içinde uyuyor. Çünkü bu tipler, baĞyan olan şoferlerin, kesin yardıma ihtiyacı olduğunu düşünüyorlar. Sen o yokmuş gibi davransan da, o sen park edene kadar direktiflerine devam ediyor. Enteresan!!!


- İtiraf ediyorum nokta kom; eğer önümde ki çukurlaşan yoldan kaçarak s çizer gibi gidersem, ön dikiz aynasından, arkadaki araca bakıyorum, aynen benim yaptığımı yaptığında da  içten içe mutlu oluyorum, gururlanıyorum :)


- Trafikte yol alırken, minübüs ve taksi şoförleri yokmuş gibi davranıyorum. Eğer varlıklarını kabul edersem çok sinirlenecekmişim gibi geliyor. Ben de onları ya hayalet  gibi ya da başka bir gezegenden olduklarını varsayarak, umursamadan yolalıyorum. Çok çekingen araba kullanmadığım için, beni yoldan çıkarmak suretiyle bir harekette bulunamıyorlar ama zaman zaman kullandıkları dilden de, bütün yolların tek hakimi gibi tavırlarından da rahatsız oluyorum. Daha bugün yolun ortasında gereksiz ve uzun duran bir minübüs şoförünü uyaran adam, az kalsın dayak yiyordu, tam da Üsküdarın göbeğinde.


- Bu minübüs ve taksi kullanan arkadaşlar içinse Kibariye'nin annesinin bir modelini düşünüyorum (belki hatırlayanlar vardır). Böyle düğmeye basınca, arabanın en üstünden o teyze çıkacak ve şöyle bağıracak "şofeeeeerrrr, şofeeeeerrrr!!! Ve terlik fırlatacak!!!


- Bir de sinyal diye bir şey var arkadaşım! Böyle yanıp sönen bir uyarı işareti. Elinize yapışmaz! Kullanınca incileriniz dökülmez. Sinyal vermeyip lap diye sağa sola kıvrılınca siz, arabanızı ters çeviresim geliyor. Kaplumbağa gibi, sonra dönsün bakalım eski haline!







No comments: